AMME HİZMETİ

Milli Takımımızın İzlanda ve Andorra maçları sebebiyle liglerimize ufak bir ara verildi biliyorsunuz.

Yarın İstanbul’da çok çok önemli İzlanda maçımız var, peşinden Pazar günü de deplasmanda Andorra maçı ile bu serüven tamamlanacak. İstanbul’da İzlanda’yı geçersek grupta ilk iki neredeyse garanti olacak, Şenol Hoca ve Milli Futbolcularımız dişleriyle, tırnaklarıyla kazıya-kazıya işi buraya kadar getirdiler, İnşaallah sonunu da güzel bitireceklerdir.

Ara verilmeden önceki hafta yaşanan iki pozisyon; futbol oyun kurallarının futbolseverler tarafından ne kadar az bilindiğini göstermesi açısından oldukça öğreticiydi. Bu yazımızda bir nevi amme hizmeti olarak bu iki pozisyonu beraberce mercek altına alalım: Önce Cuma gecesi Fenerbahçe-Kasımpaşa maçında Mathias JORGENSEN (Zanka)’nın kendisine doğru gelmekte olan topu dizi ile kalecisine yönlendirmesi sonuncunda vâveylâ koptu. Futbolseverlerin özellikle bir kesimi bunun geri pas olarak cezalandırılması gerektiğini, Fenerbahçe’nin kollandığını oldukça yüksek sesle iddia ettiler, whatsapp/twitter gruplarında uzunca bir süre bunun geyiği döndü durdu.

Aslında 1992 yılına kadar kaleciye geri pas vermek ve onun eli ile gelen topu kucaklaması oyun kurallarına uygun bir durumdu. O zamanı hatırlayanlar gayet iyi bilirler ki müdafaa oyuncuları zorda kalınca topu kalecilerine yuvarlayıverirler ve kaleci topu eline alarak bir kez daha oyunu başlatmak üzere hamle yapardı. 1992 Avrupa Şampiyonası sonrasında oyunu hızlandırmak ve zaman çalmanın önüne geçmek için “kaleciye geri pas kuralı” ihdas edildi. Buna göre kaleciye verilen geri pası kaleciler elleriyle tutamıyor sadece ayakla müdahale edebiliyorlardı. 12. Maddeye yapılan bir ilave ile; “Kaleciye Pas: Kendi oyuncusu tarafından bilerek ayakla pas verilen bir topa kaleci elleriyle dokunur veya tutarsa endirekt serbest vuruş verilecektir.” hükmü kural kitabına yazıldı. 1993 yılında da ayakla bilerek geri pas tanımına açıklık getirilerek takım arkadaşının kendi kalecisine topu, kafasını, göğsünü, dizini vb. bir uzvunu kullanarak pas verebileceğine cevaz verildi. İşte Zanka’nın yaptığı bu kurala uygundu.

Amme hizmetimizin ikinci konusu da geçtiğimiz Pazar akşamüzeri Trabzon’daki Trabzon-Alanya maçı oynanırken yaşanan bir pozisyonla ilgili. Maç içinde bir pozisyonda top, hakem Abdülkadir Bitigen’e çarptı ve taça çıktı.  Hemen tribünler ve futbolcuların birçoğu itiraz ederek oyunun hava atışı ile başlaması gerektiğini haykırdılar. Oysa, IFAB’ın bu sene Mart ayında aldığı ve Ağustos’tan itibaren uygulanan yeni talimatında; top oyun alanında kalırsa hakem atak yapan takımın lehine olacak şekilde oyunu başlatıyor fakat top oyun alanını terk ederse çıktığı yerden oynamaya başlanıyor yani hava atışı vs. söz konusu olmuyor ama futbolcular ve yedek kulübeleri dâhil kimse bu kuralın uygulamasının farkında değildi.

Amme Hizmetine devam faslından hepimizin bildiğini sandığımız bazı küçük notları da hatırlatarak bu yazıyı toparlayalım: taç atışında ve korner kullanılırken off-side olmaz, taç atışında top doğrudan kaleciye yollanırsa kaleci elleriyle topu alamaz. Taç atışında top kimseye dokunmadan gol olursa gol sayılmaz. Santra atışından gol olur ve sayılır. Top gol olacakken saha dışından atlayan birisi müdahale eder ve golü kurtarırsa o pozisyon gol olmaz ve hakem atışı ile devam eder. Aut atışından veya faul kullanılırken kendi kalesine yollanan toplar gol sayılmaz, korner ile oyun başlar. Ofsayt pozisyonunda en az iki müdafaa oyuncusu lazım kaleye daha yakın pozisyonda. Yoksa olmuyor.

Bizden şimdilik bu kadar. Milli Takım’a başarılar ve hepimize güzel bir hafta diliyoruz.