VFkatilim2
mobil1


ASRA BEDEL O GÜN : YENİKAPI'DAKİ DÜNDÜ!

İrfan ÇİFTÇİ 10 Ağu 2016

15 Temmuz gecesi, 1001 gecede yaşanacak kadar gerçek ötesi fantastik, masal-hayal gibi kabusları, yakaza hallerini yaşadık...

15 Temmuz gecesi, 1001 gecede yaşanacak kadar gerçek ötesi fantastik, masal-hayal gibi kabusları, yakaza hallerini yaşadık... Türkiye'yi bugünden en iyi ihtimal 1919'a, mesela Sevr'e doğru geri savurmak isteyen dünyanın emperyalist güçleri (küresel veya hegemon diye yumuşatamayacağım kadar vandal ve caniydiler) yaklaşık 10 saatlik bir sürede binlerce olayın yaşandığı sıkıştırılmış(ziplenmiş) bir zaman tünelinden geçirdiler bizi... Gün ağardığı zaman arkamızdaki karanlık, kalbimize ve ruhumuza çökmüştü... Onların çalıntısı çocuklar aslında yine büyük işler  başardı... Öyle “teşebbüs, girişim” filan diye küçültmeyelim. Hasar tespitini doğru yapalım. Mete'den bugüne gelen ordumuzun (ordu kelimesinin orta/merkez olduğunu da hatırlatalım) göbeğinden yurdumuza ateş saçtılar. Yüreğimize düşen bu tuzlanmış közler, kalbimizi daha ne kadar yakacak bilen varsa söylesin? Ateş yanığı, paslı bir burgunun ucu gibi ilerliyor!

Kendi adıma yaşadığım şokun derinliği dolayısıyla bir yandan süregelen olağan habitusumla kendimi senkronize etmek, bir yandan da imkanlar ölçüsünde daha kaç terabayt olduğunu kestiremediğim bu 1001 gece filmlerini seyredip anlamaya çalışıyorum... Ama 7 Ağustos'ta, sanki 21 günlük kuluçka süresi bitmiş tatlıcık civcivlerin tık tık ve cik cikleri gibi  bu ziplenmiş kabus dolu filmler “Yenikapı enerjisi” ile muhayyilemde açılıp saçıldı...

Kadim Türk milletinin en derinlerinden fışkıran milli iradesi güneş enerjisi gibi öyle bir anafor yarattı ki, onu anlatmaya çırpınan her metafor da güneş enerjisi karşısındaki samanyolu galaksisinin diğer gezegenleri gibi kaldı... Onun için buraya bakıp söylenecek hiç bir söz, çizilecek hiç bir formun tasarımı yanlış değil, çünkü doğruluğunu test edecek emsali olmayan bir sosyal mucize... Belki Nazım'ın Küba Devrimini anlattığı “çok şükür çok şükür, bugünü de gördüm, ölsem de gam yemem gayri” mısraları bir nebzecik teskin eder mi? Sanmam...

Zaten  hatiplerin  ve yorumcuların da  fiilen gördükleri 5 milyon gözün en az dünyadaki 500 milyon insanı da temsil ettiğini hissettiklerinden  tabii olarak akıl tutulması ve fikir kamaşması yaşamadılar mı? Onun için bol bol mısralarla meramlarını anlatarak  fikirden, sözden uçup şiire, hem de bayağı nostaljik/retro imgelere iltica ettiler... Çünkü bu olayın şiiri henüz çıkmadı. Bu küresel çağda yaşanan Yenikapı mucizesini Akif'in, Nazım'ın, Ahmet Arif'in, Necip Fazıl'ın mısraları veya geçmiş zamanın özlü sözleriyle “ağyarını mani, efkarını cami” halde ifade için bir hayli kifayetsiz.. Onlar tabi kendi devirlerini çok güzel anlatıyor amenna! Ama bugün için son derece yavan, kifayetsiz ve aciz kalıyor. Ancak hakikat ehlinin kelam-ı kibarlarından numuneler olabilir.. Çünkü,

Allah'ın “kut”ladığı çalabları, evliyası, azizanı ve tarihteki galiplerinin binbir tuzakla öldüremediği Alper Tunga'ları bengitaşlar devrinden beri yavarlanıp düştü başlarına... Oğuz Kağan çağlıyor “Daha deniz, daha müren”.. Aşkı gönlündeki kanyonları zonklatıyor.. Sultan Sancar Türkistan'dan,  Alparslan Malazgirt'ten bir hışm ile yekindi... Mazlum Türkler Ergenekondan çıktı! Yeni ve Büyük Türkiye'nin mayası çalındı...

II. Cumhuriyet fiilen ve 17. kez devlet kuruldu... Yaşlı Karliçe duymasın, kalbi dayanmaz ama artık dünyanın Magna Carta'sı Yenikapı oldu... Çanakkale'de nükseden bütün ruhlar hatemen ve aşk ile bir daha nüksetti... Zülkarneyn ve Enver Paşa Tanrı dağlarından... Hz.Ali Kan Kalesinden, Hz.Hüseyin Kerbela'dan... Aba Müslüm'ün Horasan'dan Battal Gazi Malatya'dan Selahaddin Eyyubi Şam'dan Osman Paşa'nın Plevne'den Mustafa Kemal Ankara'dan Esmer şeker Fatmalar ve kapkara güneş yanığı Muratlar, güneşi sahrada ilk kez gören steril çocuklar, duldalardan ve koyaklardan çıkarak... Hayyy ettiler, huyyy  çekerek o aşk ile bir daha.. Bilge Kağan'ın hüzünlü duası gelip bu çağa bulut oldu, bilinç olarak yağdı. “Ey Türk Milleti, üstten gök çömedikçe, alttan yer delinmedikçe senin vatanını kim alabilir, senin töreni kim bozabilir?” Çok şükür, vatanımızı işgalden kurtardık, Töremizi bozdurmadık! Birlikte,  dirlikte, dirilişte olduğumuzu  gösterdik..

3 milyon olsun Yarabbi! diye dua ve temenni vardı, ama şükür 5'i buldu. İnsanlar kara, deniz, hava yolu ile ve hatta YÜZEREK (O yüzerek gelen Türkler, helikoptere çatıdan tekme atanlarmış:)) Yenikapı'ya huruç ve akın etti, oradan bile taştı. Uzaydan bayrağının rengiyle görülebilen tek millet unvanını tarihe nakşetti. Ayrıca İstanbul'un ve bütün illerin meydanları sayıldığında ise 25 milyon ayağa kalktı. Durdukları yerden yüreğiyle katılanlar 75 milyonu, dünyadan dua edenler de bir milyarı geçti... Yıllardır milli ve manevi değerlerin titizlikle korunması gereken bir çok kavramın içi popüler ve lümpen kültürle nasıl boşaltılıyor biliyoruz. İhlas, cihat, ibadet, kurban, töre, bilgi vs vb. Bunlar gibi  “milli birlik ve beraberlik” gibi tevhidin düsturu da sağcı, hamasi bir hamakat nakaratı olarak geviş getirilen bir sakızdı. Oysa “milli birlik ve beraberlik” kuvveden fiile inkılap edince sahih bir nükleer kudret oluyor. Bunun değeri milli gelirden ve her türlü gayri safi ve milli hasılaların tarihsel kümülatif toplamından bile fazladır. O nedenle bunun değeri maddi kıymetlerle ölçülemez. Anlatılamaz da, belki bir nebze tasvir ile diğer gam gönüllere hissettirilir... Biz de buna çabaladık...

Bu milli gücü inşallah küllerinden silkinen yüce devletimiz ivedilikle ve layıkınca tasarruf edecektir. Devlet demişken, Yenikapı Ruhu'ndan yükselen yıldız da söyledikleriyle, haliyle ve kaaliyle bencileyin Devlet Bey'di. Hem de sahne performansıyla süper mega star olmuş Reis'i irad ettiği nutkuyla mest ve mesrur  etti... Herkes arkadaşlarına şarkı söyleyebilir, ama mesele Müzeyyen Senar'ı veya Tarkan'ı şarkısıyla meftun etmek gibi bir şey... Çok şükür... Sonsuzca şükür....