YENİ "GEZİ" YOKLAMALARI

Faruk AKTAŞ 02 Haz 2020

"Gezi kalkışması"nda motor gücü olarak yasadışı aşırı sol unsurlar, seküler ve neo-liberal kesimler kullanılmıştı.

“Gezi kalkışması”nın 7. yıldönümünde bütün muhalif kesimler ve “şer unsurlar”da yoğun bir hareketlilik gözleniyor.

ABD’de polisin siyahi bir genci vahşice boğarak öldürmesi sonrası başlayan ve giderek tüm ülkeyi saran protestolardan da “sinerji” alan bu kesimler Türkiye’de de Gezi benzeri yeni bir vandalizmin fitilini yakacak malzeme arayışında.

İktidarı zayıflatacağını umduğu her duaya “amin” diyen muhalefet cephesi bu duruma zaten teşne.

“Şer cephesi” ise düğmeye basmış durumda.

“Gezi kalkışması”nda motor gücü olarak yasadışı aşırı sol unsurlar, seküler ve neo-liberal kesimler kullanılmıştı. Bölücü unsurlar ise destek gücü olarak sahaya sürülmüştü.

Bu kez tersi bir durum söz konusu.

Bölücü unsurlar motor gücü olarak kullanılmaya çalışılırken diğer unsurlar destek güç olarak devrede.

Özetleyelim…

Son bir haftadan bu yana Gezi kalkışmasına bol bol selam gönderen PKK, “1 Haziran’dan itibaren yeni bir hamle başlatacağız” diyerek özellikle kentlerde ve metropollerde eylemliliklerini arttırma kararı aldı.

PKK’nın çatı yapılanması KCK’nın Eşbaşkanı Bese Hozat da, “Demokratik muhalefetin sokağa, meydanlara taşınması, faşizme karşı mücadelenin sokakta/meydanlarda verilmesi gerekir” dedi.

Hozat’ın “demokratik muhalefet” dediği bir bütün olarak “Gezi kalkışması”nda yer alan ve kalkışmayı destekleyen unsurlar.

PKK’nın Avrupa’daki kuruluşlarından Kongra-Gel ise “Bu çete ittifakını yıkmak için her şey meşrudur... Yapılması gereken şey mücadeleyi yarına ertelemeyen, işi seçimlere bırakmayan, faşizme karşı tüm devrimci-demokrasi güçlerinin mücadele birliğinin yaratılmasıdır” açıklaması yaptı.

Bu terör gruplarının “çete ittifakı” dedikleri Cumhur İttifakı.

Kongra-Gel’in açıklamasındaki, “işi seçimlere bırakmayan”, “her yol meşru” ifadelerinin altını özellikle çizmek gerek.

Bu açıklamaları okuyunca ister istemez bazı CHP’lilerin yakın zamanda, “Bu hükümet öyle ya da böyle”, “Seçimle veya başka yollarla gidecek” şeklindeki sözleri insanın aklına geliyor.

Neyse devam edelim…

PKK’nın söz konusu açıklamalarından sonra bir açıklama da geçtiğimiz günlerde HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç’tan geldi. Oluç da PKK gibi “çete” olarak niteledikleri hükümete karşı artık “pasif” tepkilerle yetinmeyeceklerini belirterek,  “Bayramdan sonra sahaya ineceğiz” dedi.

Tabi “Gezicilerin” gözbebeği, Selahattin Demirtaş da olası yeni bir “Gezi kalkışması”ndan geri durmak istemedi. 2014’te 50 kişinin hayatını kaybettiği 6-7 Ekim olaylarını kışkırtmak suçundan cezaevinde tutuklu olan Demirtaş, yeni bir kalkışmaya katkı mahiyetinde “Gezi direnişi bitmedi, sürüyor” açıklamasıyla sürece müdahil oldu.

Tüm bu açıklamaları, “Gezi kalkışması”nın yıldönümünde PKK unsurlarının “kendi kendilerini tatmin etme çabaları” olarak okumak yanlış olur.

Bu açıklamalar, yeni bir kalkışma çabalarına işarettir.

Özellikle FETÖ çevrelerinin de tüm unsurlarıyla PKK’nın bu kalkışma çabalarına verdikleri desteği dikkat çekmekte fayda var.

Yeni bir “Gezi kalkışması” için zemin yaratılmaya çalışılıyor, bunun için malzeme aranıyor.

Nerede bir koku alsalar hemen başına üşüşüveriyorlar.

Ramazan ayında kimi polis ve bekçilerin koronavirüs önlemleri konusunda bazı vatandaşlar ile sürtüşmeleriyle başlayan ortamı germe çabaları İzmir’de bazı camilerden “Çaw Bella” çalınması ardından provokasyon mu yoksa kendini bilmez bir densizin ahmaklığı mı henüz belli olmayan İstanbul’da bir kilise çanının kırılması olayı, sonrasında yine daha çok provokasyon kokan Hrant Dink Vakfı’na tehdit içerikli bir mesaj gönderilmesi…

Son olay Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Ağrılı bir gencin tartıştığı bir grup tarafından bıçaklanarak öldürülmesi hadisesi.

PKK’nın yayın organları 20 yaşındaki Barış Çakar isimli gencin Kürtçe müzik dinlediği için öldürüldüğünü servis edince başta FETÖ’cüler olmak üzere tüm “Gezici” çevreler “Bundan bize bir ekmek çıkar mı?” diyerek “Kürt-Türk gerilimi yaratma” çabasına girişti.

Oysa olay Valiliğin açıkladığı şekliyle, Barış Çakar’ın, ezan okunduğu sırada yüksek sesle müzik dinleyen bir grubu uyarması üzerine başlaması ve yaşanan tartışmada bıçaklanarak öldürülmesi olayıydı.

Yani sözünü ettikleri Ağrılı Kürt genç, Kürtçe müzik dinlediği için değil, ezan hassasiyeti nedeniyle bir grup serseri tarafından öldürülmüştü.

Olay ortaya çıkınca bu şer unsurlar, bu gencin ölümünden kendilerine ekmek çıkmayacağını anlayınca k.çlarının üzerine oturdular ancak bunların, kucaklarında oturdukları güçlerce dürtüldükçe “yiyecek aramaya” devam edeceklerini, bulamayınca da bazı kemik parçalarının önlerine düşmesi umuduyla ortalığı bulandırmak için her türlü çaba içine girmeye devam edeceğini bilmekte yarar var.