CUMHURİYET VE CUMHURUN YÖNETİMİ

Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. Yüzüncü yıla 3 kaldı. Türkiye'nin ilelebet pâyidar kalması için görev bizlere ve bizim çocuklarımıza düşmektedir.

Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. Yüzüncü yıla 3 kaldı. Türkiye’nin ilelebet pâyidar kalması için görev bizlere ve bizim çocuklarımıza düşmektedir. Bu vesile ile vatanın kurtuluşundan Cumhuriyet’in kurulmasına ve bugün daha müreffeh bir ülkede yaşamamıza sebep olan askerlerimizi, öğretmenlerimizi, doktorlarımızı ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ü rahmetle yâd ederim. 

CUMHURİYET NE DEMEKTİR?

Cumhuriyetin sözlük anlamı “cumhurun yönetimi” anlamına gelir. TDK sözlüğü Arapça kökenli “cumhur” kelimesini halk ve topluluk olarak tanımlıyor. Bu anlamda Cumhuriyet “halkın yönetimi” anlamına gelir. O zaman hemen herkesin aklında olan bir soru karşımıza çıkar: “Cumhuriyet demokrasi ile aynı şey midir?” Cumhuriyet ve demokrasi birbiriyle ilişkili olmakla birlikte aynı şey değildir. Keza, hem cumhuriyet hem de demokrasi kavramları hürriyet / özgürlük ve istiklâl / bağımsızlık ile yakından bağlantılıdır. 

Bir Cumhuriyet vatanın yöneticilerin özel çıkarı veya özel mülkü değil kamunun ortak mülkü olduğu bir yönetim biçimidir. Bir Cumhuriyette en yüksek yönetim mevkileri demokrasi veya demokrasinin oligarşi ve otokrasi ile karışımları yolu ile elde edilir. Burada ortak nokta devletin başında bir monarkın / mutlak hükümdarın bulunmaması, yöneticilerin yönetim gücünü doğum hakkı olarak almaması, vatanı kendisi ve ailesinin özel mülkü olarak görmemesidir. Aslında Cumhuriyet siyasi sistem olarak monarşinin tam zıddıdır.  

Burada üç kavram daha tanımlamamız gerekir: Demokrasi, oligarşi ve otokrasi. 

Demokrasi, Yunanca “δημοκρατία - dimokratia” kelimesinden gelir. Bu kelime de iki kelimenin bileşiminden oluşur: “demos – halk” ve “kratos – yönetim”. Yani halk yönetimi demektir. Bu bağlamda demokrasi halkın kendini yönetecek yasama ve yürütme organlarını seçtiği yönetim biçimi demektir. Milletin kim olduğu ve yönetici otoritenin halka nasıl paylaştırılacağı demokrasinin cevaplandırmak istediği en temel sorulardır. Bugünkü modern siyaset biliminde demokrasi “hükümet ve yasama meclisinin halkoyuyla geldiği, muhalefetteki azınlığın haklarının yönetimdeki çoğunluğa karşı korunup güvence altına alındığı, vatandaşlar arasında eşitliğin, düşünceyi ifade ve inanç özgürlüğü ile birlikte temelini teşkil ettiği” bir yönetim biçimidir. Görünüşte bir Cumhuriyet gerçek anlamına demokrasi ile erişebilmektedir.   

Oligarşi Yunanca “ὀλιγαρχία – oligarkhia” kelimesinden gelir. Bu kelime de yine iki kelimenin bileşiminden oluşur: “oligos – az, azınlık” ve “arkho – hükmetme, emretme”. Yani azınlığın hükmü, azınlığın yönetimi anlamını taşır. Eğer bir toplumu o toplumun içinde tanımlanmış bir azınlık idare ediyorsa bu oligarşi olarak tanımlanır. Bu azınlık servetine, eğitimine, kurumsallaşmasına, askeri gücüne, dinine ve etnisitesine göre tanımlanabilir.  Oligarşilerde çoğu zaman fiili olarak yöneticiler aynı aile içinden gelebilir, ancak, bu bir genel kural değildir. Bir cumhuriyetin oligarşi olması için yönetimin tek bir parti mensubu olanlara (Sovyet sistemi), özel nitelikli din adamlarına (İran ve Vatikan yönetimleri), azınlık bir mezhep mensuplarına (Suriye’deki BAAS rejimi) veya bir azınlık etnik gruba (Güney Afrika’daki eski Irkçı Apartheid Rejimi) has olması gerekir. Teoride demokrasi olup da, fiilen belli birkaç servet sahibi sermayedarın güdümünde olan Cumhuriyetler de gizli oligarşiler olarak adlandırılabilir. 

Otokrasi güncel dilde “tek adam rejimi” olarak tabir edilen ve bir devletin bütün faaliyetlerini üstün siyasi güç olarak tek bir adamın ellerine bırakıldığı yönetim biçimine verilen addır. Otokrasilerde “tek adamın” yetkileri ne bir yasal kısıtla ne de toplumsal kontrol mekanizmasıyla sınırlandırılabilir. Bu yüzden otokrasiler ya halk ayaklanmasıyla ya da askeri darbeyle yıkılırlar. Bir Cumhuriyetin otokrasi olarak tanımlanabilmesi için o ülkede seçimle veya seçimsiz tek bir adamın yasama yürütme ve yargıyı kendi hükmü altına alması gerekir. Otokrasi monarşiden ayıran ana faktör hükmetme hakkının Tanrı’dan gelmemesi, iktidara kutsiyet atfedilmemesidir. Filipinler’de Marcos, Romanya’da Çavuşesku, Almanya’da Hitler rejimleri Cumhuriyet olmalarına rağmen otokrasi, yani “tek adam rejimleri” idiler.  

Ne oligarşiler ne de otokrasiler Cumhuriyet’in ruhunu yansıtmazlar. Kâğıt üzerinde seçimler yapılabilir, halk temsilcileri meclise seçilebilirler. Ancak bunların fiili olarak etkinliği bulunmaz. Dolayısıyla halkın iradesinin yönetimde tecellisi de gerçekleşmez.  

CUMHURİYET NE ZAMAN “CUMHURUN YÖNETİMİ” OLUR?

Cumhuriyetin cumhurun, yani halkın, yönetimi olması için her şeyden önce, yargının bağımsız olması gerekir. Çünkü cumhuriyetin oligarşiye ve otokrasiye dönüşmemesi için yöneticilerin yasal kısıtlarla sınırlandırılması, halka hesap verebilmesi ve gerekirse yargılanabilmesi gerekir. Bunun için mahkemelerin ve yargı erkinin bağımsızlığı şarttır. 

İkinci olarak cumhuriyetin halkın yönetimi olması için örgütlü bir toplumun varlığı gerekir. Örgüt deyince hemen PKK’yı veya FETÖ’yü anlamayın. Onlar suç şebekeleridir. Burada kastedilen sendikalardan meslek odalarına, yardımlaşma ve dayanışma derneklerine kadar belli ortak niteliklere sahip vatandaşların kendi çıkarlarını temsilen bir araya geldikleri yasal kurumlardır. Bunlar yöneticiler üzerinde yargı kontrolüne ek olarak toplumsal baskı ve denetim kurarlar. 

Üçüncü olarak cumhuriyetin halkın yönetimi olması için laik olması gerekir. Burada Fransız İhtilâli ile şekillenen ve din düşmanlığına dönüşen yorumuyla laiklik kastedilmemektedir. Çünkü bu durumda milli kültürün en temel bileşenlerinden biri olan din ile devlet kavgalı hale gelir. Burada kastedilen dini aidiyeti ne olursa olsun vatandaşların kanun karşısında eşit olması, yönetim gücünün dini aidiyete göre değil partilerin vatandaşın refahına bulunmayı vaat ettikleri katkıya göre dağıtılması, kanunların ve siyasetin dini referanslara göre milletin dünyevi taleplerine göre şekillenmesi ve tam bir inanç ve dini örgütlenme özgürlüğüdür. Bu anlamda laiklik özgürlük ve eşitliğin de olmazsa olmaz şartıdır.

Dördüncü olarak Cumhuriyet hem bireysel özgürlüklerin hem milli bağımsızlığın timsali olmalıdır. Bireysel özgürlükler düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve mülkiyet ve girişim özgürlüğüdür. Bununla birlikte milletin bir bütün olarak yabancı baskılardan ve emperyalist sömürüden bağımsız olması çok önemlidir. Bunun için yöneticinin milletin iradesine dayanması ve yalnızca milletine hesap vermesi gereklidir. Genelde otokrasi ve oligarşiler millete dayanmadığı içindir ki, o ülkelerin yöneticileri halklarına değil yabancı emperyalistlere, bazılarımızın çok kullandığı tabirle “üst akla” hesap verirler.   Böyle yönetimlerde üretilen zenginlik de emperyalistler ve yönetici azınlık tarafından paylaşılır, halkın çoğunluğu da aksine fakirleşir. 

Ülkemizde eksik ve noksanlarıyla da olsa bir demokratik rejim vardır. Partiler halka hesap vermek zorundadır. Hepsi de vatandaşın teveccühünü elde etmek için bin bir takla atabilmek maharetindedirler. Ancak hali hazırda idari sistemde yapısal sorunlar bulunmaktadır. Halâ daha yeni Anayasa’ya uyum yasaları çıkarılmamıştır. Devletin örgütlenmesi henüz standartlaşamamıştır. Medya sektöründe rekabetçi bir yapı değil, oligopolcü bir yapı bulunmaktadır. Bu da her fikrin ifadesinin tam anlamıyla mümkün olmasını engellemektedir. Eğitimde fırsat eşitsizliği hat safhadadır. Yargının bağımsızlığı ivedilikle sağlanmalıdır. Bununla birlikte, bütün bu problemlerin hiç biri, Türkiye’yi bir oligarşi veya otokrasi yapmaz. Eğer 18 senedir bir parti iktidarsa ise, takkeyi önüne koyup düşünmesi, “Ben nerede hata yaptım?” diye sorması gereken muhalefettir. Hoş ben muhalefet partilerinin iktidar olmak istediğini de zannetmiyorum ya, o da ayrı bir mesele… 

Hayırlı Cumalar…  

CUMHURİYET VE CUMHURUN YÖNETİMİ 

Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun. Yüzüncü yıla 3 kaldı. Türkiye’nin ilelebet pâyidar kalması için görev bizlere ve bizim çocuklarımıza düşmektedir. Bu vesile ile vatanın kurtuluşundan Cumhuriyet’in kurulmasına ve bugün daha müreffeh bir ülkede yaşamamıza sebep olan askerlerimizi, öğretmenlerimizi, doktorlarımızı ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ü rahmetle yâd ederim. 

CUMHURİYET NE DEMEKTİR?

Cumhuriyetin sözlük anlamı “cumhurun yönetimi” anlamına gelir. TDK sözlüğü Arapça kökenli “cumhur” kelimesini halk ve topluluk olarak tanımlıyor. Bu anlamda Cumhuriyet “halkın yönetimi” anlamına gelir. O zaman hemen herkesin aklında olan bir soru karşımıza çıkar: “Cumhuriyet demokrasi ile aynı şey midir?” Cumhuriyet ve demokrasi birbiriyle ilişkili olmakla birlikte aynı şey değildir. Keza, hem cumhuriyet hem de demokrasi kavramları hürriyet / özgürlük ve istiklâl / bağımsızlık ile yakından bağlantılıdır. 

Bir Cumhuriyet vatanın yöneticilerin özel çıkarı veya özel mülkü değil kamunun ortak mülkü olduğu bir yönetim biçimidir. Bir Cumhuriyette en yüksek yönetim mevkileri demokrasi veya demokrasinin oligarşi ve otokrasi ile karışımları yolu ile elde edilir. Burada ortak nokta devletin başında bir monarkın / mutlak hükümdarın bulunmaması, yöneticilerin yönetim gücünü doğum hakkı olarak almaması, vatanı kendisi ve ailesinin özel mülkü olarak görmemesidir. Aslında Cumhuriyet siyasi sistem olarak monarşinin tam zıddıdır.  

Burada üç kavram daha tanımlamamız gerekir: Demokrasi, oligarşi ve otokrasi. 

Demokrasi, Yunanca “δημοκρατία - dimokratia” kelimesinden gelir. Bu kelime de iki kelimenin bileşiminden oluşur: “demos – halk” ve “kratos – yönetim”. Yani halk yönetimi demektir. Bu bağlamda demokrasi halkın kendini yönetecek yasama ve yürütme organlarını seçtiği yönetim biçimi demektir. Milletin kim olduğu ve yönetici otoritenin halka nasıl paylaştırılacağı demokrasinin cevaplandırmak istediği en temel sorulardır. Bugünkü modern siyaset biliminde demokrasi “hükümet ve yasama meclisinin halkoyuyla geldiği, muhalefetteki azınlığın haklarının yönetimdeki çoğunluğa karşı korunup güvence altına alındığı, vatandaşlar arasında eşitliğin, düşünceyi ifade ve inanç özgürlüğü ile birlikte temelini teşkil ettiği” bir yönetim biçimidir. Görünüşte bir Cumhuriyet gerçek anlamına demokrasi ile erişebilmektedir.   

Oligarşi Yunanca “ὀλιγαρχία – oligarkhia” kelimesinden gelir. Bu kelime de yine iki kelimenin bileşiminden oluşur: “oligos – az, azınlık” ve “arkho – hükmetme, emretme”. Yani azınlığın hükmü, azınlığın yönetimi anlamını taşır. Eğer bir toplumu o toplumun içinde tanımlanmış bir azınlık idare ediyorsa bu oligarşi olarak tanımlanır. Bu azınlık servetine, eğitimine, kurumsallaşmasına, askeri gücüne, dinine ve etnisitesine göre tanımlanabilir.  Oligarşilerde çoğu zaman fiili olarak yöneticiler aynı aile içinden gelebilir, ancak, bu bir genel kural değildir. Bir cumhuriyetin oligarşi olması için yönetimin tek bir parti mensubu olanlara (Sovyet sistemi), özel nitelikli din adamlarına (İran ve Vatikan yönetimleri), azınlık bir mezhep mensuplarına (Suriye’deki BAAS rejimi) veya bir azınlık etnik gruba (Güney Afrika’daki eski Irkçı Apartheid Rejimi) has olması gerekir. Teoride demokrasi olup da, fiilen belli birkaç servet sahibi sermayedarın güdümünde olan Cumhuriyetler de gizli oligarşiler olarak adlandırılabilir. 

Otokrasi güncel dilde “tek adam rejimi” olarak tabir edilen ve bir devletin bütün faaliyetlerini üstün siyasi güç olarak tek bir adamın ellerine bırakıldığı yönetim biçimine verilen addır. Otokrasilerde “tek adamın” yetkileri ne bir yasal kısıtla ne de toplumsal kontrol mekanizmasıyla sınırlandırılabilir. Bu yüzden otokrasiler ya halk ayaklanmasıyla ya da askeri darbeyle yıkılırlar. Bir Cumhuriyetin otokrasi olarak tanımlanabilmesi için o ülkede seçimle veya seçimsiz tek bir adamın yasama yürütme ve yargıyı kendi hükmü altına alması gerekir. Otokrasi monarşiden ayıran ana faktör hükmetme hakkının Tanrı’dan gelmemesi, iktidara kutsiyet atfedilmemesidir. Filipinler’de Marcos, Romanya’da Çavuşesku, Almanya’da Hitler rejimleri Cumhuriyet olmalarına rağmen otokrasi, yani “tek adam rejimleri” idiler.  

Ne oligarşiler ne de otokrasiler Cumhuriyet’in ruhunu yansıtmazlar. Kâğıt üzerinde seçimler yapılabilir, halk temsilcileri meclise seçilebilirler. Ancak bunların fiili olarak etkinliği bulunmaz. Dolayısıyla halkın iradesinin yönetimde tecellisi de gerçekleşmez.  

CUMHURİYET NE ZAMAN “CUMHURUN YÖNETİMİ” OLUR?

Cumhuriyetin cumhurun, yani halkın, yönetimi olması için her şeyden önce, yargının bağımsız olması gerekir. Çünkü cumhuriyetin oligarşiye ve otokrasiye dönüşmemesi için yöneticilerin yasal kısıtlarla sınırlandırılması, halka hesap verebilmesi ve gerekirse yargılanabilmesi gerekir. Bunun için mahkemelerin ve yargı erkinin bağımsızlığı şarttır. 

İkinci olarak cumhuriyetin halkın yönetimi olması için örgütlü bir toplumun varlığı gerekir. Örgüt deyince hemen PKK’yı veya FETÖ’yü anlamayın. Onlar suç şebekeleridir. Burada kastedilen sendikalardan meslek odalarına, yardımlaşma ve dayanışma derneklerine kadar belli ortak niteliklere sahip vatandaşların kendi çıkarlarını temsilen bir araya geldikleri yasal kurumlardır. Bunlar yöneticiler üzerinde yargı kontrolüne ek olarak toplumsal baskı ve denetim kurarlar. 

Üçüncü olarak cumhuriyetin halkın yönetimi olması için laik olması gerekir. Burada Fransız İhtilâli ile şekillenen ve din düşmanlığına dönüşen yorumuyla laiklik kastedilmemektedir. Çünkü bu durumda milli kültürün en temel bileşenlerinden biri olan din ile devlet kavgalı hale gelir. Burada kastedilen dini aidiyeti ne olursa olsun vatandaşların kanun karşısında eşit olması, yönetim gücünün dini aidiyete göre değil partilerin vatandaşın refahına bulunmayı vaat ettikleri katkıya göre dağıtılması, kanunların ve siyasetin dini referanslara göre milletin dünyevi taleplerine göre şekillenmesi ve tam bir inanç ve dini örgütlenme özgürlüğüdür. Bu anlamda laiklik özgürlük ve eşitliğin de olmazsa olmaz şartıdır.

Dördüncü olarak Cumhuriyet hem bireysel özgürlüklerin hem milli bağımsızlığın timsali olmalıdır. Bireysel özgürlükler düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve mülkiyet ve girişim özgürlüğüdür. Bununla birlikte milletin bir bütün olarak yabancı baskılardan ve emperyalist sömürüden bağımsız olması çok önemlidir. Bunun için yöneticinin milletin iradesine dayanması ve yalnızca milletine hesap vermesi gereklidir. Genelde otokrasi ve oligarşiler millete dayanmadığı içindir ki, o ülkelerin yöneticileri halklarına değil yabancı emperyalistlere, bazılarımızın çok kullandığı tabirle “üst akla” hesap verirler.   Böyle yönetimlerde üretilen zenginlik de emperyalistler ve yönetici azınlık tarafından paylaşılır, halkın çoğunluğu da aksine fakirleşir. 

Ülkemizde eksik ve noksanlarıyla da olsa bir demokratik rejim vardır. Partiler halka hesap vermek zorundadır. Hepsi de vatandaşın teveccühünü elde etmek için bin bir takla atabilmek maharetindedirler. Ancak hali hazırda idari sistemde yapısal sorunlar bulunmaktadır. Halâ daha yeni Anayasa’ya uyum yasaları çıkarılmamıştır. Devletin örgütlenmesi henüz standartlaşamamıştır. Medya sektöründe rekabetçi bir yapı değil, oligopolcü bir yapı bulunmaktadır. Bu da her fikrin ifadesinin tam anlamıyla mümkün olmasını engellemektedir. Eğitimde fırsat eşitsizliği hat safhadadır. Yargının bağımsızlığı ivedilikle sağlanmalıdır. Bununla birlikte, bütün bu problemlerin hiç biri, Türkiye’yi bir oligarşi veya otokrasi yapmaz. Eğer 18 senedir bir parti iktidarsa ise, takkeyi önüne koyup düşünmesi, “Ben nerede hata yaptım?” diye sorması gereken muhalefettir. Hoş ben muhalefet partilerinin iktidar olmak istediğini de zannetmiyorum ya, o da ayrı bir mesele… 

Hayırlı Cumalar…