'BAŞUCU KİTABIM DON KİŞOT!'

Röportaj Cumartesi 02 Şubat 2019 03:00

Başarılı Bas-Bariton, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan, "Don Quichotte" (Don Kişot) Operasının serüvenini YeniBirlik'e anlattı

'Başucu kitabım Don Kişot!'

Sema SEZEN

Cervantes’in ölümsüz eseri “Don Quichotte” (Don Kişot), opera olarak Türkiye’de ilk kez sahnelenecekse elbette dünya çapında ve Türkiye’de opera alanında adını yazdırmış bir sanatçı tarafından canlandırılacaktı. O da tabii ki bu eseri başucundan her yaşta eksik etmeyen Suat Arıkan olacaktı. İstanbul Devlet Opera ve Balesinin bu yılki teması olan “idealizm” kavramı kapsamında sahnelenen Don Kişot’u, Arıkan’dan dinledik.

Don Kişot’a nasıl karar verildi?

Mançalı Adam müzikalini ve Don Kişot balesini repertuvara daha önce almıştık. Massenet gibi önemli bir opera bestecisinin, böylesine önemli bir karakterinin operasını yazmış olması ve bugüne kadar Türkiye’de hiç oynanmamış olması büyük bir eksikti. Türkiye Prömiyerlerine alışmış olan sanat anlayışımız gereğini yaptı. Ve bu eseri repertuvarına aldı.

Hazırlık süresi nasıl oldu?

Geçen sezonda rol dağılımı yapılıp görevler belirlenince yaz aylarında çalışmalar başladı. Sezonunun açılmasıyla yavaş yavaş hızlanan müzikal çalışmaların yanında dekor ve kostüm tasarımı ve üretimi hız aldı. Temsil yaklaştıkça artan yoğun çalışmalar meyvesini verdi. 19 Ocak 2019’a geldiğinde artık herşeyimizle hazırdık.

“HERKES GİBİ BEN DE DON KİŞOT’UM”

Opera sahnesinde Don Kişot olmak nasıl bir his?

Şahsen bu karakteri zaten çok seviyordum. Herkes gibi ben de kendimi bir Don Kişot! gibi hissediyorum. Başucu kitabım Don Kişot! Her yaşta, her okuduğumda başka bir şey daha keşfediyorum. Mançalı Adam’da da büyük bir mutluluk yaşamıştım. Öğrencilik yıllarımda dinlediğim Nicolai Ghiaurov yorumu beni çok etkilemişti. İlerideki yaşlarımda bu eseri ben de oynamak istiyordum. Bunun sonunda gerçekleşiyor olması, makyaj yaparak onun kılığına girdikten sonra sahnede ışıkların altında olmak gerçekten de çok heyecan verici, olağanüstü bir “DURUM”.

Don Kişot’tan sonra hangi operada olmayı isterdiniz?

“Don Carlo, Simon Boccanegra ve Boris Godumov henüz oynayamadığım eserler. Henüz çok genç olduğum için ileride oynamak isterim doğrusu.”

BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ

Fransız roman ve oyun yazarı Henri Cain’in librettosunu yazdığı, romantik dönemin önemli bestecilerinden Jules Massenet’in son zamanlarında bestelediği “Don Quichotte” Operası, dünyada ilk kez, 1910 yılında Monte Carlo Operası’nda sahnelendiğinde büyük ilgi görmüştü. Türkiye’de eseri Recep Ayyılmaz sahneye koyarken, Zdravko Lazarov ve İstanbul Cervantes Enstitüsü’nün katkılarıyla İspanya’dan davet edilen Helena Bayo, Orkestra Şefliğini dönüşümlü olarak üstlendi. Koro Şefi ise Paolo Villa. Dekor tasarımı Efter Tunç’a, kostüm tasarımı Gizem Betil’e, ışık tasarımı Yakup Çartık’a, koreografi ise Beyhan Murphy’e ait.Dulcinée rolünde; Aylin Ateş, Özge Kalelioğlu, Deniz Likos - Don Kişot rolünde; Suat Arıkan, Gökhan Ürben – Sancho rolünde N. Işık Belen, Umut Kosman, - Pedro rolünde; Begüm Karacasu – Garcias rolünde Banu Ergün, Funda Güllü - Rodriguez rolünde; Can Reha Gün, Bahadır Özkoca - Juan rolünde; Zafer Çiftçi, Çağrı Köktekin dönüşümlü olarak rol alıyorlar.

‘Eserlerimiz dünya opera repertuvarına girebilir’

Bu yıl Türk operasında ciddi bir atılım var..
Sanatçı kadrosu olarak; her biriyle kalitesi her sezon yükselen bir dönem yaşıyoruz. Işık, sahne gibi teknik donanım alanlarında da günümüz teknolojisini takip edebilirsek çok daha yüksek bir sahneleme kalitemiz olacaktır.
Öte yandan Türk Operası orkestra-koro ve solistleriyle, dekor kostüm dekoratörleri gibi yaratıcı kadrosuyla da iyi eğitim almış, yaratıcı bir ekip. Eksik olduğumuz taraf, ışık sanatı da dahil olmak üzere sahne teknolojisi, çağı yakalama konusu. Teknoloji takip edilmeli, yeni ekipmanlar alınmalı, en son teknoloji sahnede rejisörlerin yaratıcılığına bırakılmalıdır. Opera, son derece çağdaş bir sanattır ve bulunan her yeni şey, operanın hizmetinde olmalıdır.
Yani Türk Operasının dünyadaki yeri nedir?
Türk Operası vardır. Bu bir gerçektir. “Türk Beşleri”nin ilk çabalarından sonra, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, Okan Demiriş, Selman Ada ve Çetin Işıközlü gibi birçok opera yazan besteciler geldi. Çek, Macar, Roman, Bulgar, Polonya Operası gibi bir Türk Operası da dünya opera repertuvarlarına girebilecek ölçüdedir. Daha genç besteciler yetişiyor ve biz opera yöneticileri olarak, onların bu yeni eserlerini mutlaka belli ölçüde sahnelenme olanağı verilerek desteklemekteyiz. Ne kadar çok eser yaratılabilirse, tarihin süzgecinden geçerek mutlaka birkaçı dünya opera repertuvarına girebilir.

Arıkan’a Şövalye
Nişanı verildi

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Sanat Yönetmeni Bas-Bariton Suat Arıkan, Opera ana sanat dalına katkıları nedeniyle 2006 yılında operanın anavatanı İtalya’da cumhurbaşkanı Carlo Ciampi tarafından “Şövalyelik Nişanı” unvanını almıştı.
Opera yaşamında Maestro Leyla Gencer’in yanı sıra Dan Lordacesu, Daniel Ferro ve Licinio Montefusco ile de çalışmıştı.

Her çağda popüler

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu seneki teması olan “idealizm” kavramı kapsamında akla ilk gelen figür : “Don Quichotte”. İspanyol yazar Miguel de Cervantes’in 1600’lerin başında yazdığı ve hiçbir dönemde güncelliğini yitirmeyen bu eserden esinlenilerek bestelenen “Don Quichotte Operası” yoğun hazırlık sürecinin ardından, Türkiye’de ilk defa Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi.
Fransız oyun – roman yazarı Henri Cain’in librettosunu yazdığı, romantik dönemin önemli bestecilerinden Jules Massenet’in son zamanlarında bestelediği “Don Quichotte” Operası, dünyada ilk kez, 1910 yılında Monte Carlo Operası’nda sahnelendiğinde büyük ilgi görmüştü. Seyircinin büyük ilgi gösterdiği Türkiye prömiyerinde eserin olay örgüsü ana hatlarıyla şöyle: İnsanlığın unuttuğu erdemlerin peşinde koşan, tutkulu gezgin şövalye Don Quichotte, inandığı doğrular ve aşkı için hayatını riske atmaya hazırdır. Don Quichotte ve sadık yaveri Sancho’nun küçük bir İspanyol kasabasına gelmesiyle başlayan olaylar, Don Quichotte’un Dulcinée’yi idealindeki kadın olarak görmesi ve ona aşkını ilan etmesiyle devam eder. Ancak Dulcinée, sözde Don Quichotte’un kendisine duyduğu aşkı sınamak için, ondan bir istekte bulunur: Gezgin Şövalye, Dulcinée’nin kolyesini çalan hırsızı bulup, kolyeyi ondan alarak güzel kadına geri getirecektir… Getirmesine getirir, ama ettiği evlenme teklifi Dulcinée tarafından geri çevrilince, kandırıldığını anlar….
“Don Quichotte”operası ile görünüşteki komedi ögelerinin ardında, insanlığa bazen üzücü bazen sarsıcı hayat dersleri verilir.