BAKAN AVCI , KÜLTÜRE BİR ÇARE...

Başbakan Binali Yıldırım, "reform ve atılım kabinesi" diye nitelediği Türkiye Cumhuriyeti'nin 65., 2002'den beridir tek başına iktidar olan Ak Parti'nin ise 8. hükümetini kurmuş oldu. Diğerleri içinde kıyaslandığı zaman iyi sayılacak bir kabine.

Başbakan Binali Yıldırım, “reform ve atılım kabinesi” diye nitelediği Türkiye Cumhuriyeti'nin 65., 2002'den beridir tek başına iktidar olan Ak Parti'nin ise 8. hükümetini kurmuş oldu. Diğerleri içinde kıyaslandığı zaman iyi sayılacak bir kabine. En önemli yanı ise ilk kez bu kabinede tam anlamıyla gözleri ve gönülleri dolduran bir kültür bakanının olması. Açıkçası yıllardır kabineler açıklandığında Ak Parti'yi iktidara taşıyan tabanın en fazla boynu bükülen kesimi “okur-yazar” çevreleriydi. İlk kurulan kabineden itibaren ticaret, enerji, inşaat, finans vb bütün sektör ve çevreler  büyük ölçüde kendilerine muhatap olan bakanlarına baktıkları zaman bir şekilde tatminkar olmuşlardır. Örneğin Hilmi Güler'in Enerji Bakanı, Recep Akdağ'ın Sağlık Bakanı olması hem partili tabanın ve iş çevrelerinin beklentisini neredeyse tam olarak karşılamaktaydı ve “cuk oturdu” denirdi. Diğerleri de genellikle partili olsun veya olmasın ilgli sektör bileşenlerinin de aşina olduğu, en azından “yerini buldu” denilen kişilerdi.

Kültür Bakanı seçimleri  için benzer şeyler söylemek pek mümkün değildi. Kurulan kabinelerde ya siyasi dengeler veya kültür kısmının ihmal edildiği izlenimi veren,  turizm tarafını domine eden tercihler oldu. Ancak iktidarın 14.yılında hem muhafazakar aydın kamuoyunun ve kültür muhitlerinin hem de genel anlamda kültür-sanat camiasının mümessili olan, “tamam şimdi oldu” diyebilecekleri bir bakan ilk kez oldu. Rahatlıkla muhatap olabilecekleri, dillerini bilen, kültürel kimliği ve kişiliği tam kamil olarak tecessüm etmiş, aşikar ve aleni olarak bütün sevecenliği ile malum bir Kültür Bakanımız var artık. Böylece ilk kez Ak Parti'nin “kültürü” daha ciddiye alıp öncelediğini gösteren tavrı öncelikle muhafazakar kesimin okur yazar çevrelerinin ve kültürü-sanatı ciddiye alan bütün ilgili çevrelerin yüreğine bir su serpmiş oldu. Nurettin Topçu'nun Hareket dergisinde müstear isimle yayınladığı ilk şiirleriyle Babıali'ye giren Nabi Avcı, 1970'lerin en elit yayınevlerinden Yeryüzü yayınlarına yaptığı Martin Lings, S.H.Nasr, Rene Guenon çevirileriyle, hayattaki nahiv duruşuyla, Rilke tutkunluğu, dolmakalem misyonerliği, Molla Kasımlığından Hocalığına; kendine özgü meziyetleriyle şehirli dindar çocukların” yetişmesinde rol modellerden birisi oldu. Özallı yıllarla başlayan siyasetle teması, Reis'in İBB Başkanlığının en başından itibaren kültür-sanat ve iletişim politikalarına omuz vererek sürdü ve hiç kesintiye uğramadan bugüne geldi. Ak Parti iktidar olduğundan beridir, bu camiada her kabine açıklanmasına ramak kala R.Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı gibi Nabi Avcı'nın da Kültür Bakanı olarak açıklanması adeta doğal bir beklentiydi. Nihayet, çok geç oldu, ama oldu! Şimdi onun için kendisinden büyük beklentiler var,  bu da ona büyük sorumluluklar yükleyecektir.

Başından beri kimlik vurgusuyla siyaset yapan veya kültürel kimliği öne çıkaran bir partinin kültür politikalarını ıskalamasının belki konjonktürel siyasi nedenleri olsa da bunlar, hiç bir zaman tatminkar mazeretler olarak kabul edilemez. Çünkü Ak Parti esas itibarıyla 1994'te Milli Görüş geleneğinden ayrışarak çevreden merkeze doğru “çoksesli, sivil, demokratik” kültürel atılımlarla yürüyüşün sonucunda gelişmiş bir modernleşmeci(adaletle kalkınma) harekettir. RTE'nin kurucu lideri olarak yürüttüğü bu hareketin siyaseten meyvelerini vermesi İBB ile oldu ve 65.Hükümetle de en kristalize olarak vücut buldu. Dünya ve Türkiye vizyonunda “2023 hedefleri”, “yeni Türkiye” iddialarının tamamı mahiyeti itibarıyla, tabiatı icabı medeni, yani kültürel içeriği olan iddialardır. Söz konusu bu iddiaların vücut bulması için devasa enerji kaynaklarına ihtiyacımız var. Bu parlak ufuklara vuslat için  kültürel, medeni ve manevi enerji sağlamaya  sadece bu cenahın, muhafazakar veya hangi kesim olursa olsun kısmi bir kesitin enerjisi yetmez. Türkiye’nin bütün renkleri, gerek, hatta yetmez, medeniyet ve gönül coğrafyamızın dahi mevcut ve hatta rezerv kaynaklarına ihtiyaç var. Yeni Türkiye'nin kültürel hologramı/politikaları Feyruz'dan Alim Kasımov'a, Buhara'dan Petra'ya, Hacem Haydareviç'ten Olcas Süleyman'a, Amin Maoluf'tan Orhan Pamuk'a, Kazan'dan Kahire'ye, Kaşgarlı Divanından Gül Baba Operası'na kadar geniş, derin ve zengin bu büyük alemin vizyonerliği ile kurulabilir. Hepsinin beneklerinden ama yepyeni bir ton, kapsayıcı bir paradigma...Kültür Bakanlığının eşgüdümüyle TRT, TİKA, YEE, YÖK vd bütün kurum ve kuruluşlarıyla senkronize çok sesli bir kültürel atılımla ancak mesafe alınabilir. Nabi Avcı, bütün bunların terkibini haiz bir nirengi noktası olarak inşallah muvaffak olur. Ya bu dar geçitten çıkıp yeniden dünyaya doğacağız ya da bu hedeflerden kayarak düşeceğimiz yerellikte “duyduğumuz bu gürültüler caiz midir, gördüğümüz bu kabus helal midir, başımıza dökülen sular günah mıdır” gibi bidatlarla boğuşarak kendi skolastiğimizde debeleneceğiz...