BARIŞ PINARI HAREKÂTI VE TÜRK SOLU

Kahraman Türk Ordusu'nun Fırat'ın doğusunda uyuşturucu kaçakçısı bölücü eşkıya örgüte yönelik devam eden "Barış Pınarı" harekâtı bir turnusol kâğıdı konumundadır.

Kimin ne olduğu bu harekâta verilen tepkilerle ortaya çıkmaktadır. Genel olarak Türk Milletinin kahir ekseriyeti Cumhuriyet Hükümeti ve Türk Ordusu’nun yanındadır ve tam destek vermektedir. Ancak bir grup aydınımsılar, muhalif bazı gruplar ve tabii ki bölücü eşkıya örgütün yandaşları, özellikle sosyal medyada, bir vaveyla koparmaktadırlar. Bu koroya yurt dışından azılı FETÖ’cüler de katılmaktadırlar. İşin trajik tarafı yurt içinde bu operasyona karşı olanların ezici çoğunluğu kendini solcu olarak tanımlamaktadır. İşte bugün bu tipleri anlatacağım. Bir sonraki yazım ise İranlıların ve Arapların iflah olmaz Türk düşmanlığı üzerine olacaktır.

TÜRK SOLUNUN BİLEŞENLERİ NELERDİR?

Türk solunun geçmişinin Osmanlı dönemine kadar gittiği söylenir. Ancak Osmanlı dönemindeki solcular gerçek anlamda sosyalist düşünceye inanan ve Türkiye’de işçilerde sınıf bilinci oluşturmaya çalışan kişilerdi. Ama bu dönem solcularının silahlı örgüt kurarak devlet ve toplum nizamına karşı harekete geçtiklerini söylemek mümkün değildir.

Cumhuriyet döneminde kendilerini solcu olarak tanımlayan iki grup oluşmuştu. Bir grup Kemalist rejimin devletçilik, anti-emperyalizm ve devrimcilik gibi ilkeleri etrafında bir araya gelen gruptu, (Kadro Dergisi ve benzeri yapılar). Bunlar gerçek anlamda solcu sayılmazlardı. Çünkü beynelmilel sosyalizmin temel şiarı sınıf politikası yapması idi. Bunu o kadar ileriye götürürler ki, sınıf mensubu olmak millet mensubu olmanın önüne geçer. Bu manada milli devleti burjuvanın bir aygıtı olarak görürler ve buna karşı tavır alırlar. Aynı zamanda iyi bir sosyalist, siyasi tavrını emek sömürüsüne karşı şekillendirir. Bu yüzden en önemli önceliği işçi sınıfının örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve üretimden gelen gücünü kullanarak devrimle iktisadi ve siyasi düzeni değiştirmesidir. Türkiye’nin ilk dönem Kemalist solcuları anti-emperyalist bir duruşa sahip olmakla birlikte işçi sınıfı lehine bir tavra sahip olmadıkları gibi aynı zamanda çok kuvvetli bir milli devlet taraftarı konumundaydılar. Kemalist solcuları değerlendirirken hem taraftarlarının hem de karşıtlarının hatası devletçiliği sosyalizm zannetmeleridir.

Cumhuriyet döneminde gelişen ikinci sol hareket Devrimci Doğu Dernekleri etrafında şekillenen bir siyasi ve örgütsel oluşumdu. Burada gördüğümüz birinci öncelik Kürt etnisitesi üzerinden siyaset yapmak olmuştur. Aynı zamanda diğer etnik azınlıklara mensup olanlar da, bu sol hareketler içerisinde yer almışlardı. Temeli Devlet düşmanlığı ve tabiî ki Türk düşmanlığı üzerine kurulu bu hareketlerin dış ülkelerden de destek aldığı bir gerçektir. Zamanla birçok fraksiyona ayrılan bu sol örgütler için devlete karşı silahlı mücadele, farklı etnik gruplara göre bölünmüş ve konfederasyona dönüşmüş bir Türkiye, bunun yanında da totaliter bir yapıyı kurma hedefleri temel amacı teşkil etmekteydi. Kendi aralarındaki fraksiyon kavgaları bir tarafa bırakılırsa, aslında, etnik azınlık milliyetçiliği gayretleri sosyalizm sosuna bürünmüş olarak gizlenmekteydi. Bugün Türkiye’de –hepsi değil ama çoğunluktaki- sol örgütler ve siyaset grupları Devrimci Doğu Dernekleri kökenlidir. Dertleri ne beynelmilel işçi hareketine destek çıkmak, ne Türk işçilerinin dertlerine derman olmaktır. Dertleri, aslında, Devletin Türk vasfını ortadan kaldırmak ve Türklüğe ait bütün sembol ve değerleri halkın dimağından silmektir. (Ne gariptir ki Türkiye’de bir kısım İslamcılar da Türk ve devlet düşmanlığında bu solcularla yarışmaktadır.)  Çünkü bunlara göre Cumhuriyet “faşist ve totaliter rejim”, “Türk’üm!” demek faşistliktir. Onun için Atatürk’e de karşıdırlar. (Bu noktada güzel memleketimin bir kısım İslamcıları da kendi deyimleri ile “Allah’sız komanizlerle” hemfikirdir.) Yani bu ikinci grubun da aslında sosyalizmle ve Karl Marx’la uzaktan yakından alakaları yoktur.

1990’da Demir Perde’nin yıkılması bunlar için bir hayal kırıklığı olmuştu. Bir kısmı ihtida edip kendilerine liberal demeye başladı ki, biz bunlara “liboş” diyoruz, bunlar beynelmilel kapitalizmin ve emperyalist devletlerin sözcüsü konumundaki STK’lar etrafında öbeklenmeye başladılar. Kalanların büyük kısmı ise git gide temelini uyuşturucu kaçakçısı bölücü eşkıya çetesinin oluşturduğu ve kendilerine “Kürt Siyasi Hareketi” diyen bir grubun içine dâhil oldular. Bu grup başta Amerika olmak üzere İngiltere, Almanya ve Fransa gibi emperyalist ülkeler tarafından desteklenmekteydi. Yani özetlemek gerekirse, koca memlekette bir avuç namuslu, samimi sosyalist haricinde kendilerine solcu diyenler ya kapitalizme tam biat ederek “liboş” olmuşlardır ya da kendilerine hala daha “solcu” diyerek aleni Kürt milliyetçiliği yapmaktadırlar. Kürt milliyetçisi olmak suç değildir, bunu teröre bulaşmadan adam gibi yapmak da meşrudur; ancak hem solcuyum diyeceksin hem de Kürt milliyetçiliği gayreti güdeceksin. Bu da yetmezmiş gibi, emperyalistlerin maşası bir terör örgütünü de “halk ve özgürlük kahramanı” olarak kutsayacaksın. Ne güzel İstanbul be!

BARIŞ PINARINA KARŞI ÇIKAN SOLCULAR

Hemen söyleyeyim: Türkiye’deki samimi, Marx’ın felsefesine ve bilimsel yöntemine vakıf, gerçek ve namuslu Sosyalistlere şapka çıkarırım; saygılarımı sunarım. Ancak bu harekâtta içeride bozgunculuk yapan bazı tipler bu tanıma dâhil değildir. Benim gördüğüm, temelde üç grup Barış Pınarı Harekâtına karşıdır:  İlk grup, bir türlü yapamadıkları Devrim’in “Rojava Devrimi” ile gerçekleştiğini sanıp romantik bir hayal ile buna destek verenlerdir. İkinci grup, azılı ve ayrılıkçı Kürt ırkçılarıdır. Üçüncü grup ise, ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun Tayyip Erdoğan’ı indirelim diyen müzmin Erdoğan düşmanlarıdır. Bu duruşun akılla ve mantıkla izah edilir bir tarafı yoktur. Bir de bunlara KKTC’nin “Yes be Annemci” Cumhurbaşkanı Akıncı da katıldı. Şaşırdık, kızdık ve üzüldük… 

Söylemleri bilindiktir: “İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük.” “Savaş bir insanlık suçudur.” “Etnik temizliğe karşıyız.” Yahu 40 yıl boyunca emperyalizmin karşısında olacaksın, sonra bütün dünyada insan hakları, demokrasi ve özgülüğün canına okuyan emperyalistlerle aynı safta olacaksın. Irakta ve Suriye’de etnik temizlik yapan eşkıyalara ses etmeyeceksin, sonra Türk ordusu sınırlı bir operasyon yapınca vaveylayı koparacaksın. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Sözüm Kürt kökenli Türklere: Bu üçkâğıtçılara kulak asmayın. Bölücü eşkıya örgütün “çok demokrat” siyasi uzantılarına prim vermeyin. Çünkü olan her zaman garibanlara olmaktadır. Bu üçkâğıtçılar, başı sıkışınca emperyalist ülkelere kaçarlar, orada balla börekle beslenirler. Olan emekçi Kürt’lerin gariban çocuklarına olur.