ACİL "KÜRT POLİTİKASI"- ÇÖZÜM ÖNERİLERİ -1

Faruk AKTAŞ 26 Tem 2019

Günlerdir neredeyse Türkiye'nin tek gündemi PKK ve bağlantılı konular. ABD'nin PKK/PYD desteğine karşı nasıl bir yol haritası izlenmesi gerektiğini tartışıyoruz.

Erbil’de Türk konsolosluk yetkililerine saldırı, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Ankara temasları, CENTCOM Komutanı General Kenneth McKenzie’nin YPG’lilerle görüşmesi, devam eden Pençe Harekâtı-2, Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon hazırlıkları vs.

Günlerdir neredeyse Türkiye’nin tek gündemi PKK ve bağlantılı konular. ABD’nin PKK/PYD desteğine karşı nasıl bir yol haritası izlenmesi gerektiğini tartışıyoruz. Dile getirilen çözüm önerileri arasında PYD ile masaya oturulması, yeni bir çözüm sürecinin başlatılması da var.

Kişisel olarak, öncekinin benzeri yeni bir çözüm sürecinin Türkiye için felaket, Kürtler için kıyamet olacağını düşünüyorum.

Türkiye, Suriye’nin geleceğinin şekillenmesinde veya güvenli bölge tartışmalarında hiçbir şekilde PYD’nin egemenliğinin tanınmasına yol açacak bir formülü kabul etmemelidir. Bu, Kandil’in dağdan ovaya taşınması ve siyasal bir meşruiyete bürünmesi olacaktır ki, bu da Türkiye’nin daha kırılgan bir hale getirilmesine yol açacaktır.

Peki sorun varsa, bir çözüm aranmamalı mı? Elbette aranmalı ama çözüm, yeni bir çözüm süreci değil.

Bundan, önceki çözüm sürecine karşı çıktığım anlamı çıkmasın. Aksine o sürecin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kürt meselesinin çözümü konusunda atılmış en önemli adım olduğunu düşünüyorum. Ama bir şekilde bu süreç akamete uğratılmışken aynısını tekrarlamanın hiçbir anlamı yok.

Öncelikle sorunun sıcak boyutuna bakalım.

Bugün PKK’ya karşı şimdiye kadar hiç olmadığı kadar başarılı operasyonlar yürütülmesine karşın neden PKK bizi bu kadar zorluyor? Çünkü arkasında ABD başta olmak üzere çok sayıda küresel ve bölgesel güç var.

Peki bunlar ne istiyor? “Yazık, bilmem kaç milyonluk bir halk olan Kürtlerin bir devleti yok, bunların devlet kurma haklarını destekleyelim” mi diyorlar? Elbette değil.

Öyle olsa bağımsızlık referandumunda yüzde 93 evet diyen Kuzey Irak’taki Kürtlerin bağımsızlığını tanırlardı. Oysa dünyada İsrail hariç hiçbir ülke onlara destek vermedi. Üstelik alttan alta onları referanduma teşvik eden ABD daha sonra kafalarına balyozla vurarak son 15 yılda elde ettikleri bütün kazanımlarını ellerinden aldı.

O nedenle Mesut Barzani, “ABD bizi hayal kırıklığına uğrattı” dedi.

Peki ABD ve diğerleri Kürtler için bağımsız bir devlet istemiyorlar da ne istiyorlar?

Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı ve Türkiye’yi Kürtlerle “terbiye” etmek istiyorlar. Bunu Irak’ta yaptılar, Suriye’de yaptılar, şimdi Türkiye ve İran’da yapmak istiyorlar.

Obama döneminde ABD, İran ile ilişkilerini normalleştirme yoluna koyunca PKK’nın İran kolu olan PJAK’ı Tahran ile masaya oturttular. Ve zırnık koklatmadan PJAK’a silah bıraktırdılar. Ama şimdi ABD ile İran’ın arası bozulunca PJAK’ı da yeniden silahlandırdılar.

Türkiye ile ABD’nin arası iyiyken PKK’yı çözüm sürecine yönelttiler ama ilişkiler gerilince yine PKK’ya çözüm sürecini bozdurdular.

Amaç PKK eliyle eskiden olduğu gibi Türkiye’ye istedikleri her şeyi yaptırabilmek.

Peki durum böyle iken ne yapılmalı, nasıl bir yol izlenmeli?

“Acil Kürt politikası” başlıklı önceki yazımızda Türkiye’nin önünde dört yıllık seçimsiz bir dönem olduğuna dikkat çekerek, bu dönemin acilen bir Kürt politikasının belirlenip hayata geçirilmesi konusunda fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirmiştik.

Türkiye, kendi içindeki Kürtlerin geniş desteğini alan ve diğer ülkeler için de örnek teşkil edecek bir Kürt politikası belirleyip hayata geçirmeli.

Kürt meselesini Türkiye’nin yumuşak karnı haline getiren en önemli unsur HDP’dir.

Daha önce birçok kez yazdım. 55 milyon seçmenin olduğu bir ülkede, o ülkeye karşı 40 yılı aşkın süredir silah doğrultan bir terör örgütünün siyasal uzantısı bir partinin yaklaşık 5-6 milyon oy alması devasa bir sorundur.

Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen güçlerin araç olarak PKK’yı seçmelerinin nedeni budur.

Ne ABD ne de diğerlerinin, HDP’siz bir PKK’ya asla bu kadar büyük bir destek vermelerine ihtimal vermediğim gibi, yine HDP’siz bir PKK’nın TSK karşısında çok fazla dayanma ihtimalini de görmüyorum.

Önümüzdeki yazıda buradan devam etmeye çalışalım.