DÜNYAYA AŞILANAN NEFRET

İnsanları patlamaya hazır bombalara benzetmiştik geçen hafta. İşte bunlardan bir tanesi Yeni Zelanda'da patladı ve ibadet yapan elli masum Müslümanı katletti.

Dürtülerini kontrol edemeyen psikopat bir caninin, sapkın bir davranışa yönelmesi olayın görünen yüzüdür. Bunlar, asıl oyunun provası ve daha derindeki acıların belirtileridir. İslamofobi derdiyle yüklenmiş psikopata takılıp asıl oyunu göremezsek olayı anlamamız ve çözüm bulmamız zordur.

Her davranış, arkasındaki geniş bir düşüncenin, ilişkinin ve birikimin sonucudur. Düşünün ki katliam için aylarca önceden provalar yapılmış, akademik tez hassasiyetinde yetmiş sayfalık manifesto hazırlanmış, tarihi bilgiler derlenmiş, hedefteki tarihi kişilikler ve devletler belirlenmiş, vahşetin silahları üzerine yazılan mesajlar, özenle tasarlanmış ve tüm bunlar canlı yayında milyonlarla paylaşılmış.

Bu; kin ve nefretin küresel bir mesaj olarak dünyaya aşılanmasıdır. Bu, nicedir tekrar edegeldiğimiz bir insani krizin, dalga dalga yayıldığı dünyamızda insanın insana zulmünün son örneğidir.

Kendini Yitiren İnsanlık

İleri teknoloji, aşırı mantık, bireysel yaşama alışkanlığı, sanal hayatın tüm yaşamı etkilemesi ve belirlemesi ile duygularından ve ruh değerlerinden giderek uzaklaşan ve sadece tüketen modern dünyanın yalnız insanı, yavaş yavaş kendini yitiriyor. Yitiriyor ki dünya insanı giderek haktan, adaletten, merhametten ve başkası için iyi bir şeyler yapmaktan uzaklaşıyor. Ve adeta benliğinden ibaret sıradan bir canlıya dönüşüyor insan.

Esasen tüm insanlık tarihi boyunca sergilenen oyun aynıdır. Hep bir acı, korku ve endişe kaynağı hedef gösterilmiştir toplumlara. Bugün batı toplumlarında hızla yükselen aşırı ırkçılık ve İslam’ın tehlike olarak gösterilmesi, büyük oyunun senaryosunun gereğidir. Zira yeryüzündeki kaynakların belirli güçlerin elinde olması için kötülüğün egemen olması, barışın bozulması, kaosların eksik olmaması gerekiyor.

Bunun içindir ki batı toplumlarında kendisi gibi olmayan, kendisine tabi olmayanları kabullenmemek, reddetmek ve ötekileştirmek, yükselen bir davranış olarak planlı bir biçimde yayılıyor. Dolayısıyla birlikte yaşayan insanların, kendilerine ait geleneksel yaşam biçimleri, kültürleri ve özellikle inanç sistemlerindeki farklılıklar, temel bir çatışma alanı olarak öne çıkıyor. Böylece batı toplumu tarafından fobi haline getirilen İslam, öcü olarak gösterilen Müslüman algısının yayılması özellikle arzu ediliyor. 

Öyle ki özel bir proje misali kurulan El-Kaide, DEAŞ, IŞİD ve benzeri örgütler, Müslüman toplumları birbirine düşürmekle kalmamış, batı dünyasına da baş belası olmaya başlamıştır. Zira ırkçılık ve ötekileştirme girdabının, batı dünyasını da içinden çıkılmaz bir yere savurduğu açıkça görünmektedir.

Büyük Oyunun Yazarı

2011’de Norveç’te yaşanan ve 73 kişinin katledilmesine yol açan terörist ile birkaç gün önce Yeni Zelanda’da gerçekleşen olaydaki teröristin, benzer kaynaklardan beslendikleri açık. Dolayısıyla konu, oynanan oyunlarda kullanılan psikopat figüranlarla sınırlı değildir. Yeryüzünü birbirine düşüren bu küresel oyunun oyuncuları yanında esasen yazarlarının da ruh sağlıklarının sorgulanması zorunludur.

Böyle bir manzara ile mücadele etmenin temel şartı akılla hareket etmektir. Asıl arzu edilen; kaygı, korku, saldırganlık içgüdüsüne kapılmadan olayları daha geniş pencereden görmektir. Her şeyden önce barış dini olan İslam’ın, öz değerlerine en çok Müslümanların sahip çıkması ve her türlü aşırılığa ve ötekileştirme çabasına prim verilmemesi önemlidir.

Gerçek İslam’ı temsil eden Müslümanların, bilimi, araştırmayı, teknolojiyi, daha fazla çalışmayı, üretmeyi başarması elzemdir. İslam’ın, insana ve aileye verdiği değer başta olmak üzere hak, adalet, demokrasi anlayışının dünyaya çok iyi anlatılması şarttır. Böylece dünya insanının vicdanına seslenmemiz, dünyada hızla büyüyen kötülük rüzgârını iyilikle tersine çevirmemiz mümkündür. Bu arada ülkemize yönelik kökü yüzyıllarca geriye giden geleneksel kin ve nefretin bugün şekil değiştirerek devam ettiğini de unutmamak zorundayız.