DÜMBÜLLÜ DE BELEDİYE BAŞKANINA GİDER MİYDİ?

Dr. Can CEYLAN 04 Eki 2020

20 Eylül 2020 târihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ev sâhipliğinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'ndaki "Kavuk Devir-Teslim Töreni", Biletix'ten bilet alan seyircilerin şâhitliğinde gerçekleşti.

Uzun vâdeli gündem konumuz KOVID-19 ve Karabağ gibi yeni siyâsî gündem konularımız arasında sanat dünyâmızda yaşanan bâzı olaylar, gözden kaçabiliyor. Bu olaylardan biri “Kavuk devir-teslimi”dir. Türk tiyatrosunun tuluat geleneği içinde önemli bir motif olan “kavuk” konusu, Dümbüllü ile başlayan devir geleneğinin Râsim Öztekin’den Şevket Çoruh’a yaşanmasıyla yine gündeme geldi.

20 Eylül 2020 târihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sâhipliğinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndaki “Kavuk Devir-Teslim Töreni”, Biletix’ten bilet alan seyircilerin şâhitliğinde gerçekleşti. Tören organizasyonunun içinde, Bir Baba Hamlet oyununun özel gösterisi de vardı. Biletix’ten satılan biletlerinden elde edilen gelir ise (Rasim Öztekin’in Twitter hesâbındaki ifâde ile) “yine” ÇYDD’ye (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) verildi. Böylece Kavuk, beşinci isim olan Şevket Çoruh’a geçmiş oldu. Kavuk daha önce sırasıyla İsmail Dümbüllü, Münir Özkul, Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin’deydi.

Kamuoyunun bildiği muhalif biri

Ferhan Şensoy, kendisiyle yapılan bir röportajda kavuğun Münir Özkul’dan kendisine geçmesi hikâyesini anlatırken, kavuğun illaki birine devredilmesinin gerekmediğini vurgulamaktadır. Kavuk devredilecekse, devralacak kişinin, kamuoyunun bildiği ve muhalif birisi olması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu röportaj yapılırken kavuk Ferhan Şensoy’dadır ve Ferhan Şensoy, Münir Özkul’a gıyâben şu soruyu sormaktadır: “Münir Abi böyle biri yok, kavuğu kime vereceğim?” Herhâlde daha sonraki zamanda Rasim Öztekin, bu şartı yerine getirmiş olmalı ki, Ferhan Şensoy sahneyi senelerce paylaştıkları Rasim Öztekin’i kavuğu devretmiştir.

Kavuğu 20 Eylül 2020’de resmen devralan Şevket Çoruh’un kamuoyu tarafından bilinirliği ve muhalifliği herkesin mâlumudur. Özellikle Türk televizyon târihinde en uzun süre yayınlanan (2006’dan beri) Arka Sokaklar dizisinin değişmez oyuncuları arasında olması Şevket Çoruh’a bilinirlik kazanma açısından büyük katkı sağlamıştır. Çakallarla Dans filmlerindeki rollerinin de etkisi büyüktür. Kendi imkânlarıyla kurduğu Baba Sahne Tiyatrosu’nda sinema ve dizilerden kazandığı parayı tiyatroya harcamakta ve devletten teşvik almadan ve bu teşviklere başvuruda bile bulunmadan ayakta kalmaya çalışmaktadır. Ama oyunculuk eğitimi aldığı Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin önünü açan en önemli referans olduğunu da unutmamak gerekir. Ancak Şevket Çoruh’un muhalifliğindeki en önemli basamak, Gezi Parkı Eylemleri sırasında Taksim’de toplanan “bütün sanatçılar”(!) arasında bulunması olmuştur.

Muhalefet sâdece “Saray”a mı?

Türkiye’de kültürel iktidârı hâlâ elinde tutan ve kendine sanatçı diyen veya denilmesini isteyen büyük bir kesim, sanatçı olmanın en önemli şartının “muhalif olmak” olduğunu tartışmasız bir fizik kanunu gibi görmektedir. Ancak kendi tanımlayıp kendi kabul ettikleri “sanatçılık” ve “muhaliflik” kriterlerini, yine kendi işlerine geldiği gibi kullanmayı sanatçılığın hangi maddesinde olduğunu açıklamak zahmetine bile girmemektedirler. “Onlar sanatçıdır ve sanatçı onlar gibi olur.”

Bu “sanatçılar”ın “Saray” demekte ısrar ettiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki dâvetlere gitmek, bulabildikleri en seviyeli ifâde ile “yandaşlık”tır. Bunu “yalakalık”, “Saray’ın soytarısı”, “Kralın komedyeni” gibi tanımlamalarla da ifâde etmektedirler. Hatta değil Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gidenler, Türk askerine moral vermek için Afrin’e giden sanatçılar bile, onların gözünde sanatçı değil, yalakadır. Onların muhaliflik anlayışına göre, sanatçı kendi devletinin ve milletinin her şeyine karşı çıkmalıdır. Bu “sanatçıların” siyâsî ağzı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yalakadan sanatçı” olmaz sözü ise, uzun süre polemik konusu olmuştur. Ama Kılıçdaroğlu, bu “sanatçılar” ile bir araya geldiğinde her şey unutulmuştur. Bunun unutulmasına şaşırmayın, çünkü şimdilerde demokrasi havarisi gibi davranıp “anti-militarist” gezinenlerden birisi, 12 Eylül askerî darbesinin başı ve binlerce insanımızın ölüm ve işkencesinden sorumlu Kenan Evren’e “çıplak modellik” yapmayı “sanatçılık” zannediyordu.

Yerel iktidâra muhalefet olmaz mı?

Kavuk meselesine geri gelelim. Kavuk devir-tesliminden sonra halef ve selef, yâni Şevket Çoruh ve Rasim Öztekin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yüz yüze görüştüler. Her fırsatta “Atatürkçülük” taslayanlar acaba Mustafa Kemal Atatürk’ün “Efendiler… Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hattâ cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat, sanatçı olamazsınız.'' sözünü unutmuş olabilirler mi? Öyle ki Rasim Öztekin ve halefi Şevket Çoruh, büyükşehir belediye başkanı olarak İstanbul’daki yerel iktidârın sâhibi Ekrem İmamoğlu’nun ayağına gitmiştir. Ayrıca Ekrem İmamoğlu da yukarıdaki söze atfen “Atatürkçü” olduğunu gösterip sanatçıları “ayağına çağırmak”, pardon makamında kabul etmek yerine, Şevket Çoruh’u Kadıköy’deki Baba Sahne’de ziyâret edebilirdi. İkinci bir seçenek olarak ortak ve tarafsız bir sanat ortamı tercih edilebilirdi.

Yine heykel

Bu ziyâret sırasında konuşulan konularda arasında “kavuğun heykeli” ve bu heykelin yeri vardı. CHP zihniyetinin en iyi yaptığı ve yapmayı en çok sevdiği şey olan heykelden kavuk da kurtulamayacak gibi gözüküyor. Değil sanat dünyâsına, kendine bile hayrı ve yarârı olmayacak bir heykel yerine, bu kaynağın Türk tiyatrosu ve Türk tiyatrocuları için daha verimli şekilde aktarılması ihmâlinin çok düşük olduğunu düşünüyorum.

Unutulan sanatçı

Heykel için harcanacak paranın, tiyatrocular için daha verimli harcanmasının pek mümkün ve muhtemel olmadığına dâir düşüncemin kaynağı, elli dört yıllık tiyatrocu Zihni Göktay’ın yedi ay boyunca İBB’den maaş alamamasıdır. Sanatçıya yapılan bu ayıp, saygısızlık seviyesine çıkarılmış ve Nurettin Sözen zamânında damla damla akan sular gibi, Zihni Göktay’a “sus payı” olarak 10 bin TL’lik bir ödeme yapılmış ve alacağının tamâmı ödenmemiştir.

Ne yazık ki, diğer taraftan TRT yapımlarından rol alana kadar ve “muhalif sanatçılık” gereği her fırsatta AK Parti’yi eleştirenler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “tek adam” ve “diktatör” diye itham edenler, İstanbul’daki yerel iktidârın bu maaş ayıbına tek ses çıkarmamıştır. Harçlık almak için karnesini koşa koşa dedesine götüren çocuk gibi, kavuk ile İstanbul Büyükşehir Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yolunu tutan Şevket Çoruh ise herhalde kavuğun heykeline yer bakmakla meşgul olduğu için, “muhalif sanatçı duruşu”nu bu kez yine sergileyememiştir.