Fon24_Sag


AÇLIK..

Bizim canım köftelerimiz, İsveç'e nasıl gitti diye tartışırken, bu meşhur köftelerin satıldığı, yendiği o koskoca mağazaya alışverişe gidiyoruz.

Alışveriş de bir yere kadar tabi ki.

Sonra malum açlık, başımıza vuruyor, mide avaz avaz açım diyor. Hafiften de sinirliyiz.

Yemek bölümüne geçiyoruz, ana baba günü, herkes aç, herkes karnını doyurma peşinde.

Allah’tan İsveç, resmi makamı, Twitter hesabından bu köftenin Türklere ait olduğunu çatır çatır açıkladı da.

Biz de bizim köfteye iyice sarıldık.

İğne atsan yere düşmez, öyle kalabalık var.

Ve herkes itiş kakış, birbirinin tepsisine bakıyor, bir telaş, bir heyecan.

Hatta bazıları sinirli, ilerleyin diye çemkiriyor.

Hatta iki kadın ufaktan tartışıyor, biri diğerine, karar vermek için bu kadar bekletilmez ki diyor.

Diğeri derin derin nefes alıyor, ağzından, çık çık ses çıkıyor.

Peki insanoğlu açken niye bu kadar değişiyor.

Ağzına bir lokma attığında, beyninde kelebekler uçuşuyor, her şey toz pembe, o karabulutlar dağılıyor sanki.

Açlık gazabı diye bir şey var.

Siz kiminkine uğradınız bilmem ama, en azından kendi açlık gazabına uğramayan var mıdır?

ABD’de, Cornell Üniversitesi’nde açlık üzerine araştırma yapıyorlar. Acıkmaya kendimizi alıştırdığımızı söylüyor ve hep aynı saatlerde bir şeyler atıştırmaya vücudunuzu alıştırınca bunun dışına çıkma mümkün değildir, vücut bunu ister, diyor.

Elbette tek sebep bu değildir, yeme arzusundaki öğrenilmiş davranışlar, vücuttan gelen sinyaller, yemeğin kokusu görünümü, gibi etkenler de var diyor.

Sözün kısası, açlık da hem fizyolojik hem duygusal etkenler var.

Anladığım duygusal açlık insanı daha agresif yapıyor.
Öyle ise, bu iki türlü açlıkla nasıl başa çıkacağız.

Madem, sinirle açlığın da bağlantısı var.

Şöyle yapmalıymışız:

Yanımızda mutlaka ufak tefek kuruyemiş gibi atıştırmalık bulundurmalıyız.

Bol bol su içeceğiz.

Yeşil çay, acayip açlık bastırıyor.

Karbonhidrat yerine, taze meyve ve sebze yemeliyiz.

Ana öğünler arasında 3 saatten fazla koymayalım ki, kan şekerimiz düşmesin.

Bunlar fizyolojik önlemler ve yaparsak iyi olur şeyler.

Ya diğeri.

Hiçbirini yapamadık, çok açız ve sağa sola saldıracağız, derin bir nefes alalım ve hemen oradan kaçalım.

Açken sen kimsin yahu, dememek için,

Açken ben ben değilim dememek için, bir şeyler yapalım.

Ben açlığın sinirli halini ne kendimde, ne başkasında hiç sevmiyorum.

Funda'ya takılanlar..

21 yaşında evliymiş?

Eşi ile 6 yıl önce tanışmış.

Adam okulunu bırakmış, ailesi bu ilişkiye karşıymış ama o dinlememiş.

Evlenmeden önce birlikte olmuşlar, üstelik hamile kalmış.

Bu nedenle hemen evlilik günü almışlar.

Adam nikah günü öncesi, gece barlarda başka kadınlarla sarmaş dolaş vakit geçirmiş.

Kadında, bu gecenin videolarını izlemiş.

Kendini öldürmeye kalkmış kadın, intihar etmiş. 

Ana evine dönmüş, ailesi onu kabul etmiş. Bu arada hamile olduğu adamın anası evlerine gelmiş, çocuk benim oğlumdan değil demiş.

Adam da ben çocuk mocuk istemem demiş.

Ama zorunlu nikahlanmışlar. 

Bu arada kocasını genç bir kızla açık saçık fotoğraflarını, yazışmalarını görüyor.

Bu arada kadın çocuğunu doğuruyor.

Bu arada kadın annem babam şizofren diye anlatıyor.

Kime anlatıyor bunları, 

Rumuz çaresiz adıyla, Güzin abla köşesine mektup yazıyor.

Kimse destek olmuyor diyor.

Ah be tatlım, bu nasıl bir hayat hikayesi.

Erkek gazabı mı desem, ana baba kaderi mi desem, sen hayatı ne anladın, nasıl anladın kızım mı desem.

Desem de desem.

... Murat Boz yakından tanıdığım, dünya efendisi, çok terbiyeli bir gençtir.

Çok sevdiğim bir adamdır.

Aslı Enver ile çok güzel bir aşk ilişkileri vardı. 

Aşk diyorum ve nereden biliyorum.

Star TV’de, Bir Hülya Avşar Sohbetinde, Murat konuktu, 

Aslı ile olan ilişkisini ona olan aşkını öylesine güzel anlattı ki.

Hatta Hülya, eh biraz zaman geçsin, görürüm aşkınızı dedi.

Neyse kısa süre önce ayrıldılar.

Nedenini bilmem, bilmek de istemem.

Ama Murat, kısa süre önce pişmanlığınız var mı sorusuna, hiç yok diye cevap veriyor.

Aslı Enver, aşklarına şahitlik eden tüm fotoğrafları silmiş.

Eyyy aşk ne hale geldin.

Bir ses ver.