DİRİLELİM

Ümit G. CEYLAN 25 Mar 2021

Birey ve toplumlar her zaman, fırsat ve imkânda kendilerini yeniler, yanlışlarını düzeltir, eksiklerini giderir ve aynı zamanda kendilerini yeniden konumlandırırlar.

Birey ve toplumlar her zaman, fırsat ve imkânda kendilerini yeniler, yanlışlarını düzeltir, eksiklerini giderir ve aynı zamanda kendilerini yeniden konumlandırırlar. Ancak o zaman kendilerinden emin olarak daha ileriye ve galip bir şekilde değerlere kavuşabilirler.

Her aşamada dünyevi kaygılar bizi yıpratıyor, bizi birbirimize düşürüyor. Birbirimizle kaynaşıp, birbirimizi elinden tutacağımız yerde adeta birbirimize karşı sinir harbi içindeyiz. Bütün kavganın ve huzursuzluğun temelinde üzerimize düşen sorumlulukları ihmal etmemiz, sorumluluktan kaçmamız, bir ruh hastası gibi uyuşukluk ve gaflete düşmemiz olabilir.

Onun için en başta kendimizi sorgulamamız gerekir. Çok bilgili olsak da akademik kariyer yapsak bile bir yaraya merhem olamadıktan sonra, tabiri caizse o bilgi ukalalıktan başka hiçbir işe yaramaz. Bilgi bilinç içindir. İlim irfan içindir. Esas olan bilgeliktir. Ancak bu yolda birbirimizi anlayabiliriz. Ancak böyle birbirimizin sıkıntısını giderebiliriz.

İdrak etmeliyiz

O zaman elimizi iki şakağımıza dayayıp düşünelim bir kere. Biz neyiz, neyin nesiyiz? Neredeyiz? Hangi olumlu duygu, düşünce ve davranış içindeyiz? Nereye düştük, nereye düşeceğiz? Hakikati tek başımıza idrak edebilir miyiz, kendimizi hidayette bulabilir miyiz? Namaza duran bir kimse hak yedi mi, haddini aştı mı, gönül kırdı mı yapılan ibadetin harbi değeri kalır mı?

Biraz idrak, biraz tefekkür lütfen! Akıl öyle bir nimet ki ancak biz insanlara verilmiştir. Salim akıl ise, bizi iyiliklere yönlendiren, kötülüklerden koruyan vahiyle buluşmuş akıldır. Böyle bir akla tek kelimeyle şuur diyoruz. Şuur öyle güzel bir kelime ki bütünüyle nefsimizi dizginleyen hakikat yolunda emin bir şekilde irademize hükmeden bir diriliktir. Kendinden geçen baygın bir hastayı doktor muayene ederken “şükür hastanın şuuru yerinde” der. Ya da şuur kaybında der. Çünkü bizi fiziken ve ruhen şuur diriltir.

Düşündüğümüz ve eyleme geçtiğimiz ne varsa şuurlu mudur? Trafikteki şuursuz sürücünün oluşturacağı faciayı tahmin edersiniz. O halde birbirimizi anlayalım. Sorumluluklarımızı bilelim ve paylaşalım.

Tüm insanlığa karşı sorumluyuz

Özellikle biz Müslümanlar tüm insanlığa karşı sorumluyuz. İnsan neslinin her türlü sapmalardan ve tehlikeli akımlardan korunması için başta Müslümanlar olarak yükümlüyüz. Çocuklarımızı, komşu çocuklarımızı ve dahi tüm insanlığı birlikte uyarmak tehlikelerin farkına varmalarına yardımcı olmak zorundayız. Bugün medya topyekûn ahlaksızlığa ve sapkınlığa batmış durumdadır. Her türlü değer özgürlük adı altında aşağılanıyor, küçümseniyor ve devre dışı bırakılıyor. İnsanlık bir bataklığa doğru itiliyor. Bunu kim, neden yapıyor? Bakın reklam verenlere ve arkasındaki markalara ve sözüm ona uluslararası sivil toplum kuruluşlarına. Reklamlarla, markalarla bir gençlik şekillendiriliyor. Aileler artık söz sahibi değil. Varsa yoksa internette dönen her türlü pisliğin içinde çocuklarımız, nesillerimiz dolayısıyla da hak olan tüm inançlar ve onların kutsalları ayaklar altına alınıyor. Bunun karşısında durmak zorundayız. Aile parçalanırsa toplumlar da yok olur. Bugün topluma gençlere dayatılan sonsuz bir tercihler gamı var. Renk renk, ton ton. Seç beğen bir tık ötede özgürlük vadediyor denilen bir dünya çiziliyor. Ama değerlerin dünyasındaki ahlaki kavramlardan uzak sorgulama olmayan keyfin doruklarında bir tercihler listesi janjanlı paketler içinde önlerine getiriliyor. Biz sanıyoruz ki bu özgür bir tercih. Ne büyük yanılsama! Sisteme bağımlı bir sanal alem yaratılıyor. Düpedüz simülasyon içinde şuurumuz kapalı şekilde özgür olduğumuzu varsayıyoruz. Bu özgürlük aleminde gençler hayatın anlamını nerede bulacaklar?

Dirilmek zorundayız, aksiyon almak durumundayız. Pasif bir Müslümanlık, görmezden gelmek veya herkes bu durumda zaten deyip geçiştirmek olamaz. Her an yeni bir dirilişte olmak ve düşünmek zorundayız. Kendimizi yeniden insanlık idealinde güncelleyelim. Gafletten uyanalım ve şuur sahibi olalım. Tövbeyle, duayla imanımızı tazeleyelim ki diri olalım ve diri kalalım vesselam.

AVUSTURYA’DAKİ TÜRK VATANDAŞLARIMIZ AŞI BEKLİYOR

Avusturya’daki Türk dostlarımızdan aldığımız bilgiye göre henüz doktorların tamamı aşılanamadan aşı bitti. Vatandaşlara sıra gelip gelmeyeceği, yakın zamanda aşılanmanın mümkün olup olamayacağı şu an için belirsizliğini koruyor. İkinci kez Kovid-19 olan Türk dostumuz Türkiye’ye aşılanmadan gelmenin de zor olacağını söylüyor. Bu konuda hava yolu şirketlerinin seyahatin yoğun olduğu yaz aylarında aşı kartı isteyeceği konusunda duyumları var. Yakın akrabaları Türkiye’de olan vatandaşlarımız ailelerini geçen seneden beri göremiyorlar malum bu salgının başından beri seyahat zorlaştı. Birçoğu, aile büyüklerinin cenazelerine bile gidemedi ne yazık ki. Vatandaşlarımızın hükümetimiz Sağlık bakanlığından bir talepleri var. Aşının büyükelçilikler vasıtasıyla Türk vatandaşlarımıza ulaştırılması mümkün müdür diye soruyorlar. Bakanlığımızın başta Bosna olmak üzere bazı ülkelere bu konuda destek verdiğini biliyoruz. Bu vatandaşlarımızın çağrısına nasıl yardımcı olabiliriz diye bende nacizâne burada dillendirmek istedim. Zira elçiye zeval olmaz.

Takip edelim: @DiyarbakirANA. Diyarbakır annelerinin sesi olmak için kurulan hesap

KÖPRÜLER KURDUM

İnsanlığa açık, dostluğa barışık nice nice köprüler kurdum. Eskidi zamanla tahta perdeleri adımlarımdan. Git zaman gel zaman bir ucunda ben kaldım yalnız tek başına. Arkam geçmiş zamana dönük, yüzüm ufukla barışık. Kimin derdi varsa gitti onunla buluşmaya. Suyun içinde eriyip gitti bana söylenenler; kıskançlıklar, ayak oyunları, türlü türlü kirli sözler temizlendi bu son durakta. Şimdi ben Sırat köprülerine talibim. Duadayım, gökyüzü üzerimde, dünya avuçlarıma sığmazken gönülleri birleştirdiğim köprülerden gelip geçenleri seyrediyorum. Ve Allah yâr, ben kul... Var mı bundan ötesi?

DOÇ. DR. IŞIL İLKNUR SERT

KÜTÜPHANE HAFTASI

Mart ayının son pazartesi günü ile başlayan hafta, ülkemizde Kütüphane Haftası olarak kutlanır. Ancak her nedense hem adı hem de haftanın başlangıcı pek çok kaynakta yanlış geçer. Doğrusunu bir kez de buradan hatırlatmak isterim. Kütüphaneler Haftası değil, Kütüphaneciler Haftası da değil, “Kütüphane Haftası”dır haftamızın adı. Saatli Maarif Takvimi bile hem adını hem tarihini yanlış yazıyor, bugünkü takvim yaprağına bir göz atın isterseniz. Geçmişte kamu yöneticileri bile yanlış söylenen hafta adıyla demeç vermiş, mesaj yayımlamışlar. Biz de kütüphaneciler olarak pek ses çıkarmamışız. “Hiç olmazsa haftamızı kutlayan birileri var, kütüphaneleri gündeme alıyorlar artık, adını yanlış söyleseler ne olur ki?” deyip geçmişiz. Ama artık öyle olmamalı. Bir yerde hatayı durdurmak gerek. Ancak bazen yönerge bile çıkarsanız, yerleşmiş isimleri değiştirmek kolay olmuyor. Örnek mi? Milli Eğitim Bakanlığı, Kütüphane Haftası Kutlama Yönergesi çıkararak ismi de tarihi de doğru belirtmiş ama gelin görün ki Eğitim Bilişim Ağı (EBA) içeriklerinde ne yazık ki hala hafta ismi yanlış geçiyor.

İsim ve tarih konusuna bu kadar dikkat çekmemin nedeni, yıllardır bu konudan yakınmamız ama bir adım atıp bunu değiştirmeye çalışmamamızdır. Ben buradan duyuruda bulunmayı kendime vazife edindim. Böylesi bir standartlar kurumunun kutlanacak haftası olsun, adı ve tarihi bile standart olmasın. Birçok tezatlığı içinde barındıran hayatta bir tezat da budur işte… Her yıl Kütüphane Haftası kutlamalarında genç yaşlı tüm halkı kucaklayan, çok kapsamlı bir program sunamayışımız da bu tezatların içinde hatırı sayılır bir yerdedir. Kütüphaneciler olarak iğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batıralım. Öyle değil mi?

Bu yıl 29 Mart-4 Nisan tarihleri arasında 57. kez kutlanacak olan Kütüphane Haftası, salgına rağmen çeşitli etkinlikler içerecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü “Çağları Aşan Söz” sloganı ile kutlama afişleri hazırladı. Kütüphaneler, binlerce yıldan beri söylenmiş sözleri bize ulaştırıyorsa, bizim sözlerimizi de binlerce yıl sonraya ulaştıracaklardır. Şunu düşünmek gerek, binlerce yıl sonraki nesillere söyleyecek kıymetli bir sözümüz var mı? Bu çağı ne kadar yaşıyor, ne kadar anlıyor, bu çağ hakkında ne kadar bilginin nasıl paylaşılmasına vesile oluyoruz? Bizim sözümüz de çağları aşan bir söz olur mu? Bu yılki Kütüphane Haftası içinde etkinlikleri takip ederken karşılaşacağınız afişler vasıtasıyla bunu da düşünmenizi isterim.

Etkinlikler demişken, Kütüphane Haftası içinde Trabzon İl Halk Kütüphanesi, üye olmak kaydıyla bir hediye çekilişi düzenliyor. Van İl Halk Kütüphanesi santur adlı müzik aleti ile ustasından bir müzik ziyafeti sunuyor. Düzce İl Halk Kütüphanesi küçük hediye paketlerini hazırlamış bile. Tekirdağ Namık Kemal İl Halk Kütüphanesi de zengin bir çevrim içi program hazırlamış. Resim sergisi, ebru çalışması, film gösterimi ve sanatla dolu bir kutlama ile Çorum İl Halk Kütüphanesi de haftaya katkı sunmuş. Zile İlçe Halk Kütüphanesi “kendi kitaplığının fotoğrafını çek, adınla beraber mesajda paylaş” demiş; Ebru’nun, Elif’in, Yaşar’ın, Hüseyin’in Kütüphanesi diye kendi küçük raflarında gönüllerinin kütüphanesini kuranlara çekilişle hediye veriyor. Kitap okuma etkinlikleri mi, söyleşiler mi, konserler mi, yarışmalar mı, neler var neler… Tüm kütüphane türleri bu yıl küresel salgına inat, bir şekilde kutlamalara katılmış. Ayrıca kütüphanecilik sivil toplum kuruluşları ile Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümlerinin öğrenci toplulukları ortaklaşa etkinlikler planlamışlar. Siz en iyisi #kütüphanehaftası yazarak sosyal medyada bir arama yapın. Belki bu yazıyı okurken bile yepyeni etkinlikler bulursunuz. Pazartesi gününe daha çok var. Bakarsınız ben de Kütüphane Haftası içinde bir gün, “Yaşam Boyu Öğrenme ve Okuma Alışkanlığı” başlıklı bir konuşma ile karşınıza çıkıveririm. Ya da bir bakarsınız, kıymetli mezunlarımızdan birini Bahar Konferansları başlığı altında tam da Kütüphane Haftası içinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Kütüphane Hizmetleri”ni anlatırken yakalarsınız.

Hatta #kütüphanedeOan yazın sosyal medya hesabınıza, karşınıza ödül adayı bir fotoğraf gelecektir. Fotoğraf yarışmasının katılım tarihi geçti ama bu etiket ile kimler hangi kütüphanelerde, nasıl fotoğraflanmışlar görebilirsiniz. Maksat, kütüphanelerin o büyülü ortamına sizi biraz daha yaklaştırmak.

Yine de insan, okuma alışkanlığı kazanmanın değerini, yaşam boyu öğrenmenin önemini, bilgi okuryazarlığının her zaman gerekli olduğunu, eleştirel düşünmenin, hatta öğrenmenin öğrenilebileceğini; bütün bunları kütüphaneler ve kitaplarla nasıl gerçekleştirebileceğimizi anlattığımız kalabalık salonlardaki Kütüphane Haftası etkinliklerini özlüyor. O günler de gelecek. Şimdilik etkinliklerde, bilgisayar ekranından da olsa, kütüphaneleri seven ve onlara sahip çıkan dost yüzleri görmeyi umuyoruz. 57. Kütüphane Haftası kutlu olsun.

GERİ DÖNÜŞÜM SERGİSİ

Atıklardan yapılan geri dönüşüm sergileri hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben pek sıcak bakmıyorum. Çünkü sergi için hazırlanan o objelerin kendisi de atıkken sadece dikkat çekmek için plastik şişelerden ağaç yapmak bana mantıklı gelmiyor. Sonra o plastik şişelerden yapılan sözüm ona ağaç neye dönüşecek? Atıkları geri dönüştürmek demek tekrar kullanılabilecek başka bir şeye evirmektir. Dikkat çekmek istiyorsak gerçekten faydalı olabilecek objelere, eşyalara yani işlevi olacak şekilde dönüştürmek ve hatta bunları sergilemek daha anlamlı. Mesajı olan bir sanatçı atıkları meydanda bir heykele veya oturmak için banka bir çöp kutusuna dönüştürüp insanlarla ünsiyet kurdurmayı başarıyorsa açık hava sergisini açmış ve atıkları da faydalı bir şekilde dönüştürmüş demektir.

ARTI EKSİ

Artı

Mektup arkadaşlığına dönüş

Gelinen bu teknolojik dönüşümde mektup arkadaşlığı çok değerli bir anı olarak tarihte yerini aldı. Ancak salgın döneminde belki de terapi olarak Dublinli genç kadın Liz Maguire 88 tane mektup arkadaşı bulup onlarla düzenli bir şekilde mektuplaşmaya başlamış. Edindiği tecrübeleri The Guardian’a anlatmış; "Bana göre, bir mektup yazmak fiziksel eylemden uzak yaratıcı bir alandır" diyor. “Kağıttan, lekelere ve el yazısına, kişisel olmayan bir mektup göndermek imkansızdır. Bir mektup birine hala önemli olduğunu söyler” diyen Maguire'ın bu çabasını takdir ediyoruz.

Eksi

Türkçe

Yanlışlıkla adıma gönderilen bir e-posta adresini okumak zorunda kaldım. İmam Hatipler ile ilgili bir vakfın kuruluş aşaması hakkında bilgi isteyen biri tarafından yazılan e-postadaki Türkçe'ye şaşırdım kaldım. Dil bilgisi, imla bunların hiçbiri yoktu. Bütün cümleler küçük harfle başlıyordu. Bir vakıf kurmak için kim bilir ne zorluklar yaşanıyor ve buna katlanılıyor. Keşke Türkçemiz için de aynı fedakârlık gösterilebilseydi de vakıf kültürümüze yaraşır bir adım atılmış olsaydı.

SEÇMEN KİTLESİ SOSYAL MEDYADA

Yeni seçmen kuşağı artık sosyal medyada. Seçim propagandalarında gelecek dönem seçimlerinde sosyal medyayı akıllıca kullananlar etki yaratacaklar. Çünkü şu anda oy kullanma yaşı on sekiz. Eğer 2023’e kadar bir sürpriz olmaza bugün bilgisayar başından ayrılmayan on altı yaşındaki ve üzeri yaşlardaki gençler oy kullanacaklar. Şöyle de denilebilir; gençleri anladığını söyleyen, onları dinleyen adayın ipi göğüsleyeceğine inanılıyor. Elbette sosyal medya büyük bir etken ve asla etkisi küçümsenmemeli. Geçen hafta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş Twitch adlı sosyal medya fenomeni olan Pelin Baynazoğlu’nun hesabına “chat’ine selam vermek istedim” yazdı ve sonra ayarlanan bir günde programa katıldı. Olay gençler tarafında büyük sempati uyandırdı. Canlı yayın 362 bini aşan izleyici tarafından takip edildi. Gençlerin yorumlarının tamamına yakını çok olumluydu. Twitch platformunda yer almak, gençlerle irtibatı bu medya tabanları üzerinden devam ettirmek nasıl bir seçim psikolojisi yaratacaktır? Sosyal medya yeni nesil seçmenin beklentilerine tam cevap alabildikleri bir platform mudur? Yoksa manipüle edilebilen kaygan zeminler midir buralar? Siyasilerin çok yönlü bir şekilde işin uzmanları ile bu kitle üzerinde çalışmaları gerekiyor. Bir chat’e cevap vermekle bu kadar raiting alınabiliyorsa toplum nasıl bir gençlik  ile karşı karşıya olduğunu bilmeli. Acaba sosyal medya nabza göre şerbet dağıtılan bir yer mi?