CUMHURİYET KUTLAMASI VE DÂVETLİLER

Dr. Can CEYLAN 03 Kas 2019

Bayram kutlamalarındaki dâvetliler arasında, bir gün önce transseksüel bir sosyal medya ünlüsünün düğününde boy gösteren ve bir gün sonra da Cadılar Bayramı kutlayıp matah işler yapmış gibi paylaşım yapanların bulunması, muhafazakâr bir toplum yapısına sâhip olan Türk insanının aklında ve gönlünde soru işâretleri oluşturmaktadır.

Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yine ülke gündeminde önemli bir yer işgâl etti. İstanbul’da yapılan kutlamalar hakkında “yılların nefreti ile örtülü”, ötekileştirici ve ayrıştırıcı paylaşımlar bir yana, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan kutlamalara katılanlar kadar, katılmayanlar da yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada yer buldu. Elbette Cumhuriyetimiz’in kuruluş kutlamalarının en dikkat çekmesi gereken adresi, Cumhuriyetimiz’in maddî sembolü olan Cumhurbaşkanlığı makamıdır.

Barış Pınarı Operasyonu sebebiyle eğlence kısmı iptal edilen kutlamalara toplumun her kesiminden isimler katıldı. Ne yazık ki, özellikle kamuoyunun “ünlü” olarak tanıdığı isimlerin bâzıları, Cumhuriyetimiz’in kuruluş sevincini paylaşmaktan çok, “poz vermek” için oradaydı. Kutlamaların dâvetli listesinde bulunup katılan ve katıl(a)mayanlarla ilgili haberler bana târihî bir olayı hatırlattı.

Târihten bir sivil bürokrasi örneği

Târihte devletsiz kalmamış tek millet olmamızın verdiği birikimle, devlet bürokrasisi ve millet arasındaki ilişkiler konusunda birçok vâkıa bulunmaktadır. Özellikle devletin başı ile sanatkâr ve ulema kesim arasındaki dâvet ve dâvete icâbet ilişkisi, filmlere ve dizilere senaryo olacak niteliktedir.

Bunlardan biri, Selçuklu Sultânı Melikşah (1055-1092) zamânında yaşanmıştır. Sultan Melikşah devrinin en önde gelen âlimlerinden biri, İmam Cüveynî’dir. İmam Cüneynî (1028-1085), Şâfiî mezhebinin önde gelen fıkıh ve hadis âlimi, Nizâmiye Medresesi müderrisidir. Mekke ve Medine’de imamlık yaptığı için “İmâm-ül Haremeyn” sıfatını almıştır. Elli yedi yıllık kısa sayılabilecek ömrünün son yıllarını tasavvufî bir hayat yaşayarak geçirmiş olan İmam Cüveynî’nin en meşhur öğrencisi İmam Gazâli’dir.

Bir gün Sultan Melikşah, vezirleriyle çözüm bulamadığı bir meseleyi danışmak için İmam Cüveynî’ye haber gönderip dâvet eder. Sultân’ın adamları, geri geldiklerinde İmam Cüveynî’nin olumsuz cevâbını getirirler. Sultan Melihşah, bu duruma biraz bozulsa da üzerinde durmaz. Bir zaman sonra yine bir meseleyle ilgili fikrini almak için İmam Cüveynî’yi çağırtan Sultan Melikşah, yine aynı cevâbı alınca içerlenir. Fazla zaman geçirmeden hazırlanıp vezirleriyle birlikte İmam Cüveynî’ye gider.

İmam Cüveynî, Sultan Melikşâh’ı her misafire yaptığı gibi kapıda karşılar. Ancak üstündeki kıyâfet pek gösterişli değildir. İşgüzar vezirlerden biri, İmam Cüveynî’ye kıyafetinin Sultân’ı karşılamak için uygun olmadığını söylediğinde, İmam Cüveynî şu cevâbı verir: “Az önce bu kıyâfetle öğle namazında Allah’ın huzurundaydım.”

Ardından hep birlikte içeri geçilir. Sultan Melikşah, püredep bir şekilde dâvete olumsuz cevap vermesine sebep olarak bilinmeden yapılmış bir yanlış, bir terbiyesizlik olup olmadığını sorar. İmam Cüveynî de, Sultan Melikşâh’ın bir yanlışı olmadığını söyler. Dâvete iki sefer icâbet etmemesinin sebebini ise şöyle izah eder: “Ben sizin ulemâyı ayağına çağıran bir sultan olarak tanınmanızı istemediğim için dâvetlerinizi geri çevirdim Sultânım!”

Devletin halka yaklaşması

Millî bayramlar başta olmak üzere, Cumhuriyetimizin önemli günlerinde devlet büyüklerimizin ev sâhipliği yapması kadar doğal bir şey yoktur. Bu, halkın devleti sâhiplenmesinin de en müşahhas örneği ve yöntemidir. Ancak diğer taraftan, devletin halka yaklaşması ve halkı kucaklaması da günümüz sivil toplum yapısı açısından gereklidir.

Bayram kutlamalarındaki dâvetliler arasında, bir gün önce transseksüel bir sosyal medya ünlüsünün düğününde boy gösteren ve bir gün sonra da Cadılar Bayramı kutlayıp matah işler yapmış gibi paylaşım yapanların bulunması, muhafazakâr bir toplum yapısına sâhip olan Türk insanının aklında ve gönlünde soru işâretleri oluşturmaktadır. Elbette bu gibi dâvetler, “sanat câmiası”na özel değildir. Zâten söz konusu isimlerin “sanatçı” özelliklerini tartışma başlarsak, buradan köye yol olur.

Devlete düşen görev

Gerçek sanatçı, âlim, edebiyatçı, şâir, bestekâr, bilim insanı, millî sporcu gibi halkın önünde giden ve toplumun gelişimi için öncülük edenlerin lâyık olduğu iltifat, kutlamalara dâvet edilerek yerine getirilecek kadar basit değildir. Burada devletimin yönetim kademelerine düşen sorumluluk, özel gün mâzereti aramadan bu kişilerle temas kurmaktadır. Bu konuda bakanlıklardan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratlarına, vâli ve kaymakamlarımızından il ve ilçe kültür müdürlüklerimize, il ve ilçe millî eğitim müdürlerimizden il ve ilçe sağlık müdürlerimize kadar her bürokratımızın faal olması söz konusudur.

Her seviyedeki devlet bürokratlarımızın haftada bir gideceği bir konser, hafta bir yapacağı bir üniversite ve lise ziyâreti, katılacağı bir mûsıkî meclisi, tâkip edeceği bilimsel bir konferans ya da sempozyum, izleyeceği bir spor karşılaması sonrası sporcuları kutlamak için soyunma odalarını ziyâret etmesi bu kişilere devletin yakınlığı hissettirmek için yeterli olacaktır.

Devlet büyüklerimizin bugünlerden târihe kalacak olan arşiv görüntüleri arasında, bu milletin gerçek sanatçıları, âlimleri ve bilim insanları, sporcularıyla birlikte ve onlara özel ziyâretlerde çekilen fotoğraflar olmalıdır.