2020 VE SONRASI: İLERİ DEMOKRASİ ÇAĞI

Rusya ve Çin 2019 yılında ABD karşısına birlikte çıkmaya hazırlanan bir ittifakı temsil ediyorlar.

Hepinizin yeni yılı kutlu olsun. 2019’un dünyada öne çıkan olayları nelerdi? 2020 yılında bizleri neler bekliyor? Bugün kısa kısa bunlardan bahsedeceğim.

2019 yılı dünyanın çivisinin çıkmaya yüz tuttuğu bir yıl oldu. Başta Fransa olmak üzere AB ekonomilerinde baş edilemeyen ekonomik sıkıntılar, devletlerin ağır borç yükü altında olmaları, emekçi kesimlerin geçmişe oranla sosyal hak ve reel gelirlerinde gerçekleşen azalmalar, protesto ve grevler ve nihayetinde yükselen ırkçılık. Kıta Avrupası’ndaki milletler halen daha atalarından kalan mirası yemekle meşgul olsalar da, bu milletlerin artık yüzyılların yorgunluğu ile bu sorunlara demokratik sistem içinde bir çözüm üretemediklerini 2019’da gözlemledik. Siyaset ve iktisat bilimlerinde teorik olarak bu şartlar altında sol siyasetin yükselmesi gerekir. Ancak 2019 yılında tam tersini gözlemledik. Popülist sağ ve ırkçı partilerin hızlı yükselişi en sonunda Majesteleri Kraliçe’nin son Başbakanı olan sevgili Boris Johnson’ın zaferi ile perçinlendi. Benim “ileri demokrasi” olarak tanımladığım rejimlere kıta Avrupa’sında da bir yakınlaşma olduğu görüldü. (İleri demokrasiler muhalefetsiz demokrasilerdir ki, sevgili Doğu Perinçek’in de kabul ettiği gibi bunun en müstesna örneği Çin’dir. Düşünün; bırakın muhalefetin olmamasını “Çin Demokrasisinde” seçim bile yoktur!) Siyasi olarak ölü doğmuş bir proje olan Avrupa Birliği parçalanma sancıları çekiyor. Belki önümüzdeki on yıl içinde AB’nin iktisadi ve siyasi yapısında ciddi bir değişiklik de olacaktır. Uluslararası siyaset arenasında ise AB’nin etkinliğinin ve itibarının yerlerde süründüğü bir yıl oldu 2019. Çakma Napolyon saygıdeğer Macron başta olmak üzere Avrupa’nın miadı dolmuş siyasetçileri yana yakıla “Niye bizi de ciddiye almıyorsunuz?”, diye şikâyet makamında nağmeler okudular.

ABD için 2019 yılı iç hesaplaşmaların yılı oldu. Aslında AB için olduğu kadar ABD için de kötü bir yıl oldu 2019. ABD’nin temel problemi aslında “küresel hâkimiyetini devam ettirip ettirmemek” etrafında düğümlenmektedir. Soğuk Savaş sonrasında ilan edilen “yeni dünya düzeni” ve “Amerikan Yüzyılı” gibi sloganların, aslında bir geçerliliğinin olmadığı, 2019 yılında daha belirgin hale gelmiştir. ABD tek süper güç olarak küresel ekonomide para ve bilgi akışlarını kontrol edecek, dünya ticaretinde ana akıntıları yönlendirecek ve bunun karşılığında da dünyanın jandarması olarak dünyada barışı ve asayişi sağlayacaktı. Ancak hiç de beklenen gibi olmadı. 1990’dan bu yana dünyanın her tarafında Amerika’nın artan askeri ve iktisadi müdahalelerinin maliyeti çok yükseldi. Tek başına ABD birbiriyle ihtilaflı ve çatışan ülkeler arasında, karmaşık sorunlar ağındaki bir küresel ekonomide asayişi ve güvenliği sağlayamadı. Bunu sağlamak için (Afganistan, Irak, Libya, Güney Amerika, Afrika ve Suriye’de) yaptıkları askeri müdahaleler, tersine istikrarsızlığın ve kaosun ana sebebi haline geldi. Harcadıkları milyarlarca dolar karşılığında hiçbir siyasi itibar kazanmadılar, aksine itibarları bütün dünyada sıfırlandı. İşgal ettikleri ülkelerde elde ettikleri petrol yağmasından da, sadece birkaç dev enerji firması sebeplendi. ABD’nin yükselen iç ve dış açıkları, 2008 kriziyle birlikte artık refah yerine kriz yaratan doların küresel para olma niteliği, uzun yıllar süren düşük büyüme, gelir dağılımı adaletsizliği ve işsizlik ABD için 2010 – 2020 arasını sürekli birbirine dolanan bir krizler yumağına dönüştürdü. Bundan kurtulmak için ABD’nin içe dönmesi, kendi emperyalist amaçları doğrultusunda kurduğu dünya finans, ticaret ve savunma hiyerarşisini dağıtması ve tek kelimeyle küresel hâkimiyet iddiasından vaz geçmesi gerekiyordu. İşte Kasabanın Şerifi Trump bütün bu eğilimleri temsil etmektedir. Ancak bu kurulu düzenden vazgeçmenin birçok iş adamı ve kurumsal yapının aleyhine olduğu da aşikârdır. Bu yüzden ABD’de siyasi kargaşa hüküm sürmektedir. 2020 seçimleri bu açıdan ö-nemlidir. Eğer Trump seçimleri tekrar kazanırsa ABD’nin önemli stratejik politika değişimlerine gidebileceğini tahmin ediyorum.

Rusya ve Çin 2019 yılında ABD karşısına birlikte çıkmaya hazırlanan bir ittifakı temsil ediyorlar. Ancak bu iki ülkenin ABD ile olduğu kadar birbirleri ile de çıkar çatışmaları vardır. Öte yandan ayrı ayrı her iki ülkenin ABD ile ortak çıkar alanları da mevzu bahistir. Onun için bu iki ülke belli alanlarda karşı karşıya gelirken, belli alanlarda da ortaklık içindedir. Her iki ülkede küresel oyuncular olma sevdasındadır.

Dünyanın genelinde gelişmekte olan ülkeler küreselleşme rüzgârına karşı kendilerini koruyacak ve bu rüzgârdan istifade etmelerini sağlayacak milli politikalar geliştirmektedirler. Öte yandan gelişmiş ülkeler ise kendi konumlarına koruma mücadelesi içindedirler. Bu yüzden 2019 yılı boyunca, dünya ülkeleri bazen birbiri ile bazen de kendi jeopolitik konumlarıyla çelişen kararlar almak zorunda kalmışlardır. Görünen odur ki, dünyada küresel anlamda herkesin kabul ettiği iktisadi ve siyasi kurallar bütününe ihtiyaç vardır. Bu da, ancak ve ancak, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, bütün ülkelerin belli konularda uzlaşmasıyla mümkün olabilir. Fakat her bir ülkenin milli iktisadi ve siyasi çıkarlarından belli oranda taviz vermesi gerekmektedir. Bu ise, hal-i hazırdaki siyasi yapılarla mümkün değildir.

Durum dar bir köprüde karşılaşan iki keçinin hikâyesine benzemektedir. Birbirine yol vermemekte inat eden keçiler toslaşmışlar ve sonuçta her ikisi de köprüden aşağı dereye yuvarlanmıştı. Bugünkü, dünya ekonomisi ve siyaseti birden fazla keçinin dar bir köprüde toslaşmasına benzemektedir. Sonuç ise hepsinin köprüden aşağıya yuvarlanması olacaktır. Herkesin anlayacağı şekilde ifade edersek, eğer mevcut siyasi ve iktisadi yapı devam ederse, dünyayı ya bir büyük küresel ekonomik kriz, ya bir dünya savaşı ya da her ikisi birden beklemektedir. Allah sonumuzu hayretsin.

Bir sonraki yazı ise Türkiye ve 2020 yılı hakkında olacak. Hayırlı Cumalar.