"BENİ UNUTUN!" DEMİŞ HAKAN PEKER

Bir gün.

17 albüm, binlerce konserden sonra, Hakan Peker spontane bir röportaj yapmış ve belliki önceden planlamadığı, ama geldiği noktayı, duygusal aklını, geldiği son durumu pek güzel anlatmış.

“Ben öldükten sonra unutulma hakkımı kullanmak istiyorum.. Mümkünse şarkılarım hiç çalınmasın, unutulsun..

Hatta, ben öldükten sonra, Hakan Peker'e anma gecesi falan düzenlemesinler, buradan vasiyetimdir.

İnsan ölene kadar şarkı söylemez ki, ben de söylemeyeceğim, öyle bir iddiam yok, her şeyin bir sonu var, bir kenara çekilip, çiftlikte yaşayacağım” diyor. 

Aslında cenazeme bile gelmesinler diyecek, İstanbul cenazelerini o da benim gibi biliyor, herkes yalandan orada, yalandan öpüşecek, kimse içten üzülmeyecek, cam topuklu ayakkabılarını vura vura, iyi ki ben yaşıyorum diye için için oradan uzayacak.  

Bir anda o kadar kötü oluyorum ki, sanki hatıralarım, benim şarkılarım elimden alınıyor.
Ama onu anlıyorum..

Aslında! Hakan Peker, şöyle diyor.

Ben öldükten sonra, beni hatırlamayın, beni anmayın, ben sizi özlemeyeceğim, siz de beni özlemeyin diyor..

Bu camiada yaşayan insanlar, ben öldükten sonra, benim için gözyaşı döken insanlar, gözyaşı dökermiş gibi yapanlar, fanlar, hayranlar ve diğer ortalama insanlar. 

Yaşarken sizlere, ikiyüzlülüğünüze zor tahammül ettim, ölümümden sonra benim hayatımdan, adımdan, şarkılarımdan, uzayın.

Büyük şehirlerin tuhaf insanları, sanatçı gibi olan, olmayan insanları, siz aceleciliği, sertliği, küçümsemeyi, dedikoduyu, çekemezliği, yalan dolanı, uyduruk insan olma halinizi bu dünyaya taşıdınız.

Ve yaydınız.

O kadar yaygın hale geldiniz ki, bıktım sizlerden, yıldım sizlerden.

Ne beni beğendiniz ne de birbirinizi.

Ben hit olmuş, onca insanların diline pelesenk olmuş şarkılara sahipken, bana olması gereken saygıyı hiç göstermediniz.

Çalışıp çabalayan sadece işini yapan bir adamım ben.

Hiçbir konuda haklı çıkamadım, beni hiç anlamadınız.

Benimle ilgili çıkan her haber, beni acıttı, ben beni anlatamadım.

Bu camia ve bu insanların, kendi yalanları, kendi aldatmacaları, canıma tak ettirdi.

Ardımda bıraktığım hiçbir şey için asla pişman olmayacağım.

Ardında bıraktığım şarkılarım, ardımda kalmayacak, unutun beni, şarkılarımı çalmayın, dinlemeyin diyor.

Bu dünyada beraber yaşarken, birbirimize sarılır gibi yaptık, dokunur gibi yaptık, birbirimizi sevmedik, birbirimizi haklı bulmadık, menfaat şartı ile yaşayıp durduk.

Hakan, uzun ya da kısa bir yol aldım, bir gün umutlarımı, düşlerimi yanımda götürürken, şarkılarımı da yanımda götüreceğim diyor 

İkiyüzlülük yorgunuyum ben diyor.

Hakan, ben görüyorum, gözlerinde rüzgârlı savaşların, kırık mirasları var, ama sen daha çok uzun uzun yaşa..

Peki Hakan'cım, ben seni, bembeyaz dişlerin sıcacık gülümsemen ile doğru anlayan biriyim.

Şarkılarını çok dinledim ben, şarkıların bana çok iyi gelmiştir..

Ben yaşadığım sürece, hep seveceğim, hep dinleyeceğim...

Bir efsane, Karam, Ateşini Yolla Bana, Köylü güzeli, Unutmadım Seni, Gece Gözlüm, Amma Velakin, Hey Corç..

Sen çok uzun uzun yaşa.

Seni seviyorum.

Funda'ya takılanlar...

Sinema Salonları İşletmecileri ile hem oyuncusu olduğu hem yapımcılığını yaptığı filmlerin sahipleri arasında, sanatçıları arasında sorun çıkmış.

Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Mahsun Kırmızıgül, vizyona girecek filmlerini vizyondan çekmişler.

Dünya ortalamasına göre, bilet başına az para kazanıyorlarmış, adama diyorlar ki! sen niye bizden fazla para kazanıyorsun, bizim maliyetler falan ne olacak.

Benim hiçbirinin derdi umurum değil, dertleri beni hiç ilgilendirmiyor.

Bana ne senin kirandan, mısırından, cola’ndan.

Benim derdim, 25-27-30 TL sinema bileti olur mu? Olamaz.

Bu ülkenin, öğretmenleri, öğrencileri, emeklileri sinemaya gidemedikten sonra, sizden bana ne.

Bu çakallıktan başka bir şey değil, bir sinema bileti 15 TL’yi asla geçmemeli.

Sinema madem ki 7.sanat falan, insanlara ulaşmalı, mutlaka herkesin seyredebileceği, bir para olmalı.

... Metin Akpınar ve Müjdat Gezen.

Katıldıkları televizyon programında, kendi düşüncelerini söylemişler. Kendilerine göre, özgür bir ülke ve demokratik ülke tanımı yapmışlar.

İkisi de muhalif insanlar ve bir insanın muhalif olma hakkı vardır, her zaman ve sonuna kadar vardır.

Ne dediklerini yazmayacağım, tartışmayacağım.

İfadelerinde ben aslında onu demek istemedim, falan gibi hafiften sıyırma telaşlarını da, yazmayacağım, tartışmayacağım. 

İddialar var, komşuları anlatıyor.

Müjdat beye sormak isterim, bu yaz sonunda, (2018) herkes evine döndüğü zaman, Bodrum'daki yazlık evinizin arkasındaki ormana doğru uzayıp, evinizi büyütüp tadilat yaptınız mı? 

Beğenmediğiniz Cumhurbaşkanının çıkardığı imar iskan affından, yararlanmamanız gerekirken (Aralık 2017 tarihine kadar yapılan tadilatlar af oldu ya), yapmamanız gereken kaçak ilaveyi yaparak, hafiften çakallık yaptınız mı?

Doğru değildir, değil mi?