BAŞKANDAN KOL BÖREĞİ

Temsil kabiliyeti yüksek, saygın, görmüş-geçirmiş, olgun ve yetkin başkan profili geride kalalı yıllar oluyor.

Ziraat Türkiye Kupası bu sene Ahmet Ağaoğlu’nun, şeref tribününde bulunanlar başta olmak üzere tüm Türkiye’ye “kol böreği” ısmarlama hareketiyle tarihe geçti. Alanya ile oynanan final maçında galip gelerek kupayı kazanan oyuncuların emeği, Eddie Newton’ın takım kurgusu ve yerinde değişiklikleri velhâsıl hepsi bu “kol böreği”nin gölgesinde kaldı ne yazık ki.

Temsil kabiliyeti yüksek, saygın, görmüş-geçirmiş, olgun ve yetkin başkan profili geride kalalı yıllar oluyor. Bu hepimizin üzüntüyle de olsa hemfikir olduğumuz bir gerçek. Ali Uras, Ali Tanrıyar, Faruk Ilgaz, Süleyman Seba, Faruk Özak gibi isimler ve profiller göremiyoruz artık başkanlık koltuğunda. Daha ziyade tribünden gelen “sağlam tribüncü” kavgacı, hırçın modeller tercih ediliyor genel kurullarca. Öyle olunca da “herkese benden kol böreği” kaçınılmaz sonumuz oluyor.

Üstelik Ahmet Ağaoğlu aynı zamanda ve yaklaşık yirmi yıldır “Türkiye Golf Federasyonu Başkanı” ünvânı da taşıyan bir iş insanı. Yerel politikacılarla, siyaset dünyasıyla ve hükümetlerle her daim yakın olmuş, bazılarıyla çocukluk arkadaşı, bazılarıyla dost, Karadeniz’de ağırlığı olan aristokrat bir ailenin mensubu olarak neredeyse İbrahim Hacıosmanoğlu’nun benzeri bir çizgiye gelmesi dikkat çekici.

Toplumsal arz-talep dengesinin bu yönde oluşması da sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir konu. Kurtlar Vadisi ile başlayan ve Çukur’a, Ramo’ya kadar düşen seviyenin arka planında hep vurdulu-kırdılı, bol aksiyonlu biraz nevrotik biraz mafyatik seriallerin de etkisi olduğu kaçınılmaz. Tribünlere gelen de aynı kişi, genel kurula gelen de aynı kişi, bu dizileri izleyenler de başat ağırlıkla aynı kişilerden oluşunca; masaya yumruğunu vuran hatta masaya tekme atan “adam”lar kahraman olarak kıymet görünce başkan ne yapsın? O da kendi meşrebince herkese kol böreği ısmarlıyor!

O anda şeref tribününde bulunan zevat da bunu bir güzel ve afiyetle yiyor ya; -helal olsun. Birisi de demiyor ki: “Ahmet Bey dur ne yapıyorsun burası mahalle kahvesi mi Trabzonlular Lokali mi?” diye.

Güç, para, ikbal, mevki, makam bunların hepsi geçici. Asıl olan ve kalıcı olan yaşadığımız sürece dünyaya ne kattığımız, insanlığa ve barışa ne gibi bir faydamızın dokunduğu. Bacasız sanayi futbolcu üretim havzalarından elde edilen ürünleri pazara sunacak sağlam bir sevk zinciri oluşturulamazsa uyanık Avrupalılar gelip o kayağın başına çökebilir. Mesela Belçika’da veya İsviçre’de bir partner edinip iki yönlü ticareti sağlamadan rahat yok bölge futbol potansiyeline.

Ünal Karaman’ın gönderiliş sürecinde yaşananlar gösterdi ki Trabzon Yönetimi çok ince bir buz tabakası üzerinde yürüyor. Medya ve siyaset tarafından sağlanan lojistik ve finansal destekle kalıcı bir yapı kurmak yerine günübirlik yaşamaya devam etmek sağlıklı değil.

Futbol Disiplin Kurulu tarafından verilen komik-komik hak mahrumiyeti cezalarıyla, adil olmayan ve adamına göre uygulanan para cezalarıyla, medya tarafından üç maymun misali görmezden gelinen adaletsizliklerle gelinen nokta “herkese kol böreği” noktasıdır. Bir sonraki durak bu yöndeki son istasyondur o da kaos ve kavganın fiilen futbolumuza hakim olmasıdır.

Allah; yöneticilerimize basiret, bizlere sabır, futbolumuza hayırlı istikamet nasip eylesin. Amin.

PS: Bu akşam Kopenhag’la oynanacak rövanş maçında Şampiyon Başakşehir’e başarılar diliyoruz. Ayakları yere sağlam bassın ve MANU düşünsün bundan sonrasını.