ABD'NİN PKK VE PYD HESABI

Faruk AKTAŞ 05 Ağu 2020

Washington'un asıl amacı bir "Kürt devleti" kurmaktan ziyade bölgede kaotik yapının devamını sağlayacak bir yapı oluşturmak.

ABD’li Delta Crescent Energy adlı enerji şirketinin PKK’nın Suriye kolu PYD ile yaptığı petrol anlaşması Washington’un bölgedeki planlarına dair tartışmaları yeniden gündeme oturttu.

Uzmanlarımızın büyük kısmı ABD’nin ne pahasına olursa olsun bu bölgede bir “Kürt devleti” kurmaya çalışacağı görüşünde.

Uzmanlarımıza göre bu anlaşma da bu hesapların bir parçası.

Hatta birçoklarına göre ABD, eş zamanlı olarak Kandil ile de görüşerek PYD’nin önünün açılması için PKK’nın kendisini feshetmesini istiyor.

Yani bu yaklaşıma göre ABD, PKK’yı etkisizleştirerek Ankara’nın PYD’ye onay vermesini sağlamaya çalışıyor.

Yani ABD’nin stratejik hedefi bir Kürt devleti kurmak, yapmaya çalıştığı da bunu hayata geçirmek için Ankara’nın itiraz etmeyeceği bir zemin oluşturmak.

Bu analizlerin bir kısmını doğru bulmakla birlikte ABD’nin stratejik hedefinin okunması konusunda bazı yanlışlıklar olduğu kanaatindeyim.

Bana kalırsa Washington’un asıl amacı bir “Kürt devleti” kurmaktan ziyade bölgede kaotik yapının devamını sağlayacak bir yapı oluşturmak.

ABD’nin, bu hesapları için bir manivela olarak kullandığı en önemli güç PKK.

Türkiye’nin son yıllarda terör örgütü üzerindeki yoğun baskısı ve PKK’nın yok olma ihtimalinin belirmesinin Washington’u bu arayışlara yönelttiğini düşünüyorum.

Yani ABD’nin ihtiyaç duyduğu şey bir “Kürt devleti” değil PKK’nın kendisi.

Washington, PKK eliyle başta Türkiye olmak üzere İran, Irak ve Suriye üzerinde nüfus oluşturmak ya da var olan nüfuzunu korumaya çalışıyor.

Bölgede PKK/PYD denetiminde “devletimsi” bir yapı oluşturma çabaları da bu hesapların bir parçası.

Aksi olsaydı Washington, Kuzey Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 2017’de yaptığı bağımsızlık referandumunu açık şekilde destekler ve bağımsız bir Kürt devletinin oluşumunu sağlardı.

Üstelik Erbil yönetimi de en az PKK kadar ABD’nin güdümünde olmasına karşın Washington bunu yapmadı.

Çünkü ABD için esas amaç, Türkiye üzerindeki hesaplarını gerçekleştirmek için her daim kullanabileceği terörist bir yapıyı elinde tutmak.

ABD, 2014’te bunu Erbil üzerinde denedi ancak sonuç alamadı.

Obama’nın son döneminde Ankara-Washington ilişkilerinin gerilmesinin ardından ABD, Barzani yönetiminden Türkiye ile imzaladıkları 50 yıllık petrol ve doğalgaz anlaşmasını feshetmesini istedi. Ancak Mesut Barzani bunu reddettiği için ABD, 2017’deki bağımsızlık referandumunu desteklemedi. Hatta önce destekler gibi görünüp teşvik etti sonrasında onları ortada bırakarak ve Kerkük başta olmak üzere büyük enerji rezervlerinin bulunduğu bölgelerin ellerinden çıkmasını sağlayarak onları cezalandırdı.

Dolayısıyla ABD, onca nüfuzuna rağmen Erbil’i Türkiye’ye karşı arzu ettiği ölçüde kullanamadığı için “Kürt devleti” vaadiyle PKK’yı hem kanatları altında tutmaya hem korumaya hem güçlendirmeye çalışıyor.

Gelelim aynı tartışmalar ışığında ABD’nin PYD’yi güçlendirmek için PKK’yı feshetmeye çalıştığı yönündeki analizlere.

Daha önce birçok kez dile getirdiğim gibi kişisel olarak bu konudaki değerlendirmelerin de önemli ölçüde yanlış olduğu kanaatindeyim.

ABD’nin PYD’nin etkinliğini arttırmaya yönelik bir çaba içinde olduğu doğru.

Delta Crescent Energy adlı şirket ile örgüt arasında anlaşma sağlaması da bu çabanın bir ürünü.

Dahası Suriye’deki diğer Kürt grupları PYD ile iş birliğine zorlaması da aynı amaca hizmet ediyor.

Ancak tüm bunlardan yola çıkarak ABD’nin, PKK’yı feshetmeye ya da etkisizleştirmeye çalıştığı sonucunu çıkarmak yanlış.

Yapılmaya çalışılan PKK’nın feshedilmesi veya etkisizleştirilmesi değil örgüt içindeki İran etkisini kırmaya yönelik.

Terör örgütünün Suriye kolu PYD, ABD’nin avuçlarında doğdurulup büyütülmüş olmasına karşın PKK’nın Kandil’deki yönetimi içinde İran’ın nüfuzu da oldukça güçlü.

Obama döneminde örgütteki ABD’ciler ile İran’cılar arasında bir konsensüs vardı.

Ancak ABD, Trump döneminde İran’ı düşman ilan edince PKK’daki o konsensüs de bozuldu.

PYD üzerinden yürütülen hesaplar örgütün öncelikli planları haline getirildikçe İran’cı kanadın etkinliği azaldı, azalıyor.

Söz konusu kanattan zaman zaman gelen, örgütün tamamen PYD’ye konsantre olmasına yönelik eleştiriler bu yüzden.

Ancak buna rağmen Kandil’den yapılan açıklamalar PKK’nın PYD üzerinden yapılan hesaplar doğrultusunda kendisini şekillendirdiğini gösteriyor.

Bu planlar PKK’nın feshedilmesini veya etkisizleştirilmesini öngörmüş olsaydı muhtemelen Kandil buna direnecekti.

Ancak öyle bir durum yok.

Dolayısıyla gelişmeler bu ayrıntılar ile birlikte okunduğunda ABD’nin esas stratejik hedefinin bir ne “Kürt devleti” kurmak ne de PKK’yı tasfiye etmek olduğu anlaşılır diye düşünüyorum.

Esas hedef yukarıda belirttiğimiz gibi başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini istediği şekilde yönetmek için bölgede kaotik yapıyı sürdürmeye çalışmaktır.

Kurulmaya çalışılan “terör devleti” de bu amacın bir parçasıdır.