BEYAZ TÜRKLERİN SURİYELİ NEFRETİ AŞKA DÖNÜŞTÜ

Dr. Can CEYLAN 01 Mar 2020

Suriyeliler yokken, Türkiye'yi "dünya cenneti" zannedip "Bunlar geldi böyle olduk" diye çemkirenler, "gündelikçi" olarak evlerine aldıkları yurdun insanını da, şehre ilk geldiğinde "köylü" diye dışlamıştı.

Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek olan şey, gerçek oldu. Meğer Suriyelilerden nefret edenler, içlerinden büyük bir aşk besliyormuş.

“Büyük aşklar nefretle başlar” mı desem!

“En büyük aşklar kavgayla başlar” mı desem!

Ya da “Allah ayıpladığınız şeyi yapmadan kulunun canını almaz” mı desem!

Bu aşk karşısında ne diyeceğimi, ne yazacağımı bilemiyorum valla. Ne kadar derin ve derinlerdeymiş meğer bu aşk!

Bu yazıyı sosyal medyada yazmış olsaydım koyacak şaşkınlık emojisi bulamazdım. Belki bu “aptal âşıklar”, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarını pembiş pembiş kalplerle falan süslüyordur.

Menfaatkâr “aptal âşıklar”

Suriyeliler yokken, Türkiye’yi “dünya cenneti” zannedip “Bunlar geldi böyle olduk” diye çemkirenler, “gündelikçi” olarak evlerine aldıkları yurdun insanını da, şehre ilk geldiğinde “köylü” diye dışlamıştı. Şimdilerin “Suriyeli sevdâlıları”, plajlarda bu “köylü” insanları görünce denize girmekten çekinmiş, lüks otellerin denize on metre uzaklıktaki havuzlarında yüzmeyi tercih etmişti.

“Türküm” deyip Türk töresindeki “misâfirperverlik” anlayışını bilmeyen şimdinin bu aptal âşıkları, daha iki güne önce “Suriyelileri istemiyoruz” diye salyalarını akıta akıta konuşuyorlardı.

Memleketin tapusununda sâdece kendi isimlerinin yazdığını zanneden ve bunu başkalarına da inandırmaya çalışmak için her türlü “modern”, “Batılı”, “çağdaş” ve “gelişmiş” yöntemi uygulayanların aslında, değil âşık olacak, sokağa çıkacak yüzleri yoktur.

Dokuz aylık hâmile Suriyeli kadın tecâvüze uğrayıp, tecâvüz sırasında doğan bebeğiyle başı taşla ezilip katledilirken, ses çıkarmayan ve kendi aralarında sevinenler, şimdi utanmadan, arlanmadan, ar damarlarını biraz olsun harekete geçirmeden Suriyelileri sevmeye, korumaya başladılar.

“Her yer Suriyeli doldu”, “Suriyeliler maaş alıyor”, “Suriyeliler oy kullanıyor”, “Suriyeliler sınavsız üniversiteye giriyor”, “Suriyeliler vergi vermiyor” gibi bir insan vücûdunun hiçbir yerinden uydurulamayacak kadar saçma yalanlar atan ve sonra da bu yalanlara kendileri inanan bu “aptal âşıklar”, kovmak istedikleri Suriyelilerin Avrupa’ya geçişlerine engel olunmadığı için “insanlık suçu” işlendiğini iddia ediyorlar.

Avrupalı efendileri üzülmesin

Bu menfaatkâr faşist zihniyetin, Suriyelilere karşı göstermeye başladığı sevgi ve aşkın mâkul açıklamalarından biri, Türkiye’den Avrupa’ya gidecek olan Suriyelilerin Avrupalıları rahatsız edecek olmasıdır. Kendileri Avrupalı efendilerini memnun etmek için her türlü pis işi yapmaya hazır oldukları için ve Avrupalılardan azar işitmemek için şimdi “büyük âşık” rolünü oynuyorlar. 

Diğer bir mâkul açıklama da, zoru görünce kaçacakları Avrupa’da da, Türkiye’deyken nefret ettikleri Suriyelilerle karşılaşmak istememeleridir. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da görmeye tahammül edemeyip kenar mahallelerde yaşamalarına göz yumdukları Suriyelileri, Paris -Champs Elysees, Londra-Hyde Park, Roma-Navona Meydanı veya Aşk Merdivenleri, Madrid-Sol Meydanı, Atina-Akrapolis gibi “temiz” yerlerde görmek istemiyorlar.

Biraz düşünsenebilseler anlayacaklar ki, aslında yalakalık yaptıkları Avrupalı efendilerinin gözünde zincirlenerek köleleştirilen Afrikalılardan hiçbir farkları yok. Pasaportlarını değiştirip “Türk” kimliğinden kurtulsalar bile, Avrupalı efendileri gözünde, önüne bir parça kemik atılıp kuyruk sallayacak köpekten farkları yok.

Avrupa dillerinden her hangi birinden üç-beş kelime öğrenip, onu da oturduğu sokaktaki bakkala, berbere, mağazaya tabela olarak yazan bu aptal âşıkların, menfaat anlayışları sınır tanımamaktadır.

İnsanlık suçuymuş

Bugün Suriyeler için menfaat aşkıyla yanıp tutaşanlar, eğer İdlib’deki hâin saldırıda otuz üç şehit vermeseydik, pazartesi günü bâzı avukatların düzenlediği “fener alayı”na katılacaklardı. 28 Şubat kafasıyla cübbesinin altına saklanarak insan haklarını katledip kapısına “başörtülü giremez” yazanlar ve yargı bağımsızlığından bahsedip görevi başındayken siyâsî parti faaliyetlerinden görev alanların adâletten bahsetmeleri ne kadar inandırıcı ise, bu “Suriyeli sevdâlıları”nın âşkları da o kadar inandırıcıdır.

Bunların asıl derdi, Suriyelilerin insan haklarını korumak falan değil. O kıt akıllarınca güya Suriyeliler için kapıların Avrupa’ya açılmasını sebep olan ve onlara zarar verecek şartların bitmesidir.

Bunların asıl derdi, sınır dışına sürülüp Suriye’de gebertilen teröristlerin yeniden topraklarımızı dönüp köy basacak, çocukları analarından koparacak şartların oluşmasıdır.

Bir tavsiye

Başarıya giden her yolu mübah görüp Machiavelli’ye bile “yok artık” dedirtecek bu zevâtın, Suriyelileri “insan hakları” adına savunmak yerine, işe onların yaşadığı veya yoğun olarak bulunduğu mahallelere gitmekle başlamalarını tavsiye ederim. En azından, akıttıkları timsah gözyaşları az da olsa inandırıcı olur. Ama giderken, yüksek topuklu ayakkabılarını, dar ve ütülü pantolonlarını, pahalı markalı diğer kıyâfetlerini değil de, normal insanların görmeye alışık olduğu şeyleri giymeleri iyi olur. Böyle kıyâfetleri yoksa, Avrupa’ya gidip almalarına gerek yok, her hangi bir alışveriş merkezine gidip renk renk, boy boy, beden beden bulabilirler.