DÜNYANIN BÜTÜN TAŞLARI

İnsan taşradan çıkar ama taşra insandan çıkmaz ve çok şükür ki çıkmaz.

Bayram, biraz köklere yolculuktur. Bu yönüyle zaman ve mekan olarak taşra kokar çoğumuz için. Şehir soylulara diyeceğim yok, şehirleri sevmediğimiz de anlaşılmasın. Zira bayram biter ve herkes günlük hayatına döner, çoğunlukla şehirlere. Kurulan hayaller yollara serpiştirilerek eve dönülür. Elde ne kaldıysa eve getirilir. Biraz hüzün biraz umuttur çoğu defa. Yoldan aldığınız yöresel ürünlerle biraz daha devam eder esinti. Sonra büyük şehrin akıntısı herkesi alıştığı mecraya sevk eder.

 Geri dönüş ihtimalinin olmadığını bilmek geldiğimiz topraklarla iletişimimizi koparır. Biraz kaygı biraz korkuyla alıştığımız rutinleri yüceltmeye koyuluruz. Sağlığımızdan endişe ederiz ve taşrada hasta olma düşüncesi bizi hasta eder. Büyük şehrin doktorlarının ne kadar uzman olduğunu düşünür ve bir sebep buluruz taşradan kaçmak için. Ama çoğu defa unuturuz bizi hasta edenin şehirlerin içinde gizli olduğunu. Kendimize ufak taşralar oluştururuz teselli için. Yöresel köfteciler, börekçiler, organik zerzevat. Hep biraz taşradır istediğimiz. Biraz toprak bir hava. Onlarla yetinir ve taşraya dönenlerin canlarının sıkılmasını bekleriz ki aldığımız büyükşehir kararını ne kadar doğru olduğunu görüp mutlu olalım.

 Taşrayı geride bırakınca şehrin içinde kokularımızdan ve rengimizden vazgeçince, o kendimizi ele veren şivemiz üzerimizden kalkınca sanki daha bir iyi hissederiz kendimizi. Çocuklarımız şehirde doğmuştur ya, işte taşralı olmamak için bir umut daha… Nankör olmamak gerekir ama çok içli dışlı olmak da iyilik getirmiyor deriz kendimize… Taşrayı boğucu havası, insana özel hayat alanı bırakmayan baskısıyla hatırlarız.

 Şehre gelince taşrayı hatırlatan her şeye amasız düşmanlıkla devam eder günlerimiz. Eski kimliğimizi ele verecek her türlü siyasi görüş, politik simge üzerimize yük olur. Sınıf atlamamız gerektiği için büyükşehirde kendimize yeni bir kimlik inşa etmeye çalışırız. Birlikte yola çıktıklarımıza kulp bulur ve yeni dostlar edinmeye çalışırız. En yakınımızdakileri taşralı olmakla suçlar daha elit bir hale geçiş yapmak için harcarız gücümüzü. Geçmişimizi paylaştığımız kişilerin geleceğimizde yeri yoktur. Onları ancak küçümseyerek horlamak hatırlayabiliriz. Küçük hatalarını büyütmezsek nasıl nefret edebiliriz onlardan.

 İnsan insanın taşrasıdır der ve bizi olduğumuz gibi bilen herkesten ve özellikle kendimizden uzaklaşmaya çalışırız. Yolda kazandığımız yöresel hasletleri bitirince taşradan kurtulduğumuzu sanırız. Sonra? Akşam olur ve herkes evine girer, bizler de. Kapımızı kapattığımızda en büyük taşrayı kendi yalnızlığımızda buluruz.

 İnsan insanın taşrasıdır. Orada buluruz unuttuklarımızı, kaybettiklerimizi, hatırlamamız gerekenleri. Büyük şehre ancak taşrayla anlam katabiliriz, her insana lazımdır taşra. Gitmese de görmese de, bir taşrası olmalı insanın. Hayatının sağlamasını yapabilmek ve gerçek kantarda tartabilmek için değerlerini. İnsan taşradan çıkar ama taşra insandan çıkmaz ve çok şükür ki çıkmaz. Pazartesi günü yeniden hapsolacağımız rutinlerimiz başlamadan bu hafta sonunu taşranızla geçirmeye ne dersiniz. Hesapsız kitapsız bir selam, ailenize, arkadaşlarınıza ve tabii ki kendinize…