DERTLERİ ZEVK EDİNMEK!

Fehmi KETENCİ 16 Şub 2020

İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşıyorsanız, etrafınızda yaşananlardan kendinizi soyutlamanızın yolu neredeyse yok gibidir.

      Büyük şehirlerde yaşıyorsanız dertleri zevk edinmek bir zorunluluk haline gelmiştir. Hele bu yaşadığınız şehir, İstanbul gibi, dünyanın en büyük ve en kalabalık nüfuslu büyük şehirlerinden biriyse.

      Ne yaparsanız yapın, etrafınızda yaşadıklarınızdan, paylaşmak durumunda olduğunuz ortak yaşamın dışında kalabilmek, birçok şeyi yok sayabilmek, neredeyse imkansız gibidir. O kadar çok dert etmeniz gerekenlerle iç içesiniz ki, onlara alışmak ve etrafınızda yaşananlardan, dolaylı veya dolaysız olarak mutlaka etkileneceksinizdir. Bu zorunlu paylaşımdan kaçabilmeniz neredeyse imkansızdır.

      İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşıyorsanız, etrafınızda yaşananlardan kendinizi soyutlamanızın yolu neredeyse yok gibidir. Yaşananlardan etkilenmemek, onları palaşmamak için kendinizi evinize kapamanız mümkün olmayacağına göre, bu şehirde olanlarla iç içe burun buruna olmak zorundasınız.

      Ne yaparsanız yapın, günlük yaşamınızın bir bölümünde toplu taşıma araçlarından, en azından birisini kullanmak zorundasınız. 

      Ben, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda ulaşım olarak en merkezi semtlerden biri olan Bostancı minibüs yoluna çok yakın bir bölgede oturuyorum. Üniversitedeki derslerime gitmek için veya günlük yaşamımda en çok kullandığım toplu taşıma araçlarından biri olan Kadıköy-Kartal veya Pendik minibüsleriyle iç içeyim. Normal şartlarda, yani; trafiğin normal akışında Bostancı-Kadıköy arası ortalama olarak 25 dakikadır. Ne kadar süredir bu inşaatların devam ettiği konusunda kesin bir bilgim yok ama, Bostancı’ya taşındığım temmuz ayından beri minibüs yolu üzerinde inşaatları devam eden dört metro istasyonu çalışmasının yarattığı trafik tıkanıkığını biliyorum ve yaşıyorum.

      Çift yönlü trafik akışı olan bu yol üzerinde iyice dayanılmaz hale gelen en önemli sorunlardan biridir. Çift yönlü, ikişer şeritli olan bu yolda gidiş ve gelişlerde bir şeriti tamamen kapatan, park halindeki otoların tarattığı karmaşa. Aklına esenin, “Durmak Yasaktır” tabelaları ve yaya geçitleri de dahil olmak üzere her yere aracını park edip gidebiliyor ve o yol gidiş-gelişinin, tek şerit üzerinden çalışmasına neden oluyor. Üstüne üstlük; birçok yerde var olan geçiş kavşaklarını da hesaba katarsak, trafik iyice yavaşlıyor. Bu yolda duruma müdahale edecek trafik polislerine de pek fazla rastlamıyorum.

      Bu yolun en önemli özelliklerinden biri, minibüslerin, yolda bekleyen herkes için klakson çalarak mutlaka durmalarıdır. Tüm bunlar normal yürümesi gereken trafiği iyice yavaşlatıyor.

      Tüm olmsuzluklarına rağmen; Kadıköy-Pendik-Kartal arsında, gece gündüz, tüm gün, kesintisiz hizmet veren bu minibüsler, toplu taşımada çok önemli bir görevi üstleniyorlar. Bu yolda trafik denetimi biraz daha etkin olursa, düzensiz park etmeler denetlenebilirse, özellikle; minibüslerin, adım başında durmaları yerine, belli aralıklarla duracakları duraklarının oluşturulmasının çok daha iyi olacağını düşünüyorum.

      İstanbul’un Anadolu yakasındaki dertler bitmiyor ki.

      İstanbul’un Anadolu yakasına özellikle Boğaziçi Koprüsü çıkışında Pendik’e kadar E5 devamı olan otoyoldaki trafik, günün belli saatlerinde inanılmaz yoğun. Bu otoyol; aynı zamanda; hem, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden gelen yolla Kozyatağı Sapağı’nda birleşiyorken, hem de Avrasya Tüneli çıkış-girişi trafiğinin de yükünü taşıdığı için böylesine yoğunlaşması doğal. Ama giderek dayanılmaz hale geldiğini de göz ardı etmeyelim.

      Son zamanlarda Avrasya Tüneli geçiş ücretlerine yapılan yüksek fiyat ayarlaması sonrasında geçişler biraz etkilenmiş olsa da, bu tüneli kullananlar kısa sürede eski alışkanlıklarına veya çaresizliklerine döndüler. Yeni ücretler zorluyor desek de, zamanı kullanmak ve yakıt tasarrufu açısından daha avantajlı olmasıyla tercih edilirliği devam ediyor.

      İstanbul bu. İstanbullu olmanın dezavantajları da çok. İstanbulluyum diyebilmek için “Dertlerini zevk edinmek zorundasınız”. “Gülü seven dikenine katlanır” derler ya, İstanbul bu, her şeyi alışkanlık yapıyor!...

      Bir zamanlar “Taşı toprağı altın olan” İstanbul, şimdi verdiklerinin faturasını tahsil ediyor.

      Anasının ak sütü gibi hakediyor da.. İyi ki İstanbulluyum..