​DERGİLERİN DERDİ NE?

Mahmut BIYIKLI 16 Mar 2017

Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı Dergileri Mart sayılarında titiz bir çalışma yürüterek Orhan Okay özel dosyalarıyla okurlarının karşısına çıktılar.

Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı Dergileri Mart sayılarında titiz bir çalışma yürüterek Orhan Okay özel dosyalarıyla okurlarının karşısına çıktılar. Üç dergiyi alıp okuduğumda hem mutlu oldum hem de hüzünlendim. Mutluluğum Orhan Okay gibi muhterem bir ilim ve kültür adamını daha yakından tanımaktan kaynaklanıyor. Hüzünlenmeme sebep ise ülkemizin yetiştirdiği bir değer hakkında derinlikli özel sayılar hazırlanıyor ama bu özel sayılar dahi yeteri kadar gündeme gelmiyor. Edebiyat meclislerinde bile bahsi geçmiyor.

Dergiler maalesef yıllar geçtikçe kan kaybetmeye devam ediyor. Arif Ay Edebiyat Ortamı Dergisi için  hazırladığı yıllığın giriş yazısında şair ve yazarların sadece kendi ürünleri yayınlandığında dergi aldıklarını, kendi ürünlerinin dışında diğer şair ve yazarları okumadıklarına dair ince sitemlerde bulunuyor. Böyle bir edebiyat ortamından ciddi, kalıcı, toplumu dönüştürücü eserlerin çıkacağını düşünmek büyük saflık olur diyerek haklı eleştirilerini sürdürüyor Sayın Ay.

Dergilerin durumu gerçekten düşündürücü. Dergi okuma oranından daha fazla şiir yazan oranı var. Şiir yazıyorlar, gönderiyorlar, fakat dergileri alıp sahiplenmiyorlar. Hatta sadece kendi şiirinin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşma yarışına giriliyor. Sağlam okuma disiplininden uzak, öncü edebiyatçıları tanımak noktasında kendilerini fazla yorduklarını söyleyemeyeceğimiz bu yeni kuşak, okumadan yazma çabası içerisine giriyor. Ne hazindir ki şiir yazan çok, okuyan yok! 

Orhan Kahyaoğlu Sonbahar Dergisi’nin son sayısında durumu şöyle özetlemiş, “Baktık ki derginin çıkış süresi içinde bin beş yüz kişi bize şiir göndermiş, ama bizim satışımız yedi-sekiz yüz kişiyi geçmiyordu.” Dergiyi, şiir gönderenlerin bile okumadığının açık kanıtı.

Dergicilik gerçekten zor bir uğraş.  Çoğunun arkasında bir kurum yoktur. Bu işe inanmış kahramanların özverileriyle çıkarlar.

İlk sayıda büyük sözlerle, etkisi yüksek manifestolarla ve kalabalık bir ekiple çıkan dergiler; bir süre sonra bir veya iki kişinin omuzlarında kalır. O fedakâr insanlar dergiyi yaşatmak, o dergi ile kültürümüze ve edebiyatımıza hizmet etmek için gecelerini gündüzlerini verirler. O da yetmez ceplerinden vermeye başlarlar.

Edebiyat dergilerinin genelinde telif de yoktur.  Bu dergilere yazanlar da telif beklentisine girmezler. Ama temenni edilen, edebiyatta belli bir kaliteyi yakalayan isimlere telif verilmesidir.

Ama ne mümkün! Edebiyat dergileri maalesef bunu yapamıyor. Dolayısıyla derginin yükü kimin omuzlarındaysa o kişiler sorunlarla muhatap oluyor. Çoğu zaman dergiyi çıkaranlar dağıtımını da kendileri yapıyor. Bir vapur iskelesinde ya da bir kitabevinde sırtına yüklendiği dergilerin dağıtımını yapan çok yayın yönetmeni gördüm.

Dergi çıkarmayan kişiler, dergi çıkarmanın ne olduğunu asla anlayamazlar.

Etkisi olanlar da yetkisi olanlar da bu işlere hep boş işler olarak baktıkları için maalesef dergilerin dertleriyle bugüne kadar fazla dertlenmediler. Bazı mevki ve merciler, dergilerin hem düşünce dünyamızın gelişmesinde, hem de düşünce ve sanat dünyasını inşa edecek sanatçıların, fikir adamlarının, romancıların yetişmesinde gerçek bir ocak olduklarını ve mutlaka yaşatılması gerektiğini mutlaka idrak etmeliler.

Bu ülkenin düşünce ve kültür hayatının diri kalmasında, hepimizin yetişmesinde dergilerin önemli bir rolü var. Necip Fazıl’ın Büyük Doğusu, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı, Cahit Zarifoğlu ve arkadaşlarının Mavera’sı;  bugünün Türkiye’sine zihnî bir yol açıcılık, fikrî ve edebi manada bir öncülük etmiştir.  Bu topraklarda Müslümanların dünyaya bakışları, dergiler aracılığıyla fikrî düzlemde buluşup nesilleri beslemiştir. Bu dergiler kısırlaştırılan, yok edilmeye çalışılan medeniyet ve kültür birikimimiz için adeta canlı kalkan olmuşlardır.

Sadece sağ kesimde değil, hemen hemen bütün kesimlerde belirli bir düşüncenin yayılması genellikle dergiler vasıtası ile olmuştur. Belki her dergi, düşüncenin yayılması için merkez olmamıştır ama her düşüncenin mutlaka bir dergisi olmuştur. Ziya Gökalp’in Diyarbakır’da çıkardığı Küçük Mecmua, daha sonra Milli Mecmua, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hasan Âli Yücel, Mehmet Emin Erişirgil, Mustafa Şekip Tunç gibi isimlerin bulunduğu, daha sonra Kadro dergisi, Varlık dergisi, Ülkü dergisi, Yücel dergisi, İnsan, Yeni Adam, Yeni Ufuklar, Adımlar, Dergâh, Türk Yurdu ve Büyük Doğu dergileri gibi yayınlar, belirli bir fikrin yayılması ve gelişmesi için adeta ocaklık yapmıştır.

Şair Osman Sarı, “Çıkmaz olmuş nerededir kahraman dergilerin kahraman sayfaları. Bir hal olmuş bize” derken pek de haksız sayılmaz. Geçmişin dergi yazarları iyi okuyan, edebiyat çevrelerini sıkı takip eden dev isimlerden oluşuyordu.

Mesela Necip Fazıl’ın çıkardığı  Ağaç dergisinin yazarlar kadrosu; Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dranas, Asaf Halet Çelebi, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Burhan Toprak, Cahit Sıtkı Tarhancı, Cevdet Kudret, Ertuğrul Muhsin, Falih Rıfkı Atay, Ferudun Fazıl Tülbentçi, Fikret Adil, Hilmi Ziya Ülken gibi dev isimlerden oluşuyor.

Batıda yüz yıldan fazla zamandır çıkan dergiler var. Bizim şu anda en uzun ömürlü dergimiz 85-86 yıldır çıkan Varlık Dergisi’dir. Türkiye kapanmış dergiler mezarlığı. Büyük iddialarla çıkan ikinci sayısını göremeden kapanan binlerce dergi var. Üstad Cemil Meriç’i burada hatırlamakta fayda var. Ne diyordu Meriç, ‘Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok’

Edebiyat dergileri, o ülkenin edebiyatının geleceğidir. Edebiyat tarihi, dergiler üzerinden yazılır ve yazılmalıdır. Her dergi mutlaka bu ülkenin kültür, sanat, edebiyat, düşünce kodlarına dair bir gelenek oluşturmak amacı ile çıkmalı ve bu geleneğe katkıda bulunmaya sonuna kadar gayret etmelidir. Ama kendi yazarı bile okumuyorsa, kendi şairi takip etmiyorsa bu dergileri kim yaşatacak!?

Edebiyat dergileri hayattan kopuk ürünler yayınlamaktan da artık vazgeçmeli. İçinde yaşadığımız toplum büyük acılar yaşarken, önemli kırılmalar olurken bunları yok sayıp soyut metinler üretmek de dergilerimizin en büyük handikapı.

Hayat sanattan, sanat edebiyattan, edebiyat medeniyetten ayrı düşünülemez. Etrafımızda yangın varken, coğrafyamız kan gölüne dönmüşken bizim şiir fantezileri üzerine teorik laflar etmemiz anlamlı olmaz.

İçinde yaşadığımız toplumda söylediklerimizin, ürettiğimiz metnin karşılığı oluşmuyorsa boşa kürek çekiyoruz demektir.

Hülasa dergilerin derdi çok. Fakat derdi olan adamlardan başka kimse bu işlerle ilgilenmez. Dolayısıyla dergiciler kültürümüzün kahramanlarıdır. Bize düşen bu kahramanları yalnız bırakmamaktır.