DÜYUN-U UMUMİYE GİBİ

Futbol kulüplerimizin hemen hemen hepsinin (Kasımpaşa, Başakşehir, Göztepe ve Sivas hariç) içinde bulundukları borç sarmalından kurtulmak için gösterdikleri çeşitli gayretler sonucunda çıkar yol bulamamaları üzerine, Siyasi İrade devreye girmiş, Türkiye Bankalar Birliği ile Kulüpler Birliği'ni masaya oturtmuş ve Ziraat Bankası önderliğinde (7-10 Milyar TL) borçların yeniden yapılandırılması konusunda mutabakat sağlanmıştı.

2019 takvim yılının ilk günlerinde başlayan çalışmalar; vade-ödeme planı-borçların döndürülmesi-gelir gider dengesi-sürdürülebilirlik gibi konularda uyulacak standartları belirlemiş ve kulüplerimizin 31 Ocak 2019 bilançoları üzerinden bir taslak senaryo hazırlanmıştı.

Ne var ki; 31 Mart’ta idrak edeceğimiz mahalli seçimler sebebiyle bu çalışma gündemden düşürülerek seçimler sonrasına ertelenmiş anlaşıldığı kadarıyla.

Gelelim hepimizin pek yakından ve severek ilgilendiği bir konu olan futbolla, sevimsiz çağrışımlar yapan ve zihinlerimizde negatif bir algıya sebep olan başlıktaki “Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi”nin ne ilgisi olduğuna; Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı devletlerden aldığı borçların takibi ve ödenmesinin sağlanmasını icra etmek üzere, günümüzde Genel Borçlar İdaresi diye anlayabileceğimiz bir yapılanma bu Düyun-u Umumiye. 1881 yılında Batılı devletlerin zorlamasıyla ve Muharrem Kararnamesi diye bilinen Sultan Abdülhamid Han tarafından yayınlanan fermanla ihdas ediliyor. İlk merkezi bugünkü İstanbul Erkek Lisesi’nin olduğu bina daha sonra Cumhuriyet’le birlikte Fransa’ya taşınıyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kalan son borcu 1954 yılında ödenerek bu hesap kapatılıyor.

Her şeye karışıyor Düyun-u Umumiye İdaresi, halktan toplanan tüm vergilere el koyuyor, ülkenin tüm ticaretine müdahil oluyor, en büyük ihraç kalemi olan Tütün İdaresi’ne el koyuyor ve tüm gelirine çöküyor, eski borçları ödemek için yeni borçları istediği şekilde temin edip kimseye hesap vermiyor ve belki de 1. Dünya Savaşı’na girerken Osmanlı Devleti’nin güçsüz ve can çekişir halde kalmasını temin ediyor.

Resmi olarak açıklanması seçim sonrasına ertelenen, Futbol Kulüpleri Borç Yapılandırma ve Sürdürülebilirlik Programı’nda yer alan birçok madde ile kulüplerimizin kronik hale gelmiş hastalıkları “acı ilaç” ile veya “cerrahi müdahale” ile sağaltılacak. “Parayı veren düdüğü çalar” Atasözümüzün ne kadar haklı olduğunu yaşayarak göreceğiz. Denk bütçe, futbolcu almak için kaynak temin etme, satılan futbolculardan elde edilen gelirlerin öncelikle Bankalar Birliği Konsorsiyumu hesabına intikali, mahsuplaşmalar, naklen yayın gelirlerinin blokajı, reklam ve sponsorluk gelirlerinin temdidi gibi kritik her konuda Çin Seddi benzeri engelleri aşıp kulüpçülük yapmak çocuk oyuncağı! olacak bu yeni dönemdeki uygulamayla. (Dernekler Kanunu yerine geçecek yeni Spor Kulüpleri Kanunu da Meclis’te bekliyor.)

Tüm bu zorlukları gören ve “Düyun-u Umumi”den kaçmak/kaçınmak isteyen Fenerbahçe, şartların zorlamasıyla kendine başka bir yol çizmeye karar verdi. Üç yıl önce UEFA Club Licensing & Financial Fair Play Committee ile yaptığı anlaşma ile bu sene 31 Mayıs itibariyle maksimum 30 Milyon €uro zarar etmeyi taahhüt etmişken şu anda fiili zarar bilançoda 90 Milyon €uro çıkıyor. Hem eski yönetimden kalan negatif mali durum hem de Ali KOÇ ve Comolli’nin sebep olduğu yanlış transferlerle içine girilen darboğaz Aile Şirketlerinden enjekte edilen nakitle aşılamayacak duruma gelince de çözüm taraftarın katkılarıyla (fon kuruluyor) bulunmaya çalışılıyor. 60 Milyon €uro nakit/cash parayı bu ekonomik ortamda kimse kimseye vermeyeceği için taraftarın “karınca kararınca” çözüme ortak olmasını sağlamak tek çıkar yol oluyor. (Zamanında Galatasaray bileklik satışı ile -kamuoyu gırgıra almıştı ama- cüzi bir nakit girdisi sağlayıp kasa kolaylığına kavuşmuştu, bunun doğru bir çözüm yolu olduğu şimdi daha iyi anlaşıldı.)

Eskiden dükkânlarda “peşin satan/veresiye satan” diye bir poster görürdük. O posterdeki veresiye satanın kasasında fareler cirit atardı zengin olan ise para ile dolup taşan kasasının önünde bacak bacak üstüne atmış ve purosunu tüttürmekteydi. Süper Lig’deki dört takım dışında kalanlar şimdi o veresiye satan esnaftan daha beter durumdalar ve bakalım bu işin sonu nereye varacak. Görmek için az kaldı, biraz sabır.

Hepimize iyi haftalar.