BİTMEYEN MAÇ

Pazartesi günü Kosova'nın Fadıl Vokri Stadyumu'nda Faroe Adaları ile yapacağı maçta Priştine sokaklarındaydık. Kosovalı arkadaşa milli takımları hakkındaki görüşünü sordum.

Şakayla karışık “Hangi milli takım?” dedi. Kosova’nın maçı için aydınlatılmış stadı işaret ettim. “Kosova’dan bahsediyorsun” dedi yeni anlamış gibi. Başka hangi milli takımları olduğunu sordum. İsviçre’den bahsetti önce. İçinde 8 Arnavut oyuncunun olduğu takımı birçok Arnavut benimsemiş. Diğeri ise “gerçek” milli takım olan Arnavutluk. Kosova’yı bir milli takımdan ziyade şehirlerinin takımı gibi gördüklerini ve milli maçlarda havaya giremediklerinden söz etti. İsviçre’deki oyuncular Arnavut diasporasının gücünü göstermesi açısından anlam taşıyor. “Sarı lacivert bayrak mı olur hiç” diyor ve Kosova’yı genç bir ülke olarak hala yadırgadıklarını söylüyor. Birçok yerdeki Arnavut ve Kosova bayraklarının birlikteliği arkadaşın bu görüşünü destekliyor. Gece ilerliyor ve Kosova Faroe adalarını 2-0 yeniyor. Ancak Kosova, kendini Danimarka’ya bağlı ve yaklaşık 50 bin kişilik Faroe Adaları gibi biraz eksik hissediyor. Dolayısı ile ülke olma yolundaki maç devam ediyor.

Arka Kapak’ı kapatmak

Kitapların arka kapağına bakmak ve içindekiler hakkında bilgi edinmek kitapseverlerin refleks  olarak yaptığı rutindir. Bundan üç sene önce Arka Kapak dergisi kitap dünyasına girdiğinde bu alışkanlığın çevresini doldurmuştu. Sadece kitap incelemeleri ile değil kapak tasarımı, çeviriler ve Türkçeye henüz kazandırılmamış kitap haberleriyle bir fark ortaya koydu. Kıymetli röportajlar ve dosya konularıyla farklı bir soluk getirmişti. Mehmet Ali Çalışkan’ın gayretleri ile kubbede hoş bir sada bırakacak çalışmalar yaptı. Arka Kapak’taki ilk ve tek yazım ise 2015 yılında Rasim Özdenören’in Uyumsuzlar kitabının değerlendirmesi olmuştu. Rahmetli İhsan Sönmez’in ulaştırdığı kitabı Budapeşte’de Tuna’ya bakan bir odada okumuş ve yazıyı iletmiştim. Arka Kapak’ın yayın hayatına son vermesi son ekonomik gelişmelerin kültür hayatımıza verdiği zararlardan sadece biri.  

Kütüphanecisiz kütüphaneler

Son zamanlarda bir kütüphane fetişizmi peydah oldu. Sokaklarda küçük kütüphaneler, köy okulları için kütüphaneler, şehir kütüphaneleri, çocuk kütüphaneleri ve diğer kütüphaneler. Bazıları çok sayıda kitabın satın alınmasıyla bazıları özel koleksiyonların bağışlanmasıyla bazıları ise imece usulü birçok kişinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Kütüphane iyi bir şey olduğu için yapılan işin niteliğini sorgulayan olmuyor. Bu kütüphane furyası maalesef kütüphanecilere hiç danışılmadan yapılıyor. İstisnaları tenzih ederim ama tıpkı mimarı olmayan gecekondular gibi yığma usulle yapılıyor. Dolayısı ile çeşitlilik ve nitelik kütüphanelerin semtlerinden pek uğramıyor. Oysa kurulacak ihtisas kütüphaneleri ile küçük ama işlevsel ve okul görevi üstlenebilecek kütüphanelere ulaşmak mümkün.

Kitapçısız semtler

Kütüphane furyasının etkilediği diğer bir alan kitapçılar. Yükselen emlak kiralarıyla birlikte semtlerimiz artık kitapçıları olmayan kurak topraklara döndü. Online satışlar ve zincir mağazaların kıskacına giren kitap satışları kitapçı dükkanlarını kırtasiye veya kafeye dönüştürdü. Hayatın içinden sessizce çıkan kitap kültürünü yeniden şehrin sokaklarına taşımak için iyi bir plan şart. Kitabı teneffüs etmek için kar amacı gütmeyen kitap satış noktaları oluşturmak şart. Tabii kadrolarını gerçekten kitaba gönül vermiş kişilerden oluşturmak kaydıyla. Bu işler zor diyorsanız İskoçya’nın ücra bir kasabasında kitapçısını üzerindeki konaklama yapılacak odayla bir haftalık periyotlarla kiraya veren girişimci bir sahafı örnek verebilirim. 2022 yılına kadar kitapçısını işletecek müşterileri de daha şimdiden bulmuş. Başka türlü düşününce bir yolunu bulmak mümkün sanki. Ne dersiniz?