ACİL "KÜRT POLİTİKASI"- ÇÖZÜM ÖNERİLERİ -2

Faruk AKTAŞ 30 Tem 2019

Kürt sorunu bitti mi, bitmedi mi, neydi, ne kaldı hâlâ tartışılıyor.Kavram kargaşasında boğulmanın anlamı yok.

Türkiye’de bir Kürt sorunu var mı yok mu hep tartışılır.

Bu sorun uzun yıllar hep reddedildi.

Sorun çoğu kez terör sorunu, ekonomik kalkınma sorunu vs. adlarla geçiştirildi.

Turgut Özal, Mesut Yılmaz gibi bazı liderlerin konunun siyasi ve sosyolojik boyutlarına dikkat çeken kimi söylemlerine karşın bu konuda en net, en cesur tanımı Recep Tayyip Erdoğan 2005’te Diyarbakır konuşmasında yaptı ve; “Kürt sorunu vardır. Bu sorun tüm Türkiye’nin sorunudur” diyerek başbakan olarak çözüm için sorumluluk üstlendi.

Bu konuşmanın ardından geçen 10 yıl içinde Erdoğan’ın başında olduğu AK Parti iktidarları döneminde sorunun çözümü yolunda sayısız önemli adım atıldı.

Erdoğan, Diyarbakır’daki konuşmasından 10 yıl sonra Mayıs 2015’de Balıkesir’de yaptığı konuşmada, “Kürt sorunu bitmiştir” dedi.

Kürt sorunu bitti mi, bitmedi mi, neydi, ne kaldı hâlâ tartışılıyor.

Kavram kargaşasında boğulmanın anlamı yok.

Kürt sorunu diye tanımladığımız sorun neydi?

Kürt dili ve kültürüne dair yasaklar, anayasa ve yasalardaki ayrımcı tanımlamalar, devlet yönetiminde Kürtlere yönelik ayrımcı politikalar ve tüm bunların sonucu olarak Kürtlere yönelik fiili baskılar.

Bugün Kürt sorununun devam ettiğini söyleyenler bu sorunların da devam ettiğini öne sürüyorlar.

2005’ten önce hangi yasada hangi yasak, anayasanın hangi maddesinde hangi ayrımcılık, hangi ayrımcı politika, hangi fiili baskı diye sorsanız her biri için sayısız örnek verilebilirdi.

Kürt sorunu sürüyor diyenlere aynı soruları bugün yönelttiğiniz, anadilde eğitim, vatandaşlık tanımı ve belki lokal düzeyde birkaç fiili olumsuz uygulamanın yanıtını alabilirsiniz.

Sözünü ettiğim bu yanıtları da siyasi varlıklarını Kürt sorunun üzerinden sağlayanlardan alırsınız, sokaktaki halktan değil.

Kişisel olarak Türkiye’de terör sorununu yaratan Kürt sorunu kavramı altında tanımlanabilecek sorunların önemli ölçüde çözüldüğünü düşünmeme karşın bu ülkede terör sürdüğüne göre ortada hâlâ bir sorunun var olduğunu düşünüyorum.

Terör sorunuyla mücadelenin yolu bellidir ancak kanımca ondan daha büyük hatta en büyük sorun terör örgütüyle doğrudan bağlantılı bir partinin yaklaşık 55 milyon oy kullanılan bu ülkede seçmenlerin yüzde 10’una tekabül eden 5-6 milyon arasında oy alıyor olmasıdır.

Türkiye’nin bu soruna çözüm bulmadan terörü sonlandırmasının imkânsıza yakın güç bir durum olduğunu düşünüyorum.

Bu köşeyi takip edenler bu duruma sürekli dikkat çektiğimi bilirler.

Israrla bunu dile getiriyorum çünkü HDP, HDP olarak var olmaya devam ettikçe terör sorunu da, dış güçlerin Kürt kavramı üzerinden ülkenin yumuşak karnına vurma çabaları da devam edecektir.

Terörü bitirecek olan hükümettir ancak HDP’yi bitirecek olan AK Parti’dir.

AK Parti’nin yapması gereken ivedilikle, HDP seçmeni üzerinde ciddi bir araştırma yapmak, bunların neden HDP’ye oy verdiklerini, diğer partilere neden uzak durduklarını tespit etmek, bu kitlenin beklentilerini karşılayacak politikalar geliştirmek ve bunu hayata geçirmektir.

Bu 5-6 milyon seçmeni aileleriyle birlikte değerlendirdiğinizde yaklaşık 10 milyonluk ciddi bir kitleye tekabül eder. Bu kitlenin çok önemli bir bölümünün sorunlarının çözümü konusunda HDP’den bir beklentileri falan yoktur.

Bu kitle diğer partilere tepki gösterdiği için HDP’ye yakın durmaktadır.

Bu kitlenin önemli bir bölümünün Türkiye ile bir sorunu da yoktur. Bunların içinde ayrı bir devlet kurulmasını, federasyon veya otonomi gibi siyasal statü isteyenlerin sayısı birkaç yüz bini geçmez.

Malum benzer yönde siyasi söylemleri olan Kürt partiler de var. Kürtlerin böyle talepleri olmadığı için bu partilere ilgi de yok.

Bu kitlenin beklentilerine cevap veren politikalar üretildiğinde HDP giderek marjinalleşecek ve etkinliğini yitirecektir ki, HDP’siz bir PKK’nın uzun süre varlığını devam ettirme şansı olmayacaktır.