BUĞDAY MESELESİ

Serpin ALPARSLAN 13 Mar 2019

21'i dişi, 21'i erkek 42 kromozondan oluşan gen akrabalığı olmayan ama melezlenme yapılan kutsal bir tahıldan bahsedeceğim.

Dün, un sektörünün kapasite olarak yüzde 90’ını temsil eden TUSAF’ın (Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu) hazırladığı basın toplantısına katıldım.

Aynı zamanda bünyesinde yer alan hububat değirmencilik sektörünün dünyadaki en büyük sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Operasyonel Değirmenciler Birliği’nin (IAOM) Avrasya Yönetim Konsey Başkanlığını da artık Türkiye yönetecekmiş. 

Öncelikle tebrik ederim.

TUSAF Başkanı Eren Günhan Ulusoy, kökleri 12 bin yıl önce Göbeklitepe’ye dayanan buğdayın anavatanı Türkiye’nin, dünya buğday üretiminin yüzde 30’unu ve dünya un ihracatının yüzde 55’ini temsil edeceğini belirtti. 

Bu yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilan ettiği “Göbeklitepe Yılı”, medeniyetin ilk başladığı neolitik döneme ait ilk tapınak ve ilk insanlığın inancın merkezi olmasıyla, uzmanlar neolitik beslenmenin de anavatanının Göbeklitepe olduğunu işaret ediyor.

Konumuza dönersek; 30 bin çeşit buğday var.

Dünyada 220 milyon hektar ekim alanına sahip en geniş tahıl ürünü.

Türkiye, 2018 yılında gerçekleştirdiği 3.5 milyon ton un ihracatı ile dünya un ihracatının yüzde 30’unu tek başına gerçekleştirmektedir. Ayrıca, 730 milyon tonluk (2018) dünya buğday üretiminin yüzde 30’unu ve 12 milyon ton dünya un ihracatının yüzde 55’ini gerçekleştiren 32 ülkeden oluşan Avrasya bölgesini yönetecek. 

Yani, 180 milyar dolar büyüklüğe sahip buğday piyasasının 55 milyar dolarını, yine 5 milyar dolarlık un piyasasının 2,5 milyar dolarını Türkiye kontrol edecek. 

TUSAF Başkanı Eren Günhan Ulusoy “Buğday, 2018 yılı itibariyle dünyada 730 milyon ton üretilmekte ve 740 milyon ton tüketilmektedir. Son 15 yıllık projeksiyona baktığımız zaman dünya buğday ihracatı yüzde 50 artmıştır. Rusya, Kazakistan ve Ukrayna dünya buğday ihracatını yüzde 730 artırırken, bu 3 ülkenin dünya buğday ihracatındaki payı yüzde 31 olmuştur. 71.6 milyon ton ile dünyanın en büyük 5 buğday üreticisinden biri olan Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine ihracatını yüzde 60 artırırken, ABD’nin ihracatı ise yüzde 30 azalmıştır.” dedi.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’ndan aldığım bilgilere göre;

2005 yılında 9 milyon hektar olan buğday ekim alanları giderek azaldı, 2009 yılında 8 milyon hektar, 2012 yılında 7,5 milyon hektar, 2018 yılında ise 7,6 milyon hektar oldu.

Verim değerleri ise yeni çeşitlerin ıslah edilmesi, yetiştirme tekniklerindeki gelişmeler, ekim nöbeti ilkelerinin uygulanması sonucunda artış gösterse de, 2016 yılında 79 milyon kişi olan ülke nüfusu, 2017 yılında 80 milyon kişiye ulaştı, 2023 yılında ise 86 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Dolayısıyla artan nüfusun beslenmesi için buğday ekim alanlarının acilen artırılması gerekmektedir.

Un ihracatı yaptığımız ülkeler arasında en önemli pay Irak’a aittir. Un ihracının yarısı bu ülkeye yapılmaktadır. 2017 yılında ihraç edilen unun yüzde 51,2’si, bu yılın ilk yarısında ise  yüzde 49,55’i Irak’a gönderilmiştir.

Türkiye’de buğdayın yurt içi kullanımı 2016/17 döneminde 18.756 bin ton, gıda olarak tüketimi 14.490 bin tondur.

Türkiye üretiminin yüzde20-25’i kadar buğday ithalatı gerçekleştirmektedir.

TMO verilerine göre; dünyada buğday üretim miktarları incelendiği zaman Çin, Hindistan, Rusya ve Ukrayna’da üretim artarken Avustralya, Kanada’da üretim düşüş göstermiştir.

Buğday ithal ettiğimiz ülkeler arasında Rusya 2017 yılında yüzde 59’luk, 2018 yılının ilk yarısında ise yüzde 78’lik oranla ilk sırada yer alırken, Rusya dünyada en fazla buğday ihracatı yapan ülkedir.

Ekonomik göstergelere baktığımızda fiyatların artmasındaki etkenlere baktığımızda tarımsal üretimde girdi maliyetlerinin yükselmesi en büyük etken.

Buğday fiyatlarındaki artış kimyasal gübre ve mazot gibi temel girdi fiyatlarının gerisinde kaldığından, buğday üretimi çiftçiye gelir getirmemektedir.

Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle kazanç elde edemeyen çiftçi gün geçtikçe üretimden vazgeçti. Kırsal nüfusu azaldı, 2010 yılında köy nüfusu yüzde 23,7 iken, 2017 yılında yüzde 7,5 oldu.

Buğdaya yapılan desteklerin yetersiz olması diğer büyük sorunların başında geliyor.

Ancak, tarımsal desteklerin çiftçilerin üretime başlamadan önce verilmesini sağlayacak bir sistem geliştirilmelidir.

İthalata dayalı tarım politikaları nedeniyle gümrük vergilerinin sıfırlanması, nadas alanlarının azaltılması, lisanslı depoculuğun geliştirilmesi, piyasa düzenleyici kurumların aktif olarak görev alması TMO ve tarım ürünleri piyasasını düzenleyici diğer kurumlar üreticilerin çıkarlarını koruyacak, üretimin devamlılığını sağlayacak şekilde aktif hale getirilmeli. 

İthalatı değil üretimi hedefleyen, küçük ölçekli aile işletmelerini destekleyen, sürdürülebilir ve planlı bir tarımsal üretim politikası uygulanmalıdır.