AKIL YÜRÜTMEK

Ümit G. CEYLAN 04 Nis 2019

Kelimeler ve kavramlar tek başına bir anlamı olsa da onları ifade etmek için yardımcı ve akraba kelimelere ihtiyaç duyulur.

BULUŞMA NOKTASI SAYFAMIZ

Üç yıldır birkaç zorunlu izin haricinde her perşembe günü sizlerle birlikte olduk. Buluşma Noktası sayfamızı planlarken; medeniyet tasavvuru, hakikat, insanlık erdemleri ve inanma, düşünme değerleri üzerine sayfamızı kurguladık. Hep başka bir açıdan bakabilmeyi ve farklılıkları fark edebilmeyi ortaya koyduk. Farkındaysanız sayfamızı zaman zaman değişik köşe isimleri ile de renklendiriyoruz. Sıradan kopyala yapıştır gazeteciliği yapmıyoruz. Bu sayfamızda fikir gazeteciliği yapmanın heyecanını her hafta yaşıyoruz. Takdiri de sadece Allah’tan bekliyor bunu da okuyucularımıza yansıtıyoruz. İkinci kez paylaşacağımız “Dış Dünyadan” adlı köşemizi hazırlarken yabancı özellikle de batı medyasını takip ediyoruz. Aktüel olan konuları insanın dünyasında değerler açısından nasıl bir karşılığı var düşünüyoruz ve yazıyoruz. Daha nice yıllar düşündüklerimizi yazabilmeyi niyaz ediyoruz. Bizi okuduğunuz için teşekkür ederiz. Yeni Birlik gazetesi okumaya devam edin.

AKIL YÜRÜTMEK

Kelimeler ve kavramlar tek başına bir anlamı olsa da onları ifade etmek için yardımcı ve akraba kelimelere ihtiyaç duyulur. Sevgi, şefkat, merhamet gibi. Akıl da aynı şekilde akıl ve baliğ gibi. Akıl ve fikir gibi. Aklı selim gibi... Aklı selim olmak Hak yolunda aklımızı kullanmak demektir. Aklımız Allah’ın bize verdiği en büyük nimetlerden birisidir. Çünkü akıl bize sorumluluğumuzu hatırlatır. Aklın görevi bilgi ve bilinçle muhakemeyi çalıştırır, fıtratın gereği maddi ve manevi değerleri tefrik etmede bize yardımcı olur. Akıl, diğer bir anlatımla, insanı hayvandan ayıran en önemli özelliklerin başında gelir. Çünkü akıl insanın iradesine bırakılmıştır. Akılını kullanmayan insan şuursuz hareket eder. Bir nevi zaaflarının esiri olarak hem ihanet hem de  gaflettedir. Yani aklını doğru yolda kullanmayan insan tehlikelidir. Akılsız insana hiçbir şey emanet edilmez, güvenilmezidir. Aslında akıl insanı kötülükten, yanlışlardan, belalardan dizginleyici, frenleyici bir kuvvet olarak bahşedilmiştir. Akıl sonradan edinilmez, doğuştandır ve görevi yol gösterici olmasıdır.

Gönülsüz akıl olmaz

Akıl tek başına soğuk, katı ve köşelidir. Türklerde akıl tek başına övülmemiş ve varlık aleminde akıl gönül kablosundan geçirilerek yüceltilmiştir. Güzelliklere geçit veren akıl ancak temiz bir gönülden geçer. Güzel aklın en belirleyici unsuru sükûnet ve zarafettir. Bir akıl ne kadar heva ve heves tarafından alıkonmuşsa o akıldan hayır yoktur. Bu tür akıl hırçın ve sevimsizdir. Akıllı kişiler temkinli hareket ederek hayrı, şerden ayırabilen kişilerdir. Akıllı kimseler kararları alırken; bilgi ile birlikte harmanladıkları veriyi gönüllerinden geçirerek neticeye ulaşırlar. Bir de işin sonuna şehadet edebilen akıl var ki, onlar bilgelik seviyesinde olan külli akıl ile rapt olmuş kişilerdir. Böyle kişilerden akıl alan kimseler yanılmazlar, sonucun hayrına çıkacağına emin bir şekilde işlerine devam ederler. Gönülsüz akıl olmaz dedik çünkü; gönlün olmadığı yerde akıl sahipsizdir. Bu durumdaki aklın başına her türlü felaket gelebilir.

Akıl ile yürünür mü?

Akıl yürütmeye muhakeme de diyoruz. Yani birden fazla bilginin arasından doğru olanı görmek ve karar verebilmek. Hayırlı kararı verebilmek için kendi içimizdeki Hak mekanizmasının harekete geçmesi gerekmektedir. Hak Allah’tan gelen bilgi olduğuna göre ve Allah’ın yapacağı her işte bir hayır vardır diyerek külli aklın planına hazır olmak gerekir. Akıl yürütmek duru bir suya üflemek gibidir. Dalgaların nereye kadar varacağını göremiyorsak suyun yeteri kadar duru olmadığını anlamak lazım. Bu halde aklımız suların durulmasını beklememizi söyler. Ama bu beklemek pasif bir bekleme değil kurdun pusuda beklemesi gibidir. Gönül ile akıl iş birliğinin sonucunun hayır olacağını bilen akıl gaflete mahal vermez.

Benim aklım

Herkesin aklı kendine hizmet eder ama akıl akıldan da üstündür. Ama bazı akıllar vardır ki kendi dünyasını aşmış ve insan, kâinat, ötesine bağlanarak yeniden akıllara format atmaktadır. Yeni icatlar, buluşlar, teoriler için akıl yürüten bu kafalar özgür iradelerine hâkim olabilen ve kıyas yapabilen kişilerdir. Aklımızı aydınlatabilmek için taklitten, ezberden ve dayatmadan uzak eleştirebilen, düşünebilen insanı şekilden değil bir varlıktan ibaret görebilenler akıllarını başkalarına emanet etmeyip kendi tecrübelerini yaşayabilen kişiliklerdir. Akıl aslımızı ararken kendi miracımızı yaşamak içindir. Böyle akıllar için gönül merdivendir. Aslımıza yaklaşma çabası aklı selimin hiç bitmeyen miracıdır vesselam.

İSTEMEK

Deniz ile karanın birleştiği yerde; bir orada bir burada, duygularla dalgalanır dünya. İnsan bir sahilde ummana bakarken, hayatının derinliğinde ne hatıralar çıkarır zaman zaman kıyıya. Başımıza yıkılacak gibi dursa da gök kubbe, bir yıldızın sihirli göz kırpışı ile limanı bulur kalpler. Çırpındıkça deniz, günahlar çalkalanır temizlenir insan. Suya döker içini, anlatır her şeyini. Su alıp götürür endişelerini, içinde yok eder. İnsan! çoğu vesvese, kaygı, keder bir de hep ister. Bilmek isterim istemeden yaşamak zor mu ey dünya! Yüzünü çevir sonsuzluğa, yine de ufka bak. İstemek de yaşama dairmiş.

HER ŞEY ONU TESBİH EDER

Ünlü ABD’li film şirketi Walt Disney 60’ların sonunda soyu tükenmek üzere olan Mamut ağaçlarını yıkmaya karar verdiğinde bitki etiği kavramı ortaya atılmıştı. Kaliforniya eyaletinde dev bir kayak tesisi kurma planları yapılıyordu. Kayak tesisinde 22 pist, 5 yıldızlı lüks bir otel kurmak için kollar sıvanmıştı. Ancak Doğa Koruma organizasyonu Sierra Clup 1972’de açtığı davayı kaybetmesine rağmen, halkın ayaklanmasıyla 78’de ABD kongresi şirketi bu hayalden vazgeçirdi. İlk defa bu davanın mahkemesinde avukat ve filozof olan Christopher D. Stone ekosistemin tüm bileşenlerine tüzel kişilerin hak ettiği bir yasal kişilik verilmelidir dedi. Sorumlu federal yargıç ise aynı davada nasıl bir geminin tüzel kişiliği varsa dağların, ovaların, denizlerin, nehirlerin hatta havanın dahi teknolojinin baskısı ve modern hayatın karşısında bir hakkı olmalı diyerek aslında ironik bir şekilde dava kayıtlarına tarihi sözler bıraktılar. Frankfurter Allgemeine gazetesinin 30 Mart 2019 tarihli web sayfasındaki Almanca sayfasından derlediğimiz bu haber bizleri düşündürmeli. Bir zamanlar yerli halkı katleden, doğayı ellerinden alan, dışarıdan gelip bağdakileri kovanlar mahkemede doğa üzerine etik dersi vermişler. İlk defa 70’lerin başında bugün adına doğanın etiği dediğimiz etik kuramları o zaman nasıl olduysa vicdanlı birkaç adama dokunmuş. Oysa ki Kuran’ı Kerim İsra suresinde “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız…” . Hacc suresinde ise “Görmez misin ki; göklerde ve yerde olanlar; Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allâh’a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de (gafletleri sebebiyle) azap hak olmuştur…” Yaratılmış her şey insan oğlundan er geç gelir hesap sorar. Hak dediğimiz bir kuru kelime değildir Allah’ın yarattığı her şey üzerindeki her türlü tasarrufudur. Doğrusunu Allah bilir.

SEÇİMİ SOSYAL MEDYA KAYBETTİ

Elbette her şeyin artı ve eksi tarafları vardır. Bir aracı anlamlı ve değerli kılan onu kullanma biçimimizdir. Araç araçtır ve işlevi gereği yapacağını yapar. Aracımız sosyal medya tıpkı bir dedikodu kazanı gibi şu aralar. Aslında hep öyle ama üç gündür aslı astarı olmayan ispata muhtaç, kaynak gösterilmeden ortalığa atılan iddialar yüzünden sıkıldık. İnanıp inanmama arasında sıkışıp kalan dostlardan gelen mesajlara bir de ekledikleri “ay baksana ne olmuş doğru mu?” mesajına karşılık, “Sen bile emin değilsen niye bu dedikoduyu yayıyorsun o zaman” demek gerekmiyor mu? Sosyal medya seçimi kaybetti. Kaybetmekle de kalmadı bir de peşinde sürüklediği bazı medya kuruluşlarını da yerin dibine soktu. Sonra da onlar haberlerin aslı astarı olmadığını bildiklerinden yayından kaldırdılar. Yapmayın etmeyin. Resmi makamlardan gelmedikten sonra hiçbir habere inanmayın. Ama inanmak istiyorsanız o sizin bileceğiniz iş ama bari yayıp ta ortalığı kirletmeyin. Sosyal medyayı artıya çevirenler davetiye olarak kullananlar, yenilikleri duyuranlar ve tabii ki kaynak ve mahreç göstererek haber yapanlardır.

GÖNLÜMÜN GÜNDEMİ

Türkiye’de gündem mikro değil maalesef makro zeminde dolaşıyor. Seçim, vatandaşların demokratik hakkını kullanması demektir. Hepimiz oyumuzu kullanıp sistemin de oylarımıza sahip çıkmasını bekliyoruz. Şaibeli durumların açıklanmasını yetkililerden bekliyoruz. Ancak sosyal medyanın dedikodu haberleri ve bu haberlere malzeme olan anlı, şanlı medya kuruluşlarının malzeme olmasını da görüyoruz. Halkı sükunete, sakinliğe ve olandaki hayrı ortaya çıkaracak şekilde haberler yapmak bir yana, bir yandan da mikro gündem görmezden geliniyor. Birilerinin sürekli ülkemizin gidişatına patinaj yaptırmaya çalışıyor bunu da anlıyor ve görüyoruz. Seçimlerin yapıldığı günlerde şehitler verdik. Evlere ateşler düştü, yürekler yandı. Annelerin, babaların, eşlerin, çocukların yürekleri şehitlerine ağladı. Seçimse onların gündeminde değildi. Cenaze varken seçimin sesini kısmalıydık. Cenazenin etrafında birleşebilmeliydik. Gönlümüzün gündemi şehit cenazeleri olmalıydı.