ÇAYIN TAŞIYLA, ÇAYIN KUŞUNU VURMAK!

Bilge adam Nye, bütün büyük imparatorluklar gibi ABD imparatorluğunun da cesameti dolayısıyla çökme sürecinin öyle bugünden yarına değil, uzun yıllar içinde olabileceğini anlattı.

Bilge adam Nye, bütün büyük imparatorluklar gibi ABD imparatorluğunun da cesameti dolayısıyla çökme sürecinin öyle bugünden yarına değil, uzun yıllar içinde olabileceğini anlattı. Tıpkı Roma, İspanya, Osmanlı gibi dünya imparatorluklarının yapısal anlamda parçalanmalarının veya çözülmelerinin başarısız devlet (failed state) dedikleri,  nev zuhur milli devletler, köpürtülmüş şirketler veya devlet dışı kurumlar gibi hissedarlarının ayrılması veya varlığını tehdit eden bir kazaya uğramaları ile dağılmasının mümkün olmadığının altını çizdi. Diğer yandan Amerika’nın çöküş senaryolarına karşı bir takım tedbirler aldığını ve gerilemeyi bertaraf etmekte kimi başarılar da kazandığına dikkat çekti. Örneğin 2010 itibarıyla yıllık %10 büyüyen Çin'in GSMH itibarıyla 2019'da ABD'yi geçeceği tezi üzerinde duruluyordu, özellikle İngiliz basını bunu sık sık manşetlere taşımıştı. Oysa günümüzde Çin yıllık 4,6 büyüyor, iki ekonomi arasındaki oranlar bugünkü değerlerini aynen korursa: bu demektir ki Çin'in ABD'yi geçmesi 2030'u belki de 40'ı bulacak. Tabi ki sürprizler olabilir ve bu değerler birinin veya diğerinin lehine değişebilir. Analizinin ilerleyen kısmında Nye, dünyadaki birinci gücü ve bu büyük gücün kullanımını anlatırken dünyanın süper gücü olmak nedir diye soruyor? Dünyanın domine edici gücü, lideri olmak demek, aynı zamanda bu gücün nasıl kullanılacağı ile ilgili olarak da ciddi bir birikim, yani uluslararası ilişkileri  ve aktörleri yönetme yeteneği gerektirdiğinin vurgusunu yaparak, ikinci ve üçüncü güç olan Çin ve Hindistan üzerinden ilgi çekici bir analiz yaptı. Nye, Hindistan'ın şu andaki büyüklüğünün genç nüfusu ve yakaladığı konjontürel istikrardan kaynaklandığını fakat bunun ülkenin sosyal yapısındaki -kast sistemi, kadın nüfusun yetersiz katılımı vb. yapısal- açmazlardan dolayı uzun vadede pek sürdürülebilir olmadığına dikkat çekiyor. Aynı şekilde Çin'in de içine kapanık yapısı, tutucu komünist sistemin reflekslerinden dolayı yeterince büyüyemeyen zayıf orta sınıfları yanında, ülkenin büyüme-gelişme evreninin sınırlarını 1,5 milyar nüfusla daralttığını belirtiyor. Her iki ülke de sonuç itibarıyla içine kapanık ve aynı zamanda sürekli eğitilip, dönüştürülmesi gereken milyarlık dev nüfuslara sahip. Yani çok ve genç nüfus büyümeyi tetikliyor ama, kendisine de yatırım yapılmak şartıyla. Oysa ABD, liberal yapısı ve alışkanlıkları ile dünyaya açık bir ülke olduğu için nüfus itibarıyla en yakın iki rakibinden daha avantajlı. Çünkü onun büyüme evreni, bütün dünya. Yani 7,5 milyar insan içinden nitelikli, eğitimli seçkinler için cazibe merkezi olma özelliğini sürdürdükçe insan potansiyeli/yükünün altında ezilen değil, yetişmiş insanı seçerek kendine çeken ülke olma avantajını kullanabiliyor... Çayın taşıyla çayın kuşunu vurmak, gücü en verimli bir şekilde sıfır maliyetle elde etmek ve kullanmak bu olsa gerek. Madem dünyanın süper gücüyüm, o halde bütün dünyanın nüfusunu beslemek yerine onları kullanacak bir cazibe merkezi olurum, diye düşünmüş İngiliz aklı. Onun için bireyin haklarını merkeze alan ve değer üretmeyi teşvik eden ve ortaya çıkan varlıkları koruyan liberal, çoğulcu bir düzen kurmuşlar. Dünyanın bütün ülkelerinden kendinde bir değer taşıyan binlerce insan onun için her yıl Amerika’ya göç etmiyor mu? Nye’in bir diğer önemli vurgusu da mevcut çoğulcu, seküler yapısını ve liberal ekonomisini koruması kaydıyla Türk Modeli vurgusuydu. Akademik dünyada bir takım önyargılara rağmen rahmetli hocam Toktamış Ateş’in müşfik desteğiyle bu tezi ilk kez gündeme getiren bir araştırmacı olarak, alanın duayeni tarafından konunun tekrar teyit edilmesinden tatlı bir keyif duyduğumu söylemeliyim.