ANORMALE DÖNEN NORMALLER

Aslı SERTDEMİR 12 Oca 2019

Geç de olsa anladım, dileklerimin başında ''Önce sağlık'' demeyi. Her şeyin başı sağlıkmış. Grip, nezle oluyoruz dünyayı gözümüz görmüyor.

Daha büyük hastalıklar evlerden ırak. Ağzıma almak bile istemiyorum. Bir süredir oyuncu Hande Erçel’in annesi maalesef hasta. Okuduğum ve izlediğim kadarıyla annesine ile yakından ilgileniyormuş. Başından ayrılmadan tüm ihtiyaçlarını karşılayan vefalı bir kızmış. Buraya kadar her şey güzel. Aslında güzel demek ne kadar doğru bilmiyorum. Bence normal. Yani olması gerektiği gibi. Kötü günde yan yana beraber olmak. Aile olmak. Benim anlamadığım son günlerde atılan büyük puntolu başlıklar. ‘’Hande Erçel annesi için donör olmayı kabul etmiş.’’ Eee yani? Benim gözümde bunun hiçbir haber değeri yok. Başkalarının neden bunu büyük bir olay ve haber haline getirdiklerini bilemiyorum. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Akıl ve aile sağlığı yerinde her ailenin birbirine yapacağı normal bir olay, neden bu kadar uhrevi bir haber değeri taşıyor ki? Bizim inançlarımız aile olma tanımımız zaten bu değil mi? İnsanlar tanımadığı kişiler için kan, organ, ilik, hücre veriyor. Bir kızın annesine hücresini vermesi ne şaşırılacak ne de alkışlanacak bir olay. Benim için Erçel eğer ki annesine donör olmasaydı haber olurdu. Büyük büyük harflerle başlık atıp ben de o zaman haber yapar, kınardım!   

Saygı yoksunluğu

Deniz Çakır’la ilgili çıkan habere inanamadım. Yakıştıramadım. Bugüne kadar kimse Deniz Çakır’ın ne içtiğine ne gezdiğine laf etmedi. Giydiği herhangi bir kıyafet için de yargılandığını duymadım.  Açıkçası kimse beni de yargılamadı. Şimdi Deniz neden 2019 Türkiye’sinde sırf kızların başı örtülü diye onlardan rahatsız olmuş? Bununla da yetinmeyip bir de başka ülkeye sürme hadsizliği yapmış. Anlaşılır değil. Tabi ki konu yargıya taşındı. Eğer söylenenler doğru ise ‘’Deniz sen bunu yaparsan diğerleri ne yapmaz?’’ diye sormadan edemiyorum.Çoğunluğu Müslüman olan güzel ülkemde, inancı gereği başını örten milyonlarca kadın var. Hemen hemen hepimizin ailesinde de başı kapalı akrabaları yakınları var. Diyelim ki yok. Ezan sesleri size nerede yaşadığımızı hatırlatsın. Bu ülkede inançları için başını örten kadınlarımızla evimizde, sokaklarımızda, iş yerlerimizde, gittiğimiz mekanlarda yan yanayız. Herkes birbirine saygı duymak zorunda.  

Ve en önemlisi, biz bu konuları çoktan kapattık. Üstüne kırk kat sünger çektik. Hepimiz huzurla yan yana kol kola yaşıyoruz. Aksi bir tavır son derece çağ ve insanlık dışıdır.

Bana saygıyı öğret baba!

Sevgi öğretilecek bir şey değil. Şöyle sev, böyle başını okşa gibi yöntemleri yoktur. Sevmek fiili tamamen içgüdüseldir. Yemek ihtiyacı gibi. Bir gün uyanır ve adını koyamadığımız bir açlık hissederiz. O çanları çalamaya başlayınca illa buluruz sevecek bir şey. Hiç olmadık insanlara belki de o zaman sarılırız. Sonunda ışığı görmediğimiz tünele o ihtiyaç bizi götürür. O eksiklik ve ihtiyaç öyle kuvvetlidir ki bir kedi bir köpek bir balık sevdirir bize. Severiz işte… Buluruz, bizi sıkıştıran sevgiyi akıtacak bir yer. Sonra yaşaya yaşaya sevgi öğretir bize, nasıl konuşmamız nasıl dokunmamız gerektiğini. Yıllarımızı alır belki ama öğreniriz, içgüdüsel. İstemsiz. O sevginin içine bir tutam da saygı da eklenirse işte onun adı ‘’Gerçek sevgi’’ olur. Ama saygı içgüdüsel değildir. Biri, birileri, yaşadığın saygısızlıklar öğretir bize saymayı. Oturduğun yerden ilham perileri içimize ekmez. Öyle çıkacak delik aramaz sevgi gibi. Sevgi gibi kolay değildir saymak. Bazen susmayı, bazen sorgulamamayı, tüm bunlarla beraber nezaketini hiç kaybetmemeyi gerektirir. Yüz göz olmadan kavga etmeyi. Hakaret etmeden öfkeni anlatmak hiç kolay değildir. İşin aslı astarı; saymak, sevmekten zor. Başardığında sevgiden daha güzel. Sevgi ile beraber hafızanda ki en güzel anıdır.