ÇIRPINIRDI TELEVİZYONLAR... 

Bütün televizyonlar panik içinde nedenini az çok anladığım sebeplerden dolayı erkenden programlara başladılar.

Bütün televizyonlar panik içinde nedenini az çok anladığım sebeplerden dolayı erkenden programlara başladılar.

Diziler sabırla önünü görmeyi, bakalım pandemik dönem ne olacak diye beklerken diğerleri biz önce pastayı kapalım hesabı için de atladılar.

Diziler bölüm çekimlerine geç başladılar. 

Yapımcılar temkinli davrandı.

Televizyon kanalları reklam geliri telaşı ile ve diğer kanalların önünde geçerek seyirciyi kapma derdine düştüler.

Televizyon kanallarının program müdürlerine hep şaşırırdım.

Allah Allah! bu programa nasıl başladılar gibi düşünürdüm.

Sonra anladım ki zaten onların çoğu kendi karar vermiyor.

Hep yukarıdan birilerinden hikayesi.

Bir Caner Erdem.

Bir Ömer Özgüner.

İkisi de çok önemli kanalların program müdürü idi, ikisini de tanırım kanalın programlarına onlar karar veririler.

İkisi de ayrıca televizyon yapımcısıdır.

İkisi de çok başarılı, çok akıllı ve televizyon seyircisinin ne istediğini çok iyi biliyorlar.

Benim ilk televizyona başlamamı düşünen, sağlayan Ömer Özgüner'dir.

Hem NTV hem Star'ın kanal müdürü idi.

Caner Erdem'e a gelince kendi programını yaratan ve televizyonun hasını bilen adamdır.

Hâlâ birçok kanalda onun programlarının yalancı dolma gibi yalancısı, kenardan köşeden benzeri çırpınıp duruyor.

Neyse benim konu şu.

Hayatımda bu seneki gibi tuhaflık hiç görmedim. 

Kadın kuşağı diye başlayanlar bile katil arıyor, şiddet haberi veriyor. 

Stüdyoda bir sağa koşturuyorlar yemek, bir sola koşturuyorlar magazin, bir ortaya geliyorlar şarkılar falan.

Baştan anlaşma yapan birçok programın yapımcıları, ne yapacağını neye tutulacağını şaşırmış bir şekilde darmadağın devam ediyor.

Magazin masası diye kurulanlar katil arıyor.

Kim neye tutunacak bilemez halde, kim diğer programın konusunu ve konuğu alıp reyting yapacak dağınıklığı içinde.

Durum felaket.

Ya Müge Anlı programını kopya edenler. 

Biz de katil arayalım diye yola çıkanlar, stüdyosunda "guzummm gitti guzummm"diye ağlayan şalvarlı, ayağı plastik terlikli kadına.

Hanımefendi "guzummm derken ne demek istediniz" diye soran kadınlar.

Guzumun yavrum anlamında olduğunu bilmeyen insanlar.

Aklıma gelmişken Müge Anlı ne yapıyor.

Müge kendi içinde dimdik dururken, insanlara yardım ederken, dualar alırken, uçan kuşlar bile onu seyrediyor.

Müge hiç kimsenin programını bilmez, takip etmez, ilgilenmez, söyleyeni de dinlemez.

Sadece kendi işine bakar.

Folklora gider, okula gider, hep okur, şimdilerde kanun çalmayı öğrenmek için hocasına gider.

Magazin masaları bile, canımın Müge'sinin programının konuların almaya başladılar.

Hazır kadının inanılmaz reytingi var, bari ucundan biz de kapalım. 

Televizyonlar bu sezon Karadeniz'den daha fazla çırpınıyor.

Maliyet çok, program içeriği yok, reyting yok.

Karmakarışık.

Her insanın geçmişteki savurganlığının bedeli olarak geleceğe borcu vardır.

Zamanı, zaman denilen çok kıymetli bir dönemi hoyrat bir şekilde geçiriyoruz.

Bulaşıcı hastalık var, pandemik dönem, endişe var, ölüm var.

Daha güzel işler yapabilirsiniz.

Ömür bu, daha iyi şeyler seyretmeyi hak ediyor.

Funda'nın aklındakiler…

... Dolar, euro aldı başını gidiyor, kimse tutamıyor. 

Elektriğe zam geldi.

Aman ne dert.

Biz Ajda Pekkan Hakan Altun aşkını konuşuyoruz. 

Kadın 75 yaşında, erkek 48 yaşında.

Size ne!

Olmaz değil mi.

Sosyal medyada yazmadık, demedik laf bırakmamışlar.

Kadının yaşı ile alay etmişler.

Mesela.

*Hakan; telefonun başında bekliyorum

Ajda; kulaklarım duymuyor aşko.

*Tarihi aşk, biri milattan önce, biri milattan sonra.

Ne kadar ayıp.

Kadının yaşı büyük olunca demediğini bırakmayan ikiyüzlüler, adam torunu yaşında kız ile beraber olunca görmez.

İster ki adamın parası olsun.

Paylaşımların altına çok yakıştınız, sizi çok beğeniyoruz falan.

Sizi gidi samimiyetsizler.

Kadınların iç geçirdiğine, ah o hayatı ben yaşasam dediğine!

Erkeklerin, o adamın yerinde olmak istediğini çok iyi biliyorum.

Size gelince, son söz Ajda hanım.

En son röportajınızda “beni taşıyacak erkek maalesef yok” demeseydiniz.

Bu ülke kadınlarının en büyük derdi, sırtında küfesi olan, kendini taşımasını bekleyen erkek beklentisi.

Ne ayıp ne garip.

Siz yapmayın bari 

Sizi niye ve neden taşısınlar ki?

Kendiniz kendinizi taşıyın.

Hatta Hakan bile taşımasın. 

... Kızlar uzun uzun rezidansların bilmem kaçıncı katından düşüyor.

Şüpheliler hep erkek.

Kızları, kadınları kocasının yanından kaçırıp, parça parça kesiyorlar gömüyorlar.

Şüpheliler hep erkek.

Kızları sosyal medya üzerinden kandırıp, anasının kucağından kaçıran, kaybeden ara veren insanlar hep erkek.

Gencecik kızları pavyonlara satan, erkeklere pazarlayan hep erkekler.

Nereye baksan şüpheliler hep erkek.

Ne oldu bu adamlara.

Bizim.

Sakallı gül kokan pamuk dedelerimiz, şefkatli babalarımız, aslan gibi erkek kardeşlerimiz vardı.

Ne oldu bu adamlara.

Ülke erkeklerinin yüzde doksan beşi evine yuvasına koşturan erkeklerdir, iyi adamlardır onlar.

Analarını severler, bacılarını severler, kızlarını severler.

Geriye kalan kötüler yüzde beş.

Adalet hızlı ve çabucak yerini bulursa.. 

Gördüklerimiz göreceklerimizin teminatıdır demeyeceğiz.

Bu teminat iyi değil, hoş değil.

Lütfen.