ESKİDEN GURBET İŞÇİSİ VARDI!

Sevgili gazeteci, çok sevdiğim Hakkı Yalçın köşesinde, "gurbet işçisi" başlıklı bir yazı yazmış.

Sevgili gazeteci, çok sevdiğim Hakkı Yalçın köşesinde, "gurbet işçisi" başlıklı bir yazı yazmış. 

Şahane.

Şöyle yazıyor;

"Yorgun adımlarla kazancının yarısını kira olarak ödediği tek odalı evine girer adam.

Nasırlı elleri ile bükülmüş, demirin taşınmış tuğlaların izi vardır. 

Aldırış bile etmez, ölümün her gece prova yaptığı evin içindeki çaresizliğe.

Gün boyunca kullandığı maskesini çöpe atar, elini yüzünü yıkayıp, bir başına iftar saatini beklemeye başlar.

Bir yanda hayat kavgası, bir yanda gurbet yarası.

İftar sonrasındaki en sadık dostu çayını demlemeye bırakır, ardından nemli gözleri ile duvarlara boş boş bakar.

Onun için hayat, ölü gözünden yaş beklemek gibidir hayat.

Yatağının altında birikmiş yevmiyelerinin sıcaklığı falan yoktur.

Cürmü kadar yer yakar.

Adam memleket kokar".

Diyor...

Ve Hakkı Bey'cim uzun uzun yazıyor devam ediyor.

Ahhh sevgili Hakkı Yalçın bey, dünya tatlısı insansınız, ne kadar güzel duygusal, insani yazılar yazarsınız.

Ya şarkılara söz olmuş duygularınız şahane.

Keşke yazdığınız gibi olsa.

Çocukluğumda benim şahit olduğum işçiler böyleydi.

Sanıyorum benim ve sizin çocukluğumuzdaki gurbet işçileri tam da bu anlatımda yazdıklarınız gibiydi.

Bakın ben size şimdiki işçileri anlayayım.

Bodrum mesela.

Buraya gelen işçilerin tamamı gurbet işçisi.

İş var.

Konuşuyorsunuz. 

5 günde 5 işçi çalışacak 4500 TL alırım, tüm masraflar sizden, hatta fırçaları bile siz alacaksınız.

Peki tamam alalım.

Sabah 09.00 eve geliş.

3 işçi ve üçü de kardeş.

Duvarları kazımaya başlıyorlar, duvardan duvara, damdan dama atlıyorlar, adamları gözünüzle takip etmenin imkanı yok.

Bir kelime, bir cümle kurma fırsatınız yok.

Birinci gün bitiyor, ikinci gün geliyorlar, abla günaydın.

Öğle saati 12.00 iş bitiyor.

E! Hani 5 günde 5 işçi çalışacaktı.

1.5 günde içtikleri sigaraların izmaritlerini evin her tarafına atıyorlar.

Kapının önüne eşyalarını koyuyorlar, yere oturuyorlar ve abla para verecek bekliyorlar.

Kardeşim, söveler, pencere içleri tamam mı, tamam abla.

Abla para, paranın yarısını vermiş, ama kapıda bekliyor, parası yokmuş, benzini yokmuş alacakmış.

Onlar gidiyor, sen yaptıkları işi kontrol ediyorsun, göremeyeceğin yerleri hiç yapmamışlar.

Kandırmış seni yani.

Ya diğerleri.

Telefona çıkmayan işçiler, yaptığı işi tamamlamayan işçiler.

Paranla rezillik.

Sanki hatır için geliyorlar.

Bir işçi yaptığı işi tamamlayacak mı bilinmez halde insanlar.

Buna inanın.

O işten, o işe koşuyorlar 

İşleri inanılmaz, o kadar çok.

Ama cepte paraları hiç yok.

Yüzüne bakarken gözünü bebeği para bakıyor, para akıyor.

Ahhhh Yalçın Bey'cim ahhhh.

1.5 günde aldıkları paraları, 6 yaşından 23 yaşına kadar okuttuğun, eşşek yükü para harcadığın, beyaz yakalı çalışan çocuklar 1 aylık maaş olarak alıyorlar mı acaba? 

Size öyle işçi hikayeleri anlatırım ki inanamazsınız.

İstedikleri paralara inanamazsınız.

O kadar yalan söylüyorlar ki, hiç inanmazsınız.

Bunların oda da tek kalıp duvarlara bakıp memleket hasreti falan çektikleri hiç yok.

Analarından gelen son mektupları okur halleri falan da hiç yok.

Çok güçlüler.

İnsanların onlara ihtiyacı var biliyorlar.

Çok rahat yalan söylüyorlar.

Acizlik içinde, aman işim yapılsın diye bekleyen insanlarla alay ediyorlar. 

İnanın bana.

Bir şöyle bin işit.

Herkesin anlatacağı işçi hikayeleri var.

Umutsuz.

Allah razı olsun ustadan, para ödedim ama işi hakkıyla yaptı dediğiniz bir gurbet işçisi yok.

Yani.

Kıymetli Hakkı Bey'cim, o anlattığınız gurbet işçileri çocukluk anılarımızda kaldı.

Gözü yaşlı, duvar odalarına bakan, o duygusal adamlar şimdilerde ellerinde sigara para diyerek damdan dama atlıyor. 

Bir bakıyorsunuz, çay hazır usta diyeceğiniz adam damınızda da yok.  

Üzgünüm ama böyle.

Funda'nın aklındakiler…

… Gençlerle sohbet ediyorum.

Herkes bir başkasının sokağa çıkmasından yakınıyor. 

Hep oturanlar var, hep sokağa çıkanlar var.

Ben evdeyim, şu bu neden sokakta dolaşıyor, şikayetleri var.

Sokağa çıkanlar evde oturanların faşisti aslında.

Gelecek ile ilgili endişeleri var ise, 

Aynı anda birçok iş yapmayı planlanıp günün sonunda hiçbirini yapmıyorsan.

Hep canın sıkkın,

Hep başın ağrıyor gibi, 

Hep bir şeyler eksik duygusu taşıyorsan,

Merhaba.

Depresyona hoş geldin.

... Kimi gazetelerin herkesçe bilinen gey gazeteci köşe yazarları var.

Adam köşesinde yazıyor, "dedikodu bekleyen yaşlı teyzeler gibi" falan.

Bak tatlım.

Şimdi dedikoduyu sadece yaşlı teyzeler kovalamaz, genç, orta yaşlı herkes kovalar canım.

Bu ülkede sizin gibi dedikoduyu seven, kovalayan çok insan var.

Hatta.

Benim bildiğim dedikoduyu en çok gey gazeteciler ve geyler kovalıyor ve çok seviyor.

Bu yazarlar kadınlarla ilgili hiç iyi tanımda bulunmazlar.

Tek iyi satır yazmazlar. 

Ayrıca yaşlı herkes sizin nereden teyzeniz oluyor ki!