ASLINDA KENDİMİZDEN KORKUYORUZ

Tuğrul GÜNAY 18 Ağu 2018

İlk olarak 1920 yılında sahnelenen Çek yazar Carel Capek'in Rossumovi Univerzální Roboti (Rossum'un Evrensel Robotları) oyununda kullanılan robot kelimesi ''çalışma'', ''zorla iş yaptırma'' gibi anlamlara gelen Çekce robota sözcüğüne dayanıyor.

İngilizceye robot olarak geçişi ile de beraber kelime evrensel bir kullanım sahası kazanıyor ve hemen her dilde aynı anlamda kullanılmakta.

Sentetik organik bir maddeden kanlı canlı robotların üretildiği bir sahne ile başlayan oyunda, robotlar ilk başlarda insanlara hizmet etmekten memnunlar. Ancak daha sonra isyan ediyorlar ve insan ırkının sonunu getiriyorlar.

Kelimenin küresel literatüre girişine neden olan sanatsal yaratımın hikayesi bile robotların insanlığı yok edişi üzerine başlıyor. Gerek edebiyat alanında ortaya konan bilim kurgu eserleri, gerekse de bir çok sinema yapımı bu ana tema üzerinden şekilleniyor.

İnsanlık olarak bizim hayal gücümüzün ve emeğimizin ürünü olan robotlar, bizi korkutuyor.

Korkmak için sadece filmlere ihtiyacımız yok. Geçenlerde vefat eden büyük fizikçi ve büyük deha Stephen Hawking robotların insanlığın sonunu getirebileceğine ilişkin endişelerini ortaya koyarken, bu endişeleri paylaşan Elon Musk, Bill Gates gibi girişimciler de mevcut.

Robot dediğimiz cihazların, kelimenin daha ortaya çıkışı ile beraber bizi korkutan tarafları fantastik sentetik organik dokuları ya da imal edildikleri metal parçaları değil. Bizi korkutan esas unsur, bizim programladığımız algoritmalarla karar verme yetilerinin gelişme ihtimali. Yani yapay zeka.

Korkularımızın temelleri farklı farklı. Yanlış kişiler tarafından programlanmış yapay zeka yazılımları bir felakete yol açabilir düşüncesi bir yana, aksine son derece adil ve hakkaniyetli kişiler tarafından programlanmış yapay zeka yazılımları, dünya için en gereksiz ve en zararlı canlının insan olduğuna karar verebilirler.

Bireyler olarak parçası olduğumuz ve insanlık olarak el ele var ettiğimiz küresel sosyolojik eşitsizliği ve dünyaya ve çevreye verdiğimiz zararı göz önünde bulundurduğumuzda, dünyanın sürekliliğinin devam etmesi için son derece naifce programlanmış bir yapay zekanın böyle bir karar vermesi sürpriz olmayabilir gibi görünüyor.

Bu yapay zeka yazılımları robot üretim tesislerine erişim sağlayabilirse, insansız çalışan 4.Sanayi Devrimi gereklerine uygun tesislerde seri robot üretimi kararları alabilirler ve bu robotları insanları yok etmek üzere programlayarak insanlığı yok edebilirler.

Oysa korkulara gark olmak yerine yapabileceklerimiz mevcut. Doğru ve akıllı bir planlama ve adil bir paylaşımla belki de var olanın bir kaç katı kadar daha çok insana mekan olabilecek dünyayı daha yaşanılır kılmak, efektif ve insancıl eğitim politikaları ile gayri insani düşüncelere sahip olabilecek çocuklar yetiştirmek yerine, teknik becerilerini kötülük için değil, iyilik için kullanacak, insani değerleri önceleyen kuşaklar yetiştirmek önceliğimiz olabilir.

Kaldı ki günlük yaşantımızda bile yapay zekayı gideceğimiz yeri tespit etmek maksadıyla cep telefonlarında kullandığımız navigasyon uygulamalarından, ucuz bilet bulmaya, yazıları anlık olarak başka bir dile çevirmekten, bir kişinin muhtemel bir olay karşısında göstereceği tepkinin tespitine kadar bir çok alanda kullanıyoruz.

Yapay zekanın işletmelerde ve bilimsel araştırmalarda kullanım sahalarının örnekleri ise saymakla bitecek gibi değil. Dahası, bu henüz başlangıç ve yapay zeka ile yapılabileceklerin sınırı, insan hayalinin sınırları ile sınırlı.

Bizi gerçekten korkutan yapay zekanın kendisi mi, yoksa biz aslında kendimizden mi korkuyoruz?  

Hepimizi toptan yok edebilecek nükleer silahların yanına, kararlarını biz insanların yazdığı algoritmalarla verebilen ve biz yok et diye programlarsak yok edecek olan robotları eklemek yine bizim kararımız.

Ya da iyiyi ve doğruyu öğütlemek, yapmak.