KTO


DOST BİR TANEDİR

Ümit G. CEYLAN 13 Haz 2019

"Dost dost diye nicesine sarıldım, benim yârim kara topraktır" veya "yüz tane dostun varsa doksan dokuzunu terk et, kalan biriyle de az görüş", "gerçek dost kötü günde belli olur" gibi dostlukla ilgili sayabileceğimiz nice veciz sözler vardır.

UZUN TATİLLER YERİNE

Ben uzun uzun tatil yapmak yerine hafta sonlarını birleştirip üç günlük şehirden kaçamakları daha çok seviyorum. Uzun tatillerin üzerimde yarattığı ister istemez bir atalet var. Kimisi bundan hoşlanır. Koca kış çalıştık, yorulduk der. Ben yine de çok sıkılıyorum uzun tatillerden. İş kolik biri değilim ama gündemden de çok uzakta yaşamayı sevmiyorum. Biraz kaçıp, sonra tekrar şehre dönmeyi seviyorum. Hiç tatil yapmamak da doğru değil. En azından şehirden üç, dört günlüğüne kaçıp sonra tekrar dönmek iyi geliyor. Birde ben yazlıkta yapılan tatillere tatil demiyorum. Hava değişikliği evet fakat ben yine bilgisayarımı alıp annemin yazlığına gideceğim ve orada da çalışacağım. İfrat ve tefrite kaçmadan tatili de bir denge içinde yapmak ruhu dinlendiriyor. Her şeyden uzak münzevi bir tatil bana ve belki de seçtiğim mesleğimden dolayı uygun değil. Gidecek olanlara şimdiden iyi tatiller diliyorum.

DOST BİR TANEDİR

“Dost dost diye nicesine sarıldım, benim yârim kara topraktır” veya “yüz tane dostun varsa doksan dokuzunu terk et, kalan biriyle de az görüş”, “gerçek dost kötü günde belli olur” gibi dostlukla ilgili sayabileceğimiz nice veciz sözler vardır. Bu sözlerin hiçbiri boşuna söylenmiş ve hayatımıza yerleşmiş değildir. Mutlaka hepsi bir tecrübe sonunda söylenmiş, kulaklarımıza küpe olsun diye dile gelmiştir.

Hey Dostum!

Zamanımızda saman alevi gibi biten dostluklara, dostluk denebilir mi? Gerçekten birine dost diyebilmek için acı, tatlı günler yaşamış ve karşılıklı insanların birbirlerini test etmiş olmaları gerekir. Sanal dünyada kurulan tanışıklıklara da değil dostluk, arkadaşlık bile denilemez. Her kelimeyi tükettiğimiz gibi dost kelimesi de uluorta her yerde kullanılmamalı. Dostluklar öyle kolay kazanılamıyor. Kazanılan dostluklar da öyle kolay kolay bitmiyor. Hey dostum türünden çeviri replikler o güzelim sözün içini boşaltıyor. Bunlara itibar etmemeli. Dostu sarıp sarmalı ve açıp saçmadan kem gözlerden ırak tutmalı.

Dostlukta ben değil sen vardır.

Dostlukta en önemli mihenk taşı ben dilinin kullanılıp kullanılmadığıdır. Eğer dost sandığınız kişi sürekli kendinden, yaptığı işlerden bahsediyor ve karşıdakinin fikirlerini dinlemekten çok kendisinin haklı olduğunu anlatmaya çalışıyorsa her fırsatta ben, ben diyorsa ondan uzak durun. Birleştirmekten çok ayrıştırmaya meyilli bir insandan dost olmaz. Sürekli ben diyen kişi gün gelir, onu pohpohlamadığınız için, kendisine inananı ağına almak için sizi silip atar. Dost dediğimiz kişi sırlarımızı teslim ettiğimiz kişidir. O yüzden rahmetli babam hep ‘söyleme sırrını dostuna, dostun gider söyler dostuna’ derdi. Seni gerçekten seven, kollayan kişi asla sırrını başkasına söylemez, hatta kendi bile ayıplamamak, kusur görmemek için unutur.

Dostun yardımı

Gerçek dost kötü günde dostunun yanında olandır. Ama yakın ama uzak. Hiç fark etmez; duasıyla, bir tatlı sözü ile size vereceği güç ve kuvvet ile yanında olduğunu hissettirir. Bir mesaj, bir telefon bile yeter. Sadece samimi olduğunu bilmek, bencil olmadığını görmek insanı rahatlatır. Bazen işsiz, parasız kaldığınız bir zamanda ansızın elinde torbalarla kapınıza dayanır. Allah’tan gelen bir yardımı usulca size uzatır. Kendini hiç araya koymadan sessizce çekilir aradan. Yıllar geçer hiç lafını bile etmez. Bunu size bir silah olarak kullanmaz. Çünkü dost Allah’ın bir veçhesi, bir yüzüdür. O yardımı üstünlük kurmak için yapmaz. Gönle girmek için yapar. Tebessümü de öyledir.

Yanında huzur bulduğun kişi

Her şekilde yanında huzur bulduğun kişi.. yanından hiç ayrılmak istemediğin kişi.. sorularının bile yanında anlamsız kaldığı kişi.. yüzüne baktığında cevaplarını aldığın kişi varsa işte o tek ve gerçek dosttur. Böyle birini biliyorsan eteğine yapış ve hiç bırakma. Öyle dost hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşundur. Çünkü o mürşidi kâmildir. Allah’a köprüden yol olmuş olan bu güzel dostun yanı senin daim huzurundur vesselam.

UFUKTA YAZ SİYAH BEYAZ

Sen kendi yazını yaz diye renkler siyah beyaz. Sana ait olsun bu mevsim, sen istediğin gibi boya renkleri. İstersen mavi yerine sarı olsun deniz ve gökyüzü yeşil. Hayallere kim engel olabilir ki! Yeter ki sen iste. Sen inan. Yanında ben oldukça hep sırtına yaslan. Olmasam da dualarım seninle her zaman. O yüzden rengini sen seç bu yazın. Ama beni bırak siyah beyazda kalayım. Bir var bir yokmuşum gibi yanında olayım. Bu yaza beni siyah beyazda bırak. Belki seneye de yanında kalırım diye rengimi belirleme. Nazar boncuğu tak yazın bir köşesine pembe olsun. Ben hariç her şeyin bir rengi olsun.

GERİ DÖNÜŞÜM

Evinizde kağıt, karton, plastik, metal, kumaş gibi geri dönüşebilen atıklar için mavi kutu var mı? Yoksa bir an önce edinin. Evinizde veya kapınızın önüne uygun bir yere koyun. Artık çöpleri ayrıştırarak atalım. Çöplerin gelişi güzel atılmasının artık doğayı kirlettiğini biliyoruz. En azından geri dönüştürerek hem ekonomiye hem de doğaya yardımcı olmalıyız. Üstelik bu alışkanlığı edinerek evdeki çocuklarımızın da çeşitli konularda duyarlılık geliştirmelerine katkıda bulunuyoruz. Evde atık ayrıştırma kutusu olan bir çocuk dışarıda da aynı hassasiyeti gösterecek ve bu davranışıyla da örnek olacaktır. Unutmayalım, bir güzel davranış yediden yetmişe tüm toplumda olumlu bir etki yaratır.

TARIM HEPİMİZİN İŞİ OLACAK

Çok yakın gelecekte tarımla ilgilenmek, çiftçilik yapmak herkesin işi olacak. Çünkü şehirleşme ile beraberinde gelen dondurulmuş gıdalar ve tarımda kontrolsüz üretim hepimize kendi tarlamızı almaya ve ekip, biçmeye yönlendirecek. Gıdanın biyolojik silah unsuru olma durumunu da göz ardı etmezsek özellikle son yirmi yıldır gıda üzerinden yaşadığımız hastalıklar, pahalılık, ulaşılabilirlik yaşamı tehdit etmektedir. Türkiye gibi verimli topraklara sahip bir ülke olarak herkesin rahatlıkla tarım yapabileceği bir toprak parçası bulabileceğini ve bu konuda kafa yorması gerektiğini düşünüyorum. Geleceğin yatırımı tarımdır diyebiliriz. Bu bugünden böyle görünüyor. Toprağa sahip olmak aynı zamanda aile bağlarını, tarih, vatan, millet gibi unsurları da güçlendirecektir. Bu durumda tersine de göç başlayacaktır. Bugün tarlalarını satıp şehre göç etmiş olanlar pişman olacaklar. Ancak kuşaklardır şehirli olanlar köylerden, kırsaldan tarlalar satın almaya kimisi kendisi bizzat buralara taşınarak, kimisi de rençbere emanet ederek tarım yapmak artık hayatın bir parçası olacaktır.

JAPONYA’DA AİLE KİRALAMA

Yalnızlık teknoloji devi Japonya’yı tehdit ediyor. Japonya aile bağları konusunda en sıkıntılı toplum oldu. Üstelik yaşlı nüfus da yaşamın uzaması neticesinde artıyor. Geleneklere bağlılık, doğaya, canlıya gösterdikleri sevgi, hürmet yalnızlığın önüne geçemiyor. İleri teknoloji, steril sokaklar, çok çalışan ve kurallara uyan bir halk Japonlar. Fakat ne oldu da Japonlar artık evlenmiyor, çocuk istemiyorlar ve intihar ormanında hayatlarına son veriyorlar. Japonya’da eşini kaybeden ve tek başına kalan eşler kiralık aile tutarak bir nebze de olsa yalnızlık ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Yalnızlığa çözüm getirmek maksadıyla kurulan şirketlerden haftalık, aylık periyodlarda aile ortamını yaşatacak bir ekip kiralayabiliyorsunuz. Ama bu suni teneffüsün insanın hayatına olumlu katkıdan çok zaman içinde daha da umutsuzluğa kapılmasına neden olacaktır. Ayrıca hapishanelerdeki yaşlı mahkumların da giderek sayısının artmasının altındaki nedenlerin en başında umutsuzluk olduğu belirtiliyor. Japonya’da bilindiği üzere bir din yok. Çeşitli inanışlar var. Belki de boşlukları dolduramayan bu boş inanışlar insanların bu kadar ileri bir ekonominin içinde de olsa hayata sarılmalarına yetmiyor.