ALGI KIRILMALARI

Faruk AKTAŞ 22 Eki 2019

Barış Pınarı Harekâtı gündeme geldiğinden bu yana, "DEAŞ ile mücadele zaafa uğrar, DEAŞ terörü yeniden hortlar" argümanı üzerinden gidildi.

Operasyonu önlemek isteyen çevreler bu argümanı pompalayıp durdu.

PKK’nın Suriye kolu YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de, “Türkiye operasyona başlarsa DEAŞ ile mücadele eden güçlerimizi Türkiye ile savaşmaya yönlendireceğiz” diyerek bu argümanı beslemeye çalıştı.

Operasyon başlayıp YPG’nin, DEAŞ’lıların kaldığı hapishanelerin kapılarını açıp bu teröristleri salıverdiği ortaya çıkınca o argüman çöktü.

Ardından yoğun bir şekilde “Türkiye sivilleri katlediyor” diye bağırılmaya başlandı. Uydurulmuş fotoğraf ve videolarla büyük bir algı operasyonuna girişildi. Hatta Türkiye’nin kimyasal silah kullandığı iddiası eşliğinde mizansen görüntüler piyasaya sürüldü.

Türkiye, gerek operasyonu yürütürken sivillerin zarar görmemesi için gösterdiği inanılmaz hassasiyetle bu propagandalara malzeme vermeyerek gerekse de diplomatik alanda gösterdiği yoğun çabayla bu argümanları çürüterek bu yönde bir algının oluşmasına da izin vermedi.

Hâ kimi çevreler tarafından bu argümanlar dile getirilmeye çalışılsa da genel olarak dünya kamuoyunda bu yönde herhangi bir algı oluşmadı.

Operasyonun başından bu yana dillendirilen ve hâlâ yoğun bir şekilde dile getirilmeye devam eden bir diğer argüman da operasyonun Kürtlere karşı yürütüldüğü iddiasıydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dâhil olmak üzere ilgili tüm yetkililer operasyonun Kürtlere karşı değil, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden terör örgütü PKK ve onun Suriye uzantısı YPG’ye karşı olduğunu sayısız kez açıklamasına karşın hâlâ yoğun şekilde dillendirilen bu argüman dünya kamuoyunda kısmen de olsa alıcı bulmuş durumda.

ABD Başkanı Trump’ın, kendileri dâhil operasyona karşı çıkan tüm çevrelerin Kürtler diye kastedilenin PKK olduğunu bir nevi itiraf etmesi, bu yöndeki algının kırılmasına bir nebze olsun katkı sunmuş görünüyor.

Zira Trump’ın o açıklamalarından sonra operasyon tartışmalarında PKK’nın adı anılmaya başlandı.

Son günlerde, PKK/PYD bu algıyı yeniden güçlendirmek için Türkiye, “Kürtlere karşı etnik temizlik, etnik soykırım uyguluyor, uygulayacak” şeklinde argümanlar dile getirmeye başladı. Etnik temizlikten kastettikleri bölgenin demografik yapısının değiştirileceği yönünde bir iddia.

Bu iddia da pek tutmuyor zira, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla DEAŞ ve PYD’den aldığı Cerablus ve Afrin’de demografik bir değişime gitmediği gibi her iki terör örgütünün yerlerinden ettiği insanların bu kentlerde kendi topraklarına yerleşimlerini sağladığını tüm dünya biliyor.

Dolayısıyla genel olarak PKK/YPG’nin ve de Türkiye karşıtı güçlerin Barış Pınarı Harekâtı’na karşı algı operasyonlarıyla güçlü bir şekilde mücadele edildiğini söylemek mümkün.

Ancak operasyonun Kürt nüfusu üzerindeki etkileri konusunda gösterilen çabanın yetersiz kaldığı kanısındayım.

Baştan beri söylediğim gibi bu operasyonun Kürtlere yönelik olduğu yönündeki algının önlenmesi ve kırılmasında en büyük etkiyi Kürtlerin operasyona destek vermeleri olurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim partimde de 50 Kürt milletvekili var” dedi ancak bu milletvekillerinin yekvücut olarak operasyona destek açıklamaları gelmedi.

PKK karşıtı Kürt çevrelerinin de önemli bölümü sessiz.

Bu kesimlerle bağlantıya geçilip, bunların desteklerinin sağlanması konusunda yetersizlik olduğunu düşünüyorum.

Buna karşın Türkiye’deki yine PKK’ya uzak, Kuzey Irak’taki Barzanilerin partisi KDP’ye yakınlıkları ile bilinen irili ufaklı çok sayıda parti operasyona karşı tutum aldı.

Bu partilerin bu yönde pozisyon alışlarında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde de giderek yükselen Türkiye karşıtlığının etkisi büyük.

Aynı şekilde Türkiye’den de yayın yapan Erbil merkezli yayın organlarının PKK’nın yayın organlarından bile çok daha Türkiye ve operasyon karşıtı yayınlarını da not etmek gerek.

Tüm bunların gerek Türkiye’deki gerekse de Türkiye dışındaki Kürt nüfusun üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını, açacağını öngörmek zor değil.

Dolayısıyla hükümetin ve devletin ivedilikle bu konularda ciddi adımlar atmasında zaruriyet görüyorum.