CİHANGİR NOTLARI

Cihangir İstanbul'da bir semt. Dönüştürücü bir etkisi aurası var. Sanatçılar genelde orada oturdukları için bir tecrit mekanı ve gettoya dönüştü.

Gençlik günlerinde okul arkadaşlarımızdan birinin Cihangir’deki evinde sabahlamışlığımız vardır. İstanbul’un güzel teraslarından biridir. İsmini Kanuni’nin oğullarından Şehzade Cihangir’den alır. Cihangir, babasının gözbebeğidir ama kader ona başka bir baht biçmiştir. İsmi adına yaptırılan camiyle birlikte semte de tevarüs etmiş ve İstanbul’la hemhal olmuştur. Müslüman Beyoğlu diyebileceğimiz bir yer varsa Cihangir’dir. En azından eskiden öyleymiş. Cihangiriyye diye bir tarikat kolu bile varmış, caminin bahçesindeki tekke onlardan emanet.

Ankara başkent olduktan sonra payitahtın semtleri de eski hikayelerini kaybetmiş. Anadolu’dan bu semte gelenler de nedense pek benimseyememiş ve ardından bir dönem Afrika’dan Türkiye’ye gelen göçmenlerin takıldığı yerlerden biri olmuş. Sonrasında sanat çevresi manzarasına meftun olup yok fiyatına evleri kapatmaya başlayınca kıymete binmiş. Kozmopolit yapı, Beyoğlu’nun eğlence hayatına yakınlığı ve kurulan ilişki ağları nedeniyle kısa sürede ünü artmış ve zengin bir semt olmaya başlamış.

Cihangir, 12 Eylül sonrası reklamcılık dünyasına geçiş yapan eski tüfek solcuların yeni entelektüel ortamlara akışı için de önemli bir kavşak. Şehrin dışındaki lüks villalara kaçmadan önce burada zor günleri birlikte atlatmış birçok kişi. Hem sinemalara da yakın, zamanında ucuz bir muhit olduğu da eklenirse ideal bir semt olmuş.

Sonraları İslami çevrelerin yeni nesli buraya merak salmaya başladı. Sanat dünyasına adım atmak için Cihangir posta koduna sahip bir ev veya ofis muteber sayılmaya başlandı. Hala burayı mesken edip kendine yol çizmek isteyenler var. Kınayacak değilim. Herkes nerede mutlu oluyorsa yaşasın. Hem güzel semt. 

O zaman Cihangir nereden aklına düştü diye soracak olursanız tamamen isim benzerliği nedeniyle. Cihangir ismindeki bir milletvekili, üstelik İslami terimleri kullanıp millete ağız dolusu saydırmaya başlayınca, semtin bazı komplekslerini bir kişinin üzerinde toplanmış gördüm. Üst perdeden kibirli bir bakış, kendini mutlak doğrunun ve ahlakın temsilcisi olarak görmek ve öfke patlamalarıyla dolu dengesiz bir konuşmadan bahsediyorum.

Başka bir gettonun içinde kendini kabul ettirme heyecanıyla tüm geçmişini bir kalemde silip tüm öfkelerini yollarını ayırdığı kişilere yönelten zavallılık. İsimlerin altında eziliyor insanlar. Bir kişinin hikayesi bir semte, bir semtin kaderi bir isme geçiveriyor. Olan biteni anlamlandırmaya çalışıp kulak versek de anlamak kabil değil. Öfke gözleri bürümüş, hırs dudakları kemirtiyor.

Bu ruh haline sahip kişi için Yüce Rabbimizden iyilikler ihsan etmesinden başka dileyeceğimiz bir şey kalmıyor. Baba sevgisi kamburluğu cihanı sırtında taşımakla tevil edebilir ama Meclis kürsüsündeki zırvaları tevil götürmüyor. Şunu deyip konuyu kapatalım: Hayal kırıklığı kötü bir mirastır. Kinle beslendiğinde ise insanı zehirler. Bir semti, bir insanı veya bir semti. Elden gelense sadece üzülmek.