BİRLEŞMİŞ MİLLETLER RAPORU UYARIYOR: YERYÜZÜNDE BİR MİLYON TÜR YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

Dünya Pazartesi 16 Eylül 2019 11:12

Yazarları arasında Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Kerem Saysel'in de bulunduğu Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES)'nun birinci küresel değerlendirme raporuna göre 1 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Birleşmiş Milletler raporu uyarıyor:  Yeryüzünde bir milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

 Yeryüzünde insanın var olduğu zaman diliminde ilk defa bu kadar çok türün yok olma tehlikesi yaşadığına dikkat çekilen rapoda, özellikle son 50 yılda artan tüketim faaliyetlerinin ekosisteme verdiği zarar çarpıcı rakamlarla ortaya konuluyor.

 Birleşmiş Milletler’e bağlı faaliyet gösteren Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (Intergovernmental Science-Policy Platform on Biodiversity and Ecosystem Services, IPBES)’nun birinci küresel değerlendirme raporu, bir milyon türün yok olma tehlikesi yaşadığını, bunun yanı sıra 1900’lü yılların başından beri dünyadaki ormanların yüzde 50’sinin yok olduğunu belirtiyor. Rapora göre son 50 yılda karasal türlerin popülasyonlarında yüzde 36, deniz türlerinin popülasyonlarında ise yüzde 36 azalma görüldü. Karasal alanların yüzde 75’inin insanlar tarafından değiştirilerek doğallığını kaybettiğini, deniz alanlarının yüzde 60’ından fazlasının yoğun insan etkisi altında olduğunu ve sulak alanların yüzde 85’inin kaybedilmiş olduğunu kaydeden rapor, 1980’den bu yana kişi başına küresel tüketimin yüzde 15 oranında arttığını söylüyor.

 Rapora göre arazi kullanımı, organizmaların doğrudan tüketimi, iklim değişikliği, kirlilik ve işgalci türler biyoçeşitlilik kaybının başlıca nedenleri. “Orman, mera ve sulak alanlarımızın tahrip edildiği ülkemizde canlı, doğal tür varlığımızı korumadığımızı, sorumsuzca tükettiğimizi söyleyebiliriz’’ görüşünü dile getiren Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Prof. Dr. Ali Kerem Saysel, iklim değişikliğinin bir ölçüde insanların gündeminde olmasına rağmen biyoçeşitlilik sorununun aynı konumda olmadığını, ana akıma taşınması gerektiğini vurguladı.

 Yaklaşık 150 kişinin katılımıyla üç yıllık bir süre içinde yayımlanan 800 sayfalık raporun “Sürdürülebilir Gelecek Senaryoları ve İzlekleri” (Scenarios and Pathways for a Sustainable Future) başlıklı bölümünün yazılmasına katkı sağlayan Prof. Dr. Saysel, raporun verdiği en temel mesajın iyi yaşama dair algıyı değiştirmek olduğunu belirtti:

“İyi yaşamdan ve yaşam kalitesinden anladığımız şey ne kadar tüketimle, ne kadar ilişkisel faaliyetlerle ilgili? İnsanın maddi ihtiyaçlarını tabii ki yadsıyamayız ama iyi yaşam kalitesini tesis eden şey aynı zamanda doğayla ve birbirimizle kurduğumuz ilişki ve entelektüel yaşantımızla ilgili değil mi? Bir milyon türün tehdit altında olmasından bahsederken iyi yaşamdan ne anladığımızı konuşmak çok ilgisiz görülebilir, ama aslında meselenin özünde yatan bir soru bu.”

“Aktif politikalar olmazsa daha ölü bir doğa göreceğiz”

 IPBES raporuna göre 1970’ten beri tarımsal ürün üretiminin değeri yüzde 300, ham kereste hasadı ise yüzde 45 artış gösterirken, yenilenebilir ve yenilemez kaynakların çıkarılma miktarları 1980’e göre iki kat artarak yılda 60 milyar tona ulaştı. Kentsel alanların 1992’den bu yana 2 katına çıktığının belirtildiği raporda, arazi bozunumunun dünyadaki kara yüzeyinin yüzde 23’ünün verimliliğini düşürdüğü belirtiliyor ve olumsuz eğilimlerin 2050 ve sonrasında da devam edeceği vurgulanıyor.

 Raporda 1980-2000 arasında 100 milyon hektara karşılık gelen bir alan kadar tropikal ormanın yok olduğu belirtiliyor. Biyoçeşitliliğin azalma riskinin en yüksek olduğu yerlerin ekosistem üretkenliğinin en yüksek olduğu tropik kuşak ve Türkiye’nin de içinde olduğu büyüyen ve tarihsel olarak geç kalkınan ekonomilerin bulunduğu coğrafyalar olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Kerem Saysel, “Bundan sonra tercihe dayalı politikalar uygulanmaz ve pek çok sektörde birden dönüşüm yaşanmazsa, daha bozulmuş bir yeryüzü, daha kararsız bir iklim, daha ölü bir doğa ve daha kararsız çevre şartları göreceğiz. Önümüzdeki 50 yılda çok etkili ve ön alıcı politikaların uygulanacağını sanmamakla beraber teknolojik ilerleme, yeni teknolojiler için büyüyen piyasalar ve tüketim üzerinde kaynak kıtlığından kaynaklı baskılar bir şeyleri değiştirecek. Hayırlı gelişmeler gecikerek gelecek ve geç kaldığı ölçüde bugün doğaya dair tanıdığımız, bildiğimiz bazı şeyleri kaybedeceğiz,” ifadelerini ekledi.