Fon24_Sag


2017

İşin kolayına kaçıp "2016 şöyleydi, böyleydi. Aman bittiği iyi oldu" demenin bir yararı yok.

İşin kolayına kaçıp “2016 şöyleydi, böyleydi. Aman bittiği iyi oldu” demenin bir yararı yok. Pazar gününden bu yana değişen tek şey takvimdeki sayılar. Hayat devam ediyor, üç gün önce neysek; üç gün sonra gene “o”yuz. Bir “an”ı değil, bir süreci yaşıyoruz bize verilen ömür boyunca. Bunu hepimiz biliyoruz ama bazen bu tarafını ıskalıyoruz gibi geliyor…

Gerçekçi olursak; pek bir geyik haline gelen “2017’den beklentileriniz nedir?” sorusu anlamsızdır. Bize birşeyler’i 2017 senesi mi sağlayacak?  yoksa -toplumu oluşturan bireyler olarak fert fert - kendi çalışma ve gayretimizle, fiili olarak kendimiz mi bir şeyleri gerçekleştireceğiz? 

FUTBOL

“Hayat fena halde futbola benzer” sözü ve devamındaki takım oyunu vurgusu günümüzde daha anlam kazanmıştır. (Dar Alanda Kısa Paslaşmalar/Serdar AKAR ve Erkan CAN’a selam olsun!) Avrupa Futbolu ile aramızdaki en bariz fark da (hayatımızı ve) futbolumuzu gerçeklerden uzak durarak yaşama gayretimiz aslında. Onlar takım halinde, bir bütün olarak oynuyor, biz kopuk, kopuk

Geçen sene şampiyon olurken Şenol HOCA ve KaraKartal’ın başardığı buydu. Abdullah AVCI senelerdir bu kimyanın peşindeydi. Aykut HOCA’nın Konyaspor’undan niye kimse milli takıma çağrılmıyor? sorusunun cevabı “takım oyunu”nda gizli. Efsane MARADONA’dan başka kimse, tek başına bir takımı (Napoli) sırtlayıp bir yere götüremedi daha da götüremez. Onca acı tecrübeden sonra, hala bireysel kurtarıcıların peşinde koşmanın gereksizliğini anlamayanlarımız var. Lionel Messi bile Arjantin Milli Takımı ile bunu başaramamışken W. Sneijder’ın, Emre BELÖZOĞLU’nun takımlarında, Arda TURAN’ın Milli Takımda bunu tek başına yapmasını beklemek beyhudedir. Taraftar ve kamuoyu olarak beklentilerimizi daha total futbol konularına kaydırmalı ve takım oyununu önemsemeliyiz. 

HAYAT

Tribünleri doldururken; çalım atanı değil, pas vereni, egoist olanı değil, tekmeye kafa uzatanı teşyi/teşvik etmeliyiz ki takım oyununun bir anlamı olsun. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filminde devamla “dört güzel pas % 90 gol getirir” derken de yüceltilen buydu. Penaltı ve Frikik dışında hep daha müsait olana, pozisyonu daha uygun olana, demarke olana pas vermenin yollarını aramanın toplumsal bir refleks haline gelmesi bizi ilerletecek olandır. Toplam kalitemizi dayanışma ile arttırmak sonuca yönelik en kısa yoldur.

Sebep-sonuç ilişkisini doğru kurarsak; bireysel olarak da, toplum olarak da başımızdaki sıkıntı ve problemleri dayanışma (toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez) halinde daha kolay göğüsleriz. Teröre, savaşa ve olumsuzluklara teslim olmak yerine, öncelikle ailemizden başlamak üzere, çevremizle, arkadaş ve dostlarımızla, işyerinde mesai arkadaşlarımızla ve yolları paylaştığımız diğer sürücülerle olan ilişkilerimizi bile daha özenle, daha anlayışla süsleyebiliriz. Tepki göstermeden önce bir mili saniye bile olsa empati yapabilmek (ruh hastası değilsek) gayet insani bir çaba olacaktır. Bir yerden başlayacaksak hep birlikte buradan başlamak en kolayı olacaktır.

İyi bir sene geçirmenizi ve bu sene hem daha sabırlı, hem daha mutlu olmanızı dilerim.