TDV sağ 160x600


AHISKA TÜRKLERİNİN HİKAYESİ

Mehtap DEMİR 14 Kas 2021

"Kardeş kardeşten ayrıldı, hepimizi başka köylere yolladılar. Aç da kaldık, susuz da kaldık."

"Sizi bir yere götüreceğiz, sonra yeniden buraya getireceğiz" dediler…

"Ama dil bilenler dedi ki, 'Yok, eğer bizi bu araca bindirecekse nereye götürecek, bizi uzağa götürecek.' Erzak alan aldı. Yığdılar sabahına, çıkardılar evden hepimizi. Evlerde kimse kalmadı."

“Köyün içinde de 3 gece dışarıda bekledik… Araçların gelmesiyle birlikte sürgün başladı… Getirdiler trenleri. Trenler o kadar Müslümanları sürgün etmiş ki, bitler vardı, vagonlardan süpürüyorlardı. Bizi oraya doldurdular… Yolda ölen sahipsizse, orada yolda gömdüler. Götürdüler 1 ay 31 gün gittik, yol çıktı Özbekistan'a…”

“…Demir yolu yapılana kadar bir şeyden haberimiz yoktu. Demir yolu yapıldıktan sonra asker getirdiler. Bizi bir köyden diğerine bırakmadılar. Bir köye misafir gitmişse o köyde kaldı. Bizi 3 ay bırakmadılar. Bilmiyorduk ki bizi süreceklerini..."

“… Çok eziyet çektik. Soğuk kış, soğuk tırlar, tahtadan demirden yapılmış hayvan taşınan tırlar, ortada küçük bir soba yakarlardı, çabuk soğurdu üşürdük. Hastalanan, kırılan çok oldu. Yolda tırları durdururlardı, ölenleri çıkarın derlerdi, karın içine gömer giderdik…"

"Kardeş kardeşten ayrıldı, hepimizi başka köylere yolladılar. Aç da kaldık, susuz da kaldık."

“Tren soğuk, kirliydi, üstü açıktı. Yüzlerce insan vardı. Açlıktan ölmememiz için istasyonlarda sadece bir kova çorba veriyorlardı. Herkes kapabildiği kaseyle biraz içebiliyordu. Ural Dağları çok soğuktu. Ölenler oldu. Soğuktan yaralananlar oldu. Ölenleri trenin içinden fırlatıyorlardı. Halamın kaynanası, bir komşumuz öldü.”

O kadar çok acı hikaye var ki…

Ahıska Türklerinin hikayeleri.

***

Yıl 1944

Sovyetler Birliği’nde Stalin tarafından,

Ahıska bölgesindeki 86 bin Türk ve Müslüman, trenlerle Orta Asya'ya sürülmüştü.

Vagonlara üst üste bindirilen sivillerin zorunlu yolculuğu yukarıda örneklerini verdiğim, o günleri yaşayan Ahıskalıların anlatımıyla bir aydan fazla sürmüştü.

Arşivlere göre 17 bin insan hayatını kaybetti yolculuk sırasında…

Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a yerleştirildiler.

On yıllar boyunca da oralarda sıkıyönetim altında tutuldular.

Resmi kayıtlara göre 220 köyden 90 bine yakın kişi Orta Asya’ya sürgüne gönderildi.

250 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Ahıska 1828 yılında Çarlık Rusyası tarafından işgal edilmişti.

1829 Edirne Antlaşması'yla da Rusya'ya bırakıldı.

1917’ye gelindiğinde çarlığın yıkılmasıyla yeniden Osmanlı Devleti’ne katılan Ahıska, Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı’nı yenilgiyle bitirmesinin ardından kısa bir bağımsızlık dönemi yaşamış,

1921 yılında Moskova Antlaşması ile yeniden Rusya'ya bırakılmıştı.

Stalin’in 1953’de ölümlünden sonra ise Ahıskalılar üzerindeki kontrol yöntemleri biraz daha gevşedi.

İkinci büyük sürgün ise 1980’li yılların sonlarında yaşandı.

Yine tam anlamıyla darmadağın edildiler.

1989’un Mayıs ayında Fergana’da önce küçük gruplar arasında başlayan kavgalar, bir anda büyük bir çatışmaya dönüşmüştü.

Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Ukrayna gibi farklı ülkelere göç etmek zorunda bırakıldılar.

Fergana’nın onlarca ilçesine yayılan olaylarda yüzlerce Ahıskalı hayatını kaybetti.

Özbekistan’dan da ayrılmak zorundaydılar.

Yaklaşık 90 bin Ahıskalı Türk; Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Ukrayna’ya göç etmek zorunda kaldı.

***

Bugün

Dünya Ahıska Türkleri Birliği’nin verilerine göre dünyada 458 bin 680 Ahıska Türkü 10 farklı ülkede yaşıyor.

Hafızalarından silinmesi çok güç olan o korkunç günlerle, bir sürgün toplumu olarak tanımlıyorlar kendilerini.

Ahıskalılar, Türk soydaşlar denince akla gelen ilk üç kardeş toplumdan biri.

Bugünlerde her dönemden daha fazla yardıma ve desteğe ihtiyaçları var.

-------

Başlıksız…

28 yaşında bir mimardı…

İşinden çıkmış evine dönüyordu,

Başak Cengiz...

Bir cani tarafından inanılmayacak bir şekilde katledildi.

Samuray kılıcı ile.

Vahşeti anlatmaya gücüm yok.

Hiç tanımadığı bir cani tarafından,

İstanbul’da durduk yere sokak ortasında hayattan koparıldı.

O cani yakalandıktan sonra “birini öldürmek istedim” diye başlamış söze…

 

Ve devam etmiş:  

"Çok canım sıkkındı. Bir kadını bıçaklamayı düşündüm. Evdeyken birini öldürmeyi planladım. Elime kılıcı alıp dışarı çıktım. Öldürebileceğim, bana direnemeyen birinin, bir kadının geçmesini bekledim. Karşıma o çıktı, öldürdüm"

Düşündükçe kahroluyor insan.

Düşündükçe nasıl bir cenderenin içinde olduğumuza akıl erdiremiyor.

Mimar bir genç kadın ölüyor,

Bu cani konuşmaya devam ediyor.

Hayal mi bu, gerçek mi? Akıl ermiyor…

---

Bir Söz…

“Belki bir yerlerde, bir köşelerde kuş alıp salıverecek kadar yüreği yufka birkaç insan kalmıştır, kim bilir belki…”

Yaşar KEMAL