BURGAZADA GÜNCESİ

"Kıyısına tuz ileten rüzgarı

Balıkların yüzdüğünü duyarım

Dinlerim yosunların konuştuğunu

Midyelerin ağladığını

Aşkın bir kanadı vardır, kırmızıdır

Delinir

Kan akar

Bir kanadı var

Zehir yeşili.”

Sait Faik Abasıyanık’ın “Kırmızı Yeşil” adlı şiirini hatırlatan denizin rüzgarı, yüzünde dalgalanıyordu. Başını, yasladığı gemi korkuluğundan dışarı çıkarmış, içindeki çocuğu serbest bırakmıştı. Burgazada’ya  yanaşan ‘Denizdolmuş’, ‘Eski İstanbul Halkı’ndan uzak yolcusunu, bir önceki adada çoktan bırakmıştı. İskelede beklenen olmanın neş’esinde salladığı elleri, karşılık buldu. Gülüşü büyüdü. Adaya attığı ilk adımlarında, dingin bir ruh hali ile sarmalandı.

Adanın özüne işleyen güzellik, geçmişinden bugüne, bağrına saklananlarından geliyor olmalıydı: Büyük İskender’in Generali Antigones, Gazeteci Ali Bayramoğlu, Ses Sanatçısı ve Oyuncu Ayla Algan, Ressam Balkan Naci İslimyeli, Editör Defne Er, Gazeteci Etyen Mahcupyan, Ressam Hale Işık, Yönetmen Halit Refiğ, Oyuncu Lale Mansur, Spor Yöneticisi Necmi Tanyolaç, Yapımcı Rıdvan Akar, Kanun Sanatçısı, Bestekar Ruhi Ayangil, Öykü ve Roman Yazarı ve Şair Sait Faik Abasıyanık, Oyuncu Tilbe Saran ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto. Bildiklerine gülümsedi. Adanın tarihinde kimleri sakladığını bilemezdi. Bilemediklerini, yad ederek buruk bir mutluluk yaşadı. Adanın ruhunu içine çekti.

Hafif adımlarla ada yokuşlarını çıkarken, bugün, burada yaşamayı seçen dostlarının gözünden adayı öğreniyor olmak çok güzel geldi.  Sevdiğini, sevenlerine anlatan, özel dostlarına teslimiyetin tadını çıkarıyordu. Büyük köşkler ile mütevazi konakların birbirine yaslandığı sokaklarında sessizlik hakimdi. Yollarda yürüyen martılar gördü. Yolların, yılların, yaşananlarıın paylaşıldığı bir yerde olduğunu anlatıyorlardı. 

Prof.Dr. Ruhi Ayangil’in evinin önünden geçerken, üretken yaşamın  kıpırtısını farketti. Müziği içine çekerek ilerledi. Adanın sesleriyle süslenen yol, Sait Faik Abasıyanık Müzesi’ne açıldı. ‘Ayangil  Evi’nin  hatırlattığı müziğin kıpırtıları,  ‘Abasıyanık Evi’nin öyküleri ile kucaklaşmıştı. Müzik ve Edebiyatın buluştuğu kalbinde, kıpırtılar çoktan başlamıştı,

Merdivenlerin ahşap seslerinde, şiirsel öykülerin izlerini aradı. Çocukluğuna uzanan öyküleri yeniden okumak istedi. İstanbul’u, denizi, kıyıları, balıkçıları, kırları, hayvanları bulduğu ‘Abasıyanık Öyküleri’nde gezinirken, kulaklarında Ruhi Ayangil sesinden dinlediği eser yankılandı.

“Uyan ey gözlerim gafletten uyan

Uyan uykusu çok gözlerim uyan”

III. Murad’a ait antik ilahiyi hatırlatan herşeye, herkese teşekkür etti. Günümüze taşınan bu yaşanmışlıkların ardındaki emeği duyumsadı. Bir kanadında “Müzik”, diğerinde “Edebiyat”. Sanat birliktelikti. ‘Sanatkar Duruşu’ ile kültürüne sahip çıkanlara sadece “Aşk” yol gösteriyordu. Şiirine, diline, müziğine, estetiğine sahip çıkanlar arasında dolaşırken, sükunu, huzuru içine sindirmek çok kolaydı. Edebiyatın, sanatın, kültürün, mimarinin insanı nasıl yükselten şeyler olduğuna tanık olmak hoşuna gitti.

Rüzgarın getirdiklerini gözledi, balıkların yüzüşünü, yosunların anlattıklarını dinledi, midyelerin ağlayışlarını duydu. Kollarını açtı:

Bir kanadında kırmızı, diğer kanadındaki yeşil vardı. Bir kanadında müzik, diğer kanadında edebiyat ile havalandı:

Kendini “Aşk”a bıraktı!