BARIŞ İSTEMEK, BARIŞI KİRLETMEK

Faruk AKTAŞ 02 Tem 2019

Bol bol, "çözüm, barış, kardeşlik, özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi" gibi insanlığın evrensel değerlerini yansıtan ifadelerin kullanıldığı metinde bir yandan hükümetten yeni bir çözüm süreci başlatması istenirken, bir yandan da "otoriter, baskıcı" diye nitelendirdikleri hükümete karşı sözüm ona "demokrasi güçleri" dedikleri kesimler mücadeleye çağrıldı.

Bundan önceki, “İmralı, Kandil ve HDP hattında 23 Haziran sonuçları” başlıklı yazımızda, yenilenen İstanbul seçimlerinde bu yapıların pozisyonlarını ele almış, bu yaşananların gelecek PKK ve HDP’de ne tür yansımaları olabileceğini ve bunların AK Parti’nin “Kürt politikaları”na ne tür etkileri olabileceğini değerlendirmeye çalışacağımızı belirtmiştik.

Malum, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararının ardından AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’ı ziyareti, ardından Öcalan’ın mesajları, açıklamaları vs hükümetin seçim sonrasında yeni bir süreç başlatabileceği yönünde değerlendirmelere yol açmıştı.

Geçtiğimiz hafta Doğu-Güneydoğu’daki 19 ilden 304 sivil toplum kuruluşu Diyarbakır’da düzenledikleri ortak basın toplantısıyla bu yönde beklentileri olduğunu dile getirdiler.

Bol bol, “çözüm, barış, kardeşlik, özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi” gibi insanlığın evrensel değerlerini yansıtan ifadelerin kullanıldığı metinde bir yandan hükümetten yeni bir çözüm süreci başlatması istenirken, bir yandan da “otoriter, baskıcı” diye nitelendirdikleri hükümete karşı sözüm ona “demokrasi güçleri” dedikleri kesimler mücadeleye çağrıldı.

Yani bir yandan hükümetten yeni bir çözüm sürecine dönmesi çağrısı yapılıyor diğer yandan hükümetin yıkılması için harekete geçilmesi isteniyor.

Yıkmak istedikleri hükümetten sayısız şey isteniyor ama dönülmesini istedikleri eski çözüm sürecini bitiren PKK’dan hiçbir şey istenmiyor.

Şüphesiz bu STK’ların içinde samimiyetle çözüm, barış, demokrasi isteyenler olabilir.

Ama insanlığın evrensel değerleriyle ambalajlanan bu ve benzer metinler, “çözüm olmasın, barış huzur olmasın, kan akmaya devam etsin”den başka bir şey değil.

Hiç öyle laga luga yapmaya gerek yok.

Şüphesiz demokratik bir ülkede herkes açıkça şiddete teşvik etmeyen her türlü görüşünü söyleme hakkına sahiptir, söylemeli de.

Ama bu kesimler eğer bu taleplerinde samimiyle öncelikle dönülmesini istedikleri eski çözüm sürecini sabote eden Kandil’e ve HDP’ye seslenmeli.

“Yollara döşediğiniz, mayınlarla havaya uçurduğunuz masum insanların katili gibi altına dinamit sokarak patlattığınız bu barış süreçlerinin katili de sizsiniz” diyebilmeli.

Bu kesimlerin, Kandil ve HDP’den geçmiş çözüm ve barış süreçlerinin sabote edilmesinin hesabı sorulmadan yeni süreçlerin başlamasının mümkün olmadığını da bilmeleri gerekir.

Zira böyle bir süreç yeniden başlasa bile aynı Kandil aynı HDP yine aynı şekilde yeni süreci de katleder.

Bakınız, Diyarbakır’da bu açıklamanın yapıldığı aynı günlerde PKK, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesi’nde “Güney Kürdistan Özsavunma Güçleri” adı altında bir yapılanma kurdu.

Daha önce Şırnak’ta, Cizre’de, Nusaybin’de hendekler kazıp oradaki Kürtler için hayatı cehenneme çeviren adına “Özsavunma Güçleri” dedikleri oluşumun aynısı.

Selahattin Demirtaş’ın “onurumuzdur” diye sahiplendiği o oluşumların aynısı.

Neymiş bunların amaçları, Kuzey Irak’taki Türkiye üslerine saldıracaklarmış.

Maksat, daha önce Şırnak’ı Cizre’yi, Nusaybin’i harabeye çevirdikleri gibi Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesi’ni de kan ve gözyaşına boğmak.

Üstelik, bunların çoğu 14,15,16 yaşında çocuklar.

Yüzlerini, gözlerini puşilerle kapattıkları çocukların eline silah vererek Kürdistan Bölgesi’nde kargaşa yaratmak istiyorlar.

Her yönüyle Hendek sürecinin aynısı görüntüler, aynı senaryolar.

Bu STK’lar, demokrasi, barış, huzur, kardeşlik isteyen Kürtler bilmeli ki, bu PKK ortadan kalkmadıkça, kaldırılmadıkça bu bölgede demokrasi, barış, huzur ve kardeşliğin tesis edilmesi çok zor.

Gelelim, “İstanbul seçimleri sonrası PKK ve HDP’de ne olur, AK Parti ne yapabilir?” meselesine.

Birincisi PKK ve HDP’nin savaş yanlısı, barış düşmanı yönetimleri, Öcalan’a karşı elde ettikleri zaferle güçlerini tahkim edecek.

Kanımca, PKK ve HDP’de aynı savaş yanlısı yaklaşım devam ettikçe bu hükümet, eski çözüm süreci benzeri bir sürece asla yönelmez, yönelse de zaten yeni sürecin akıbeti de eskisinin aynısı olur.

İşte bu STK’lar, hakikaten demokrasi, barış, kardeşlik isteyen Kürtler ve diğer tüm kesimler PKK ve HDP’ye karşı seslerini yükseltip bu sesleri bir güce dönüştürebilirlerse, kanımca işte o zaman bu hükümet bu kesimlerle, “sorun olarak gördüğünüz nedir, bunun için birlikte neler yapılabilir?” konusunu görüşüp bu konuda adımlar atabilir.