AĞBAL, DOLAR VE KUR BALONLARI HAKKINDAKİ BAZI ELEŞTİRİLER   

Geçen yazıma bazı eleştiriler geldi.

Geçen yazıma bazı eleştiriler geldi. Devlet kademesinde görev alan bir arkadaşım, aile çevresinden bir büyüğüm ve yazılarımı takip eden öğrencilerim. Bugün bu eleştiriler hakkında görüşlerimi ifade edeceğim.

AĞBAL DOLAR KURUNU 6,50’YE Mİ DÜŞÜRECEKTİ?

Devlet kademesinde görev alan sevgili bir dostum bana “neden Ağbal’ı başarılı bulduğumu” sordu ve arkasından şu görüşleri ifade etti:

“Ağbal dolar kurunu 6,50’ye indirmeye kararlıydı. Bu hem ihracatçıyı perişan edecek hem de Türkiye’yi yaz aylarında krize götürecek bir politikaydı. Onun döneminde gelen fonların hepsi, Londra’daki tefeci bankerler kaynaklı kısa vadeli sermaye hareketleriydi. Biz bu beladan doksanlı yıllarda çok çektik. Yüksek faizle bu ülkenin alın teriyle kazanılmış gelirlerini yurt dışına aktardılar. Sen nasıl Ağbal’ı başarılı bulursun?”

Ben neden Ağbal’ı başarılı buldum? Ağbal’ın göreve geliş sebebi hiç düşünülmeden, ondan önceki yönetimin stratejik hataları hiç konuşulmadan bu sözleri söylemek bence insafsızlıktır. Ağbal’ın öncelikli vazifesi, burada daha önce yazdığım gibi, uluslararası rezervlerdeki erimeyi ve mevcut ekonomi yönetimine güven kaybını ortadan kaldırmaktı. Bunda – dört ay gibi çok kısa bir dönemde – başarılı oldu mu? Oldu. Pekiyi, stagflasyona karşı istikrar politikası uygulamasını – en azından bu politikanın para politikası ayağını – destekliyor muydum? Kısmen evet, çünkü bir para politikası tek başına durumu kontrol altına almaya yetmez. Aynı zamanda bir istikrar programının bütün sonuçlarıyla başarılı olması için dört ay da yetmez. Plan şu olmalıydı: Sıkı para politikası ile birlikte, başta büyük altyapı harcamalarında ertelemeler olmak üzere kamu harcamalarında tasarrufa gitmek ve uzun dönem için üretken sektörleri (tarım ve sanayi) kuvvetlendirecek bir kalkınma politikası ile istikrar politikasının desteklemek. Bu ise, uzun dönemde, üretken olmayan sektörlere (inşaat ve hizmetler) verilecek desteklerin kısılması anlamına gelirdi. Para politikasını destekleyecek bu gibi kararların alınıp alınmadığını bilmiyoruz. Ama zaten, bu da, Ağbal’ın sorumluluğunda değildi.

Pekiyi, bu politika bizi yaz aylarında krize mi götürüyordu? Cevap basittir: Zaten krizdeyiz. Ancak, burada daha önce yazdığım gibi, stagflasyona karşı sıkı para ve sıkı maliye politikasının kısa vadeli etkisi işsizlikte artış, büyümenin durması ve enflasyonda bir düşüşün olmamasıydı. Yani kısa dönemde halk fakirleşecekti. Bunlar zaten öngörülen sonuçlardı. Ancak uzun vadede maliyetlerdeki düşüşle birlikte enflasyon düşecek ve üretim de doğal seviyesine gelecekti. Bu arada dış borç yükü biraz hafifletilmiş olacaktı. (Miktar azalmasa bile borç vadesinde hatırı sayılır bir artış gerçekleşecek ve dış borç faizleri de uzun dönemde daha makul seviyelere inecekti.) Pekiyi uzun dönem ne kadardı? 2022 yılı sonuna kadar. Dediğim gibi çok ayaklı olması gereken uzun dönemli bir politikanın tek ayağından sorumlu bir kişinin kısa vadede gelmesi beklenen olumsuz sonuçlara bağlı olarak bu şekilde eleştirilmesi insafsızdır.

Son olarak dolar kuru olarak 6,50’yi hedeflemesi hakkında ne derim? Eğer gerçekten böyle bir hedefi varsa, o takdirde, bütün yukarıda söylediklerimi geri alırım. Çünkü dolar fiyatında bu seviye sürdürülemez bir seviyedir. Bugünkü şartlarda böyle bir kur hedefi beslemek ne akılcıdır ne de gerçekleşmesi mümkündür.

DOLAR KURU NİSAN AYINDA 7,70’E NASIL GELİR?

Aile çevresinden bir büyüğüm bana “hükümet yanlısı yorumlar yaptığımı, bu felaketli ortamda doların 7,70’e düşmesinin mümkün olmadığını” söyledi. Bir önceki eleştiri bana "hükümete muhalif bir tavır sergilediğim" imasını içerirken, bu eleştiri de beni doğrudan yandaşlıkla itham etmekte. Kısaca cevap vereyim:

Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi döviz piyasasında temel arz ve talebi etkilememiştir. Ne ihracat ve ithalat anlaşmaları feshedilmiş, ne de ülkenin dış ticarete konu mallardaki üretim potansiyeli değişmiştir. Olan sadece Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesi ile birlikte oluşan belirsizlik ortamında spekülâtif dolar talebinin yükselmesidir. Bu ise, döviz piyasasında temel bir değişime değil ama algı değişimine dayanmaktadır. Balon dediğimiz de, tam olarak budur. Nisan ayında yapılacak para politikası kurulu bu açıdan kritiktir. Eğer politikalarda radikal bir değişim olmazsa, dolar kuru kendi temel değeri olan 7,70’e dönecektir.

Bu arada tekrar ifade edeyim: Ben hayatım boyunca devlet okullarında eğitim aldım, devletin bana verdiği imkânlarla bu düzeye geldim. Bir akademisyen olarak falanca partiye veya filanca gruba bir şey borçlu değilim; ama bütün kariyerimi devletime ve milletime borçluyum. Bu yüzden de hiçbir partinin yandaşı olmadım. Milletime olan borcumu doğru bildiklerimi söyleyerek ve iyi öğrenci yetiştirerek ödemeye çalışıyorum.

FAİZ DOLARIN BEKLENEN DEĞERİ KADAR TEMEL DEĞERİNİ DE ETKİLER Mİ?

Öğrencilerimden bana gelen bir soru bu… Çok da yerinde bir soru… Hemen cevaplayayım: Evet, dolaylı yoldan etkiler. O zaman balon söndüğünde oluşacak temel değer bugünkünden farklılaşabilir mi? Evet. İsterseniz açıklayayım:

Faiz bütün menkul kıymetlerin beklenen fiyatının şimdiki değerini etkiler. Faiz artınca beklenen değer düşer, faiz azalınca da beklenen değer yükselir. Bu, bütün menkul kıymetlerde olduğu gibi dolar fiyatı için de geçerlidir. Ancak doların fiyatı veya diğer yabancı paraların fiyatları, aslında Türk TL’sinin temel değerini de yansıtır. Daha önce burada birkaç defa yazdığım gibi TL’nin değerini döviz kurları, faiz ve enflasyon farklı ölçülerle belirler. Bir malın bir tane değeri olduğu gibi, TL'nin de bir tane değeri vardır. Bu yüzden farklı ölçülerle TL’nin değerini yansıtan faiz, döviz kurları ve enflasyon arasında bir bağın olması gerekir. 

Pekiyi doların temel değeri faizler tarafından nasıl belirlenir? Şöyle: Merkez Bankasının politika faizini indirmesi aslında açıktan para basması ve parasal tabanı arttırması ile eş değerdir. Bunun ithalat ve ihracat üzerinde bir etkisi olur. Parasal genişleme, ülkedeki doğal büyüme hızının üzerindeyse (Türkiye’de bu ortalama yüzde 5’tir) , milletin satın alma gücü artışına bağlı olarak ithalatta bir artış yaşanır. Bu orta vadede cari açığın büyümesi ve temel dolar talebinin artması anlamına gelir. Yalnız temel dolar arz ve talebini eşitleyen reel efektif döviz kurudur. Yani TL’nin diğer paralar cinsinden reel satın alma gücü… Bir cari açık artışı, aynı zamanda , ithalatta en fazla kullandığımız para birimi olan Doların reel kurunun da artmasına yol açar. Bizim TV ekranlarında ve döviz büfelerinde gördüğümüz kurlar cari kurlardır. Eğer ithalat ve cari açık artışı doların reel değerini arttırıyorsa, bu, doların temel değerinde Türkiye enflasyonu ve ABD enflasyonu farkı kadar bir artışın üstüne ekstra bir artış anlamına gelir. Burada şunu görüyoruz: Eğer enflasyon ve reel döviz kuru artıyorsa, uzun dönemde doların temel değeri de en az bu oranda artmalıdır. Dikkat edin, bu artış, spekülatif fiyat artışlarından bağımsızdır.

Kabaca bir örnek verelim: Eğer Nisan Ayı para politikaları kurulunda politika faizinde 200 baz puan indirimi kararı alınırsa, yeni bir spekülatif balon başlar ancak bu balonun sönmesi halinde karar kılacağı denge fiyatı da artar. Kaç olur, Hocam? 200 baz puan indirimi halinde Nisan Ayı denge kuru 8,20’ye kadar çıkar. Yani spekülatif dolar fiyatı kısa dönemli 9 TL’ye kadar yükselir ama Nisan sonunda 8,20’de karar kılar. Tabii ki bu benim dövizin faiz elastikiyetini kullanarak yaptığım kaba tahminim. Ancak bunun denenmesini hiç istemem doğrusu…