"AŞK" ADINA HANÇERLEYİP KANATMAK İSTİYORUM YÜREKLERİ

Yaşar İÇEN 11 May 2019

"Yüreklerinde tütsüledikleri sevdayı ciğerlerinde ısıtıp sonrada sıcacık nefesleriyle dünyaya salıveren aşk kokulu kadınlar...

“Ey aşk; hasretinle ben yandımmm, tutuştummm, küle dönüp savruldummm sen-i ararken...”

“Kadın gibi kokmalı kadınlar!

Fırından çıkmış sıcak ekmek tadında.

Hem iç ısıtan hem yürek doyuran...”

“Yüreklerinde tütsüledikleri sevdayı ciğerlerinde ısıtıp sonrada sıcacık nefesleriyle dünyaya salıveren aşk kokulu kadınlar... Manalı bakan gözleriyle en derin yâreleri gören ve her zerreyi titreten dokunuşlarıyla tedavi eden kadınlar...”

...

Düşünüyorum da ne çok yazmışım aşkı da yine de bitmemiş yine de azalmamış yürekten çağlayan kelimelerimin debisi. ‘Ana rahminde kişinin mayasına sevgi karmışsa Yaradan, içine alıp emeğiyle yoğurduğu her manâ ile daha da kabarır, daha da taşar yüreğindeki sevgiye dair heceler...’

Tıpkı, Yaradan’ın sevgiden yana cömert nefesler üflediği Mevlana misali... “Ben aşk-ı seçtim" demişti Mevlana, her şeyden ve herkesten geçip "Hiç" olma yolunda ilerlemeye başladığı an... Kime ve neye olduğunu ayırt etmeden uğruna yanmaktı aşk, Mevlana için..”

Ve yandı yandı yandı da yine de dip tutmadı Mevlana. Tam aksine her yanmada “offfff” değil “şükür” demeyi seçerek daha da lezzet buldu insanlık adına.

Ruhumuzun ve zihnimizin sil baştanlara fazlasıyla ihtiyaç duyduğu son yıllarda sevmeyi, sımsıkı sarılmayı, derin derin soluklarla sevdiğimizi içimize çekip huzur bulmayı, gözlerin en derinine bakıp orada söylenmemiş mahcup cümleleri bulup çıkarmayı, saygı duymayı, emek vermeyi, yüreğin bam teline dokunmayı unuttuk!

Bu sebepten sıklıkla yazıyorum aşk-ı... Bu sebepten sevmeye ve sevilmeye dair kelimelerimi keskin hançerlerin ucuna takıp yüreklerin tam ortasına batırıyorum.. Kanatmak, acıtmak istiyorum dünyayı... Kanatıp da kuruyan ya da oyunlarla kirlenen yürekler yıkansın, arınsın, yeniden yeşersin istiyorum...

Çünkü insanoğlu en hızlı ve kalıcı öğrenmeleri “acılardan” yana alır!

Canı acımadan ve elindekini kaybetmeden kıymet bilmeyen insanoğlunun acaba kaç değeri kaldı “insanlıktan” yana?