ABD, BİDEN İLE NE YAPMAK İSTİYOR?

Biden, Rusya'yı Avrupa'ya karşı bir hamlede bulunabilmek için olağanüstü zorluyor.

Biden, gerçeklerden uzak, kendi hayal dünyasına göre dünyayı sıfırlamayı hedef seçerek ABD hegemonyasını yeniden tesis etmek istediği artık netleşiyor. Müttefiklerle, ortaklarla birlikte hareket etmek sözü bir seçim beyanı ve ulusal güvenlik stratejisinde yer verilen parlatılmış ve içi boş bir ifade olarak yer alıyor. Görev süresinin bitimine 3.5 yıl kalan Biden yeniden seçilemeyeceğinin bilinci içinde ABD’yi yeniden tek hakim güç haline getirerek tarihe geçen bir başkan olabilmek için çabalıyor.

Biden, Rusya’yı Avrupa’ya karşı bir hamlede bulunabilmek için olağanüstü zorluyor. NATO’yu harekete geçirebilmek için Rusya’dan askeri bir hamle bekliyor. Ancak, Putin bu tuzağa şimdilik düşmüyor. Askeri açıdan Rusya’yı yenebilmesinin güçlüğünü gördüğü için ekonomik yaptırım, diplomatların sınır dışı edilmesi gibi farklı yollara başvuruyor. Ancak, karşısındaki Rusya, Çin ve İran ve hatta Kuzey Kore duvarının daha da güçlenmesine yol açıyor. Bu ülkelerin arasına aldıkları kararlar ile Türkiye’yi de dahil edebilmek için olağanüstü çaba harcıyorlar.

ABD ZAMAN KAZANMAK İSTİYOR

Biden, ABD ana karasını tehditlerden uzak tutamayacağını net bir şekilde biliyor. Artık, başta terör örgütleri olmak üzere her aktör ABD’yi tehdit edebiliyor. ABD, askeri açıdan her geçen gün artan geri kalmışlığının farkında. Kendi toprakları üzerinde değil Avrupa, Orta Asya ve Uzak Doğu toprakları üzerinde oyunlar oynayarak tehditleri kendi topraklarından uzak tutmak ve aslında yeniden yapılanmak için zaman kazanmak istiyor.

Trump’ta bunun farkındaydı ve ABD’nin yeniden hegemonik güç olabilmesi için birçok girişimde bulundu. Ancak, yeterli olmadı. Artık, dünya eski dünya değil, tehditlerle yaptırımlarla yön verilecek bir dünya yok karşılarında.

Türkiye, bu yön vermeye karşı çıkan ne ilk ve ne de son ülke olacaktır. En zayıf zamanında verdiği bağımsızlık mücadelesi ile yenilmez armada olarak belirtilen İngiltere başta olmak üzere Fransa ve onların vekilleri Yunanistan gibi sözde devletleri yerin dibine sokan bir Türkiye var karşılarında. Aynen Rusya’ya karşı uyguladıkları her yönden baskı politikası ile Türkiye’yi de Rusya gibi bir hata yapmaya zorluyorlar. Bu hata karşılığında Türkiye’ye müdahale için kamuoyu oluşturabilmeyi amaçlıyorlar. Ve aynen Rusya’ya olduğu gibi son tahlilde Türkiye’ye karşı müdahale için NATO’yu devreye sokabilmeyi planlamış bile olabilirler.

ABD’nin yeni dünya düzeninde müttefik olarak Türkiye’ye yer yok gibi görünüyor. Yapılan hamleleler ve güç aktarımı Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan, Girit Adası ve Kıbrıs hattının NATO’nun yeni doğu sınırı olarak belirlenmekte olduğunu gösteriyor. ABD, NATO üyelerine Türkiye’yi güvenilmez bir ülke olarak gösterebilmek için  yoğun çaba harcıyor. Haziran 2021’deki NATO Liderler zirvesi bu açılardan Türkiye üzerinde baskıların hissedilir ölçüde artabileceği bir sürecin başlangıç noktası olacak gibi görünüyor. NATO 2030 vizyonunda Türkiye’nin yer almaması için gayretler giderek artıyor.

TÜRKİYE’Yİ ÇEVRELEME

ABD, CAATSA yaptırım kararı ile hasım ilan ettiği Türkiye’ye karşı farklı yaptırım kararlarını devreye sokması beklenmelidir. Soykırım kararını, F-35’ten resmi olarak çıkarılma kararını, Trakya sınırımızın hemen dibinde Dedeağaç’ta üs oluşturmayı, 16 milyon dolar karşılığında Bulgaristan’da sayısı 2500 ile 5000 arasında değişecek şekilde 4 askeri üs tahsisi ve Bezmer hava üssünün kapasite itibari ile giderek genişletilmesini, NATO’nun en büyük tatbikatlarından birinin Romanya’da yapılmasını Türkiye’yi çevreleme ve artık hasım olarak gördüklerinin bir işareti olarak öngörmek gerekir. ABD savaş gemilerine Bulgaristan bayrağı takarak Karadeniz’e geçişi Montrö’yü delmenin bir yolu olarak görülüyor ve deneniyor.

Yeni soğuk savaş şimdilik Karadeniz merkezli olarak yaşanıyor. ABD,Türkiye’yi bu savaşta bir NATO ülkesi olarak değil,aldığı karara uygun bir şekilde hasım olarak görüyor. Şimdilik hasım diyor, bir süre sonra düşman derse şaşırmamak gerekir. Hatırlayalım bu noktaya gelen kadar önceden  “ne dost ne de düşman” olarak tanımlanıyorduk.