BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NDE YAŞANAN REKTÖR POLEMİĞİ VE KUTUPLAŞMA

Micheal KUYUCU 05 Oca 2021

Türkiye'nin özeti bu oldu artık. Vay sen onu yaptın, vay ben bunu yaptım.

Kavga kavga kavga…

Türkiye’nin özeti bu oldu artık. Vay sen onu yaptın, vay ben bunu yaptım. Birbirine tahammül edemeyen, kültürel ve sosyal açıdan ikiye ayrılmış bir toplum ve bu toplumun birbiriyle olan kavgaları artık her yerde. Bu kavgaların boyutu, içeriği ve şiddeti her geçen gün daha da artıyor.  Her defasında söylediğim bir şeyi bir kez daha söylemek istiyorum: Yakında tuvalete giderken de ‘sen yandaşsın buraya işeyemezsin, ya da tam tersi sen muhalifsin buraya işeyemezsin’ denilecek. Bu kutuplaşma Türkiye’yi 1980 öncesine götürmek isteyenlerin yaratmaya çalıştığı ve maalesef başardığı eski sağ-sol çatışmasının güncellenmiş hali.

Twitter yaygarası

Bu nerden mi çıktı? Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yapan rektörün görev süresi bitince yeni bir rektör atandı. Bu atama Cumhurbaşkanının 1 Ocak 2021 tarihli imzasıyla açıklandı. Üniversitenin yeni rektörü Prof. Dr. Melih Bulu oldu. Ben olayı Twitter’da çıkan yaygaralar sayesinde en son öğrenenlerden biri oldum. Şans eseri Twitter’a baktım ve TT listesinde Boğaziçi Üniversitesi’ni gördüm. Herhalde üniversite eğitim ile ilgili güzel bir başarıya imza attı dedim, tıkladım ve gördüğüm tabloya şaşırdım. Yeni atanan rektöre ve Cumhurbaşkanına saydıran bir sürü ileti. Tek tek üşenmeden okudum hepsini. Hepsinin ortak paydasında “AK Parti’nin atadığı bir rektör” teması vardı. Atanan rektöre kayyum diyenler, üniversitelerin özerk olması gerektiğini söyleyenler, atanan rektörün daha önce AK Parti milletvekili aday adayı olduğunu söyleyenler, işte efendim Boğaziçi rektörü yurt dışı doktoralı olmalı diyenler vs vs…

Araştırmadan ‘Saldır Gitsin’ modunda herkes

Kusura bakmasın kimse ama saçma sapan tezler ve ithamlar havada uçuştu. Yeni rektörü yerden yere vuran caps’ler. Öylesine bir karalama kampanyası ki, adamı yakından tanımasam ben de inanacağım. İnsan görmek istediğini görür lafı boş bir laf değil. Bu yandaşlar için de geçerli muhalifler için de geçerli. Herkes aklını kaybetmiş durumda. Sürü psikolojisi ile saldırıyor. İnsanlarda bir refleks yaratılmış, saldır babam saldır. Kime saldırıyorsun, bu kişi bunu hak ediyor mu, etmiyor mu bakan yok. Saldır gitsin. Hedef belli: Cumhurbaşkanını devireceksin ya. Onla ilgili ne görürsen saldır.

Yeni rektör kim?

Bu Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörlük meselesi ile ilgili birkaç şey yazayım, görmek istemeyenler belki görür. Yandaş rektör, kayyum rektör dediğiniz adam bir Boğaziçili. Yani yüksek eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptı. Bu kişi, İstinye Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü yaptı. İstinye Üniversitesi’nin tüm kurumsal imajını ve eğitim standardını kurdu. Bugün İstinye Üniversitesi’nin çok kısa sürede diğer E5 Karayolunda bulunan üniversitelerden çok daha kaliteli ve iyi bir yerde olmasını sağlayan adam yine bu adam. Daha sonra emekliler kıraathanesine dönmüş Haliç Üniversitesi’nin rektörlüğünü yaptı. Üniversitenin doluluk oranını artırdı. Ucuza çalıştırmak için emekli olmuş akademisyenlerle dolu bir üniversiteye hayat ve enerji verdi. İstinye Üniversitesi’nde ekip kurdu. Bu ekibi kurarken bizzat şahidim hiç ama hiç kimseye siyasi düşüncesi yüzünden pozitif ayırımcılık yapmadı. O ekibin içinde yandaşlar da vardı, muhalifler de vardı, hatta gezi parkına çıkanlar da vardı. Hepsini o işe aldı, tek tek mülakatları yaptı ve hiçbirinin siyasi geçmişine bakmadan üniversiteye neler katacağını düşünerek iş verdi. Birkaç kez onunla röportaj yaptım, bir kez bile lehte ya da aleyhte bir siyasi söylemde bulunmadı. Öylesine tarafsız bir profil çizdi ki, program danışmanımla “yahu bu adam yandaş mı muhalif mi çözemedik” dedik.

Akademik anlamda İngilizce eğitimini olmazsa olmaz olarak gördü. Akademik yayın yapan akademisyenlerine minimum scopus indexini şart koydu. Çok samimi söyleyeyim onu tanıdığım halde benim bile bazen “amma abarttı” dediğim akademik kotalar getirdi. Bunlar Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni atanan rektörünün hiç gündeme gelmeyen özelliklerinden sadece birkaçı. Yapay zekanın geleceğine inanan, yabancı dili olmazsa olmazlar arasında tutan, online eğitimi yıllar öncesinden savunmaya başlayan ve buna olan inancı ve çalışmaları sonucunda pandemi döneminde online eğitime hemen uyum sağlayan bir akademik yöneticiden bahsediyorum. Bir AK Partili ya da bir CHP’liden değil.  

Kayyum palavrası

Twitterda yapılan bazı eleştirilerin, ki bunların arasında akademisyen, siyasetçi ve basın organları da vardı, çoğu kasıtlı ve anlamsızdı. İki şeye çok takıldım. Birincisi kayyum rektör muhabbeti. Bunlar kayyumun anlamını da bilmiyor. Kayyumun hukuk dilde tanımı: “Bir şirkete devlet tarafından Türk Medeni Kanununda belirtilen gerekçelerle el konulması ve şirketin yönetim kademesinin görevden el çektirilmesi durumda mahkeme, şirketi geçici olarak yönetmek üzere bir kişi veya bir grubu görevlendirir. Mahkemenin bu şekilde görevlendirdiği kişiye kayyum, gruba da kayyum heyeti adı verilir.” Yani o işletme veya varlıkta bir sıkıntı vardır ve o sıkıntı nedeniyle devlet belirli bir süreliğine o şirket veya varlığa bir yönetici atar. Boğaziçi Üniversitesi’nde ise normal bir atama yapıldı. Diğer tüm üniversitelerde yapıldığı gibi.

Yurt dışı eğitim bahanesi!

İkinci dikkatimi çeken şey ise beni son yıllarda kişisel olarak da üzen bir şeydi. Neymiş efendim ‘yurt dışı doktoralı olmayan rektör olamazmış’. Ne demek abi bu? Bu ülkede kaç kişi yurt dışında eğitim alabilir? Ya da alabildi? Mesela ben, yarı yabancı olmama rağmen, ömrümün bir bölümü yurt dışında geçmesine rağmen, zengin aile çocuğu olamadığım için yurt dışında eğitim alamadım. Türkiye’de tamamladım yüksek eğitimimi ve kendimi geliştirmeye çalıştım. Ha şimdi bazı uyanıkların “burslu gitseydin” dediğini duyar gibiyim. Türkiye’de çalışıp kariyer yapıp aynı zamanda aileme baktım. Paramız yoktu ne yapalım! Bu ülkede bu durumda olan binlerce genç var. Yani biz, yurt dışında eğitim almayanlar adam değil miyiz? O zaman biz ölelim, demek bu ülkede sadece yurt dışında eğitim alanları adam yerine koyacaksınız. Bu lafı yani “yurt dışı eğitim” lafını duydukça tüylerim ürperiyor. Sanki yurt dışında eğitim alamamak bir suçmuş gibi, bunu suçlayıcı bir tez olarak ortaya atan burjuvaist kesim, aslında emperyalist güçlere hizmetten başka hiçbir şey yapmıyor. Eğer bu ülkede sadece yurt dışında eğitim alanlar bir yere gelecekse o zaman kapatın üniversiteleri gitsin.

Mark annesine Facebook’u anlatsaydı annesi ona ne derdi?

Rektör Prof. Dr. Melih Bulu’yu gömenlerin dikkatimi çeken bir diğer eleştirisi de rektörün bir söylemi üzerine yapılmış. Neymiş efendim girişimcilik temalı bir konferansta Bulu, “eğer iş fikrinizi annenize anlattığınızda anlıyorsa o işi yapmayın” demiş. Son derece doğru bir söz. Günümüzde gelişen teknoloji sayesinde değişen toplumsal yaşamda yenilikçi olmanın önemini dile getiren müthiş bir söz. Mesela Mark Zuckerberg annesine “Anne, ben bir site kuracağım adı Facebook olacak herkes oradan birbirine mesaj yollayacak” deseydi annesi ona “oğlum telefon varken, mektup varken ne gerek var” demez miydi?

Boş konuşuyorsunuz sırf muhalefet yapmak için konuşuyorsunuz

Üniversiteler devlet yönetiminde ama halkın ve öğrencilerin denetiminde olmalı. Eğer bir üniversite rektörünü öğrenci seçerse o zaman TRT Genel müdürünü de TRT çalışanları seçmeli, özel holdinglerin de CEO’larını da çalışanları seçmeli.

Öğrencilere seçimden daha önemli bir görev düşüyor: Denetim.  Öğrenciler partisi ne olursa olsun rektörün onlar için neler yaptığına bakmalı ve gerekirse icraatlarından hesap sormalı. Sistem bu olmalı. Öyle yok “o şu partili, bu şu partili” söylemleri ile değil icraat ve onun denetimi ile yürümeli işler.  

Ben atanan diğer rektörlere de, Prof. Dr. Melih Bulu’ya da görevinde başarılar diliyorum.

Öğrencileri de onun bunun gazına gelmeden onu nasıl bir rektör olduğunu anlamaya davet ediyorum. Bırakın insanlar işlerini yapsın. Yapamazlarsa eleştiri hepimizin en doğal hakkıdır.