BİNALİ YILDIRIM & EKREM İMAMOĞLU 'DERBİ'Sİ NEREDE YAYINLANSIN?

Micheal KUYUCU 09 Haz 2019

Son yıllarda maalesef Türkiye'de yapılan seçimler amacından çıkmış durumda.

Tüm seçimler gergin bir psikolojik ortam içinde geçiyor, kusura bakmasınlar ama özellikle genç popülasyon olayı biraz daha da abartarak seçimleri bir siyasi hizmet tercihinden çok bir siyasi ideolojiye dönüştürüyor. Sosyal medya buna da aracılık ediyor. Sosyal medya dünyada da ciddi bir kirlenme yaşıyor, ama Türkiye’de iş çığırından çıkmış durumda. Yağmur yağsa, gök gürlese ne bileyim bir köpek havlasa konuyu dönüp dolaştırıp siyasete getiriyorlar. Kullanılan dil çok iğrenç, kaba, saygısız ve kışkırtıcı. Sırf bu yüzden geçtiğimiz hafta Facebook hesabımı kullanmamaya başladım. Çünkü çok saçma muhabbetler dönmeye başladı. Şimdilik sadece Twitter ve Instagram’da paylaşımlar yapıyorum. Instagram daha feminen bir mecra olduğu için orası henüz daha renkli ve o kadar kirlenmedi. Şimdi bunu neden yazdım? Çünkü toplumun fay hattı acayip gerilmiş durumda. Siyasilerin yaptığı paylaşımlar olsun, söyledikleri sözler olsun toplumu geriyor. Şimdi bu gergin ortamda herkes Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun katılacağı televizyon programını bekliyor.

Buluşma Gerçekleşecek Gibi

Bu program fikri ilk İmamoğlu’ndan çıktı. İkizler burcu olması nedeniyle ağzı iyi laf yapıyor. Arkasında Z kuşağının nerdeyse tamamı, Y kuşağının da büyük bir bölümü var. Belki de Yıldırım ile karşı karşıya gelip ona psikolojik bir üstünlük sağlamak istiyor. Yıldırım ise daha sakin bir mizaca sahip, o daha temkinli ve ekibiyle hareket ederek bireysel davranışlardan uzak kalmayı tercih ediyor. İki parti bayram öncesi ve bayram haftası yaptığı açıklamalarda bu programın gerçekleşebileceğine dair sinyaller verdi ve bu programın bayramdan sonra gerçekleşebileceğini söylendi.

Bu Buluşmaya Tüm Adaylar Çağrılmalı

Bu tarz buluşmalara uzak değil Türkiye. Seksenlerde sık sık yapılırdı bu programlar. 1991 yılında Can Okanar’ın moderatörlüğünde Mesut Yılmaz – Süleyman Demirel – Bülent Ecevit – Doğu Perinçek ve diğer parti liderleri seçimlerden önce TRT ekranlarında bir araya gelmiş ve icraat ile vaatlerini açıklamışlardı. Bu yılda böyle bir program yapılmalı. Burada beni demokrasi adına sinir eden bir durum var. Bu programı İmamoğlu sadece Yıldırım ile karşı karşıya gelelim anlamında yorumluyor. Oysa bu yanlış. Böyle bir program yapılacaksa bu programa İ.B.B.’ye aday olan tüm partilerin büyük şehir belediye başkan adayları katılmalı. Burada Saadet Partisi’nin, Vatan Partisi’nin günahı nedir? Neden böyle bir ayrımcılık yapılıyor?

Yunanistan’ın Yerel Seçim Sistemi Güzel Bir Örnek

Dikkat ederseniz siyasi sistem iki partili bir Amerikan düzenine doğru ilerliyor. Belki somut bir kanun yok ama psikolojik anlamda seçimler AK Parti ile CHP arasında yapılıyormuş gibi bir hava var. Belki sayısal anlamda öyle olabilir ama böyle bir kanun yokken bunun iki partili bir seçim havasına indirgenmesi hata. Bakın yanı başımızda komşumuz Yunanistan’da 26 Mayıs günü yerel seçimler yapıldı. İnsanlar sakince oylarını kullandılar, sandıkta konuştular ve Çipras’a öyle bir ceza verdiler ki Çipras kendisi bile şaşırdı. Beş sene önce Çipras, tıpkı bugün İmamoğlu gibi Yunanistan’da gençlerin gözdesiydi. Kimse ona laf kondurmuyordu. Seçimleri kazandı, ama icraatlarını yerine getiremedi. Ne kavga çıktı ne de başka bir şey. İnsanlar ilk seçimlerde ona sandıkta yanıt verdiler ve Çipras hazin bir yenilgi yaşadı. Orada yapılan seçimlerde iki turlu bir sistem uygulandı. İlk turda adaylardan biri bile yüzde 50’yi geçemediğinde en yüksek oyu alan iki aday ikinci turda yarıştı. 26 Mayıs günü hiçbir aday yüzde elliyi geçemeyince 2 Haziran günü en yüksek oyu alan iki parti (Syriza ve Nea Dimokratia) yarıştı ve maçı N.D. Partisi kazandı. Türkiye’de belki hukuken bu sistem uygulanmıyor ama psikolojik olarak bu sistem uygulanıyor. İki partinin oligarşik yapısına getiriliyor sistem. Böyle olunca diğer partiler yok oluyor ve demokrasi adına kötü bir tablo yaşanıyor.  Eğer bu yapılacak televizyon buluşmasına sadece Yıldırım ve İmamoğlu çağrılırsa bir kez daha demokrasi adına bir ayıp işlenmiş olacak. Bu programa tıpkı geçmişte yapılan siyasi buluşmalar gibi yapılmalı. Nasıl mı?

İ.B.B. Adaylarının Katılacağı Seçim Programı Nasıl Olmalı?

Önce bu buluşmaya İ.B.B.’ye aday olan tüm siyasi partilerin temsilcileri davet edilmeli. Bu buluşma bir birlik buluşması olarak düşünülmeli. “Ben sana nasıl koydum, ben nasıl seni yerim” havasında değil.

Bu buluşma kesinlikle bir özel televizyon kanalında olmamalı. Kamusal hizmet anlayışı içinde olan devlet kanalı TRT bu buluşma için en ideal mecra. Sadece İstanbul için önemli gibi görünse de tüm Türkiye gündemini meşgul eden bir konu ve bu konuyu tüm Türkiye takip ediyorsa erişim en yüksek olan televizyon kanalı TRT 1’de yayınlanmalı.

Moderatör, kendisini ön plana getirmeye çalışan, seçimlerin popülerliğinden faydalanmak isteyen artistlerden seçilmemeli. Normal bir sunucu bile olabilir. Söylemine dikkat eden, tarafsız konuşan, adil davranan bir moderatör olmalı. Programı isteyen televizyon, radyo ve dijital platform dilediği gibi yayınlama özgürlüğünde olmalı.

Programda tüm adaylara eşit konuşma süresi verilmeli. Herkes icraatlarını anlatmalı. Bakın ben bir vatandaş olarak adayların icraat planlarını hala göremiyorum. Yıldırım sürekli yaptıklarını anlatıyor, İmamoğlu ise sürekli Polyannacılık yapıyor. Başta bu iki aday olmak üzere tüm adaylar o programa çıkıp “Ben bunu, bunu, bunu yapacağım” demesi lazım. Orada “hizmetler” konuşmalı. Bu konuda çevremden gördüğüm bir yorumu da yazmak istiyorum. İnsanlar Yıldırım’dan “Çaldılar” lafını duymaktan sıkıldı. Yine insanlar İmamoğlu’nun yaptığı olumlamalardan da sıkıldılar. Böyle siyasi kampanya olmaz. Size samimi söyleyeyim, bu iki kampanya herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılmış olsaydı ikisinin de kampanyası çöp olurdu. Mesela en basit örnek: Ben Bağcılar Metro hattının açılmasını bekliyorum. Bu metro hattı yerel seçimlerin uzaması yüzünden tamamlanamadı. Bu sadece bir örnek. Bana masal anlatmak yerine bu programda iki liderin neyi nasıl ve ne kadarlık bir sürede anlatmasını istiyorum.

Bu program üç tur şeklinde yapılmalı. Programın süresi iki saat civarı olmalı. İlk iki turda adaylara eşit süre içinde vaatlerini anlatmalı. Süresini aşan adaya en fazla 30 saniye ile 1 dakika ek süre verilmeli. Bunu kullanan aday olduğu anda diğer adaylarda bu ek süreyi kullanma hakkını otomatik olarak almalı. Son turda adaylar birbirlerine bir soru sorma hakkına sahip olmalı. Bu soru asla bir tartışma şeklinde değil, soru cevap şeklinde olmalı. İsteyen aday istediği adaya bir soru sorma hakkına sahip olmalı. Yanıtın kanaatini izleyiciler getirmeli.

Programa katılacak olan adayların konuşma sırası kura ile belirlenmeli, kimin kimin yanında oturacağı da aynı kura sonucunda belirlenmeli. Program sonunda da tüm adaylar el ele tutuşarak Türkiye için poz vermeli ve güzel bir birlik mesajı vermeli.

Ciddi ve tarihe geçen bir buluşma olmalı. “Haydi hodri meydan” “çık karşıma bakayım” gibi sokak ağzı ile yapılan sıfatlandırmalar ile değil politikaya yakışan bir üslup içermeli. Holiganlığa teşvik edici laflar yerine “icraatlar”ın konuşulduğu bir program olmalı. İşin artık cıvığı çıkmış durumda. Bu program öylesine kaliteli ve düzeyli bir program olmalı ki hem o sosyal medya dalkavukları da utanmalı hem de oy verecek olan vatandaş kime neden oy vereceğinin, kimin palavracı kimin sahici olduğunu, kimin icraat yapmak istediğini, kimin daha iyi icraat yapabileceğini ve benzeri konuları kendi terazisine koyabilsin ve tartabilsin.

Alpay’ın siyasetle işi olmaz

Günde en az iki üç kez Twiter’daki TT Gündem listesine bakarım. Bakalım yine saçmalıklar dönüyor yurdumda diye gündeme giren konu ve kişileri incelerim. Bayramın ilk günü de öyle bir şey yaptım. Twitter’ın gündem listesinde #Alpay etiketini gördüm. İlk aklıma gelen şey “eyvah inşallah kötü bir şey olmamıştır” oldu. Yaşı 83 olan Alpay’a bir şey mi oldu diye endişe ile iletileri okumaya başladım. Detayları görünce gözlerime inanamadım.

Anlamsız Bir Gündem Maddesi

Alpay’ın 22 Mart günü Zorlu PSM’de verdiği 50. Sanat Yılı konserinde söylediği birkaç cümleden dolayı savcılığa şikayet edildiğini okudum. Neymiş efendim Alpay’ın sahne aldığı sırada Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Berkin Elvan'ın barkovizyonda fotoğrafları gösterilmiş. Bu sırada Alpay, "Sıradaki şarkım, devlet tarafından zalimce katledilen bu güzel insanlara gelsin” anonsunu yapmış ve şarkısını onlara armağan etmiş. Bunu duyan biri de rahatsız olmuş ve Alpay’ı bu davranışından dolayı “terör örgütü üyelerini övdüğü ve devleti aşağıladığı” iddiasıyla sanatçıyı şikâyet etmiş. Bu bana çok anlamsız geldi. Biraz kasıt varmış gibi geldi. Tabii ki uçan kuşun kanatlarını dahi siyasi olarak yorumlayan sosyal medya hemen saldırıya geçti ve Alpay bir anda TT oldu. Bu konu ile ilgili Alpay da sinirlendi ve bir açıklama yaptı. Tabii ki bu olay gün boyu uzadı gitti. Ertesi gün hükümete karşı olan gazeteler konuyu manşetlerine taşıdılar vs… Yine gereksiz yere siyaset gündeme oturdu.

Bu Dosya Takipsizlik Alır Kapanır

O gün o konserde ben de vardım. Alpay böyle bir söz söyledi ama bu sözü bir siyasi propaganda amacı ile söylemedi. Alpay her şeye eleştirisel bakan bir sanatçı. O konserde Ajda Pekkan’a laf attı, Serdar Ortaç’a laf attı. Laf attı derken eleştirdi. O konserde adı geçen herkes savcılığa gitseydi bir araba dolusu dosya çıkardı. Konserdeki söyleminden rahatsız olan kişi, ki kim bilmiyorum Alpay’ı şikayet etmiş. Bence bu savcılık tarafından takipsizlik alır ve dosya kapanır. Çünkü söylemde Türk Devletine yönelik bir suçlama yok. Yaşanan birtakım olaylara bir gönderme var. Referans verilerek yorum yapılmış. Kaldı ki Türk devletinin de kimseyi katlettiği de yok. Geçmişte olan şanssız tarihi olaylar var evet, ama onları zaten bugün Türkiye özgürce konuşuyor ve tartışıyor.

Bu şikayetin altında başka bir şey var

O gün konserde Alpay, biraz rahattı. Elinde bir kadeh vardı. İçinde ne vardı bilmiyorum, su da olabilir, viski de olabilir, kola da olabilir. 83 yaşındaki bir sanatçının sahnede kendisini rahat hissetmesi için bir şeyler içmesinden doğal bir şey olamaz. Arada kinaye yaparak kadehi kaldırıp şerefinize dedi. İzleyici ile şakalaştı ve iki buçuk saat sahnede kaldı.  Bu şikayet olayını duyunca düşündüm. Ya dedim, o gün Alpay’ın kadehine gıcık olan biri bir şey yapmak istedi ya da seçim öncesi birileri yine sosyal medyayı harekete geçirmek ve iktidar partisinin imajına zarar vermek için böyle bir suç duyurusunda bulundu. Yani ne demek istedim? Mesela siz A partisine gıcık olursunuz B Partisinin taraftarısınızdır. A Partisine zarar vermek için A Partisinin en çok eleştirildiği konulardan birini yapıyor gibi göstermek adına siz bir eylemde bulunursunuz ve A Partisine “bakın bunlar zaten böyleler” imajının toplumsal anlamda konuşulmasına neden olursunuz.

Belki büyük bir komplo teorisi ama artık rekabetin şartları değişti. Bunu iktidar partisine zarar vermek adına da birileri yapmış olabilir. Ben devletin yerinde olsam bu tarz işleri yapanları bir incelemeye alırım. Asla onlara zarar vermek adına değil. Onların niyetlerini anlamak adına. Mesela bu meselede Alpay’ın söyleminden rahatsız olan bir iktidar partisi müşterisi mi bu suç duyurusunda bulundu, yoksa bunu malzeme olarak kullanarak iktidar partisine zarar vermek isteyen bir muhalefet partisi müşterisi mi yaptı. Siyaset iletişimi ve pazarlama çok ciddi boyut değiştiriyor. Tabii ki beraberinde de etik metik kalmıyor. Ben artık herkesten her şeyi beklerim. Ancak şunu da söylemek isterim. Hepimizin başından iş kazaları ya da iletişim kazaları geçebilir, hepimiz insanız. Ancak Alpay her zaman müziği ile ön plana gelen ve müziğini icra eden bir yorumcu olmuştur. Yapısı gereği sert konuşur, disiplinlidir, kodumu oturtur lafını ama asla siyasi bir ideolojiyi sanatına alet etmez. Elli yıl boyunca bir kez bile Alpay siyasetle anılmadı.

 Tan albümünün 3. klibini çekti

Tan Taşçı'nın ‘Bana Aşktan Söz Etme’ albümünden çıkan ‘Aşksa Gel’ ve ‘Yalan’ hitlerinin ardından albümün üçüncü video klip şarkısı ‘Zora Sarıldık’ oldu. İlüstratör Can Karabulut’un çizimleri ve kurgusu ile hazırlanan ‘Zora Sarıldık’ın video klibinde Taşçı'nın hayatında yer edinen öğeler renkli çizimlerle anlatıldı.

 Son fiziki albüm piyasada

Bugüne kadar gerçekleştirdiği başarılı projelerle adını altın harflerle yazdıran Hakan Peker, kariyerinin son fiziki albümünü müzikseverlerle buluşturdu. Sekiz yeni şarkının yer aldığı albüm ile ilgili Hakan Peker, ‘Bu benim 15. kariyer albümüm ve bu son fiziki albümüm olacak. Artık albüm çıkarmak yok. Kaliteli şarkılar bulduğumuz an, ara ara sevenlerimle tek şarkılık çalışmalarla beraber olacağız.’ dedi.

 Güvendiği dağlara tekrar kar yağdı

Bendeniz’in kısa bir süre önce yayınlanan Best of albümünün üçüncü klibi yorumcunun önemli klasiklerinden biri olan “Güvendiğim Dağlara Kar Yağdı” adlı şarkıya çekildi.  Doksanların fenomen yorumcusu Bendeniz’in 12 sevilen şarkısının Ceyhun Çelikten tarafından yapılan yeni düzenlemeleri içeren bu albüm tanıtım anlamında sıkıntılar yaşasa da dinlenmesi gereken bir albüm.