ETOSHA

Hakan DİKMEN 21 Tem 2018

Namibya Cumhuriyeti, eski adıyla "Güney Batı Afrika". Öyle bir ülke ki, batısı Atlantik Okyanusu, doğusu çöl olan, bir taraftan sefaletle uğraşırken, diğer yandan topraklarında değerli taşların bol olduğu, aynı zamanda Afrika'da en son bağımsızlığını kazanan ülkelerden birdir Namibya.

Başkenti Windhoek Nüfusu 2,48 milyon (2016 yılında yapılan sayıma göre) Devlet Başkanı ise 2015 yılından bu yana Hage Geingob. Para birimleri Güney Afrika randı ve Namibya dolarıdır. Resmi dilleri inanılır gibi değil ama Almanca ve İngilizcedir. Bu ülkeler oradaki değerli taşları sömürürken aynı zamanda yerli halkı da yok etmiş. Böyle olunca da ne dil kalmış ne para Namibya’da. Aslında, bu ülkeye gitme planları yaparken de çok şaşırmıştım. Namibya’ya gitmek için Almanya’dan vize almak gerekiyor. Siz vizeyi sanki Namibya’dan alıyor sanıyorsunuz ama pasaportunuz Almanya’dan onaylanıyor. Neyse gelelim biz yazımıza. Size bu ülkede çok iyi korunmaya çalışılan hayvanları ve bu korumalı alanları bugün anlatmak istiyorum.

Almanlar bu ülkede modern güzel şehirler yapmışlar. Elmas ticareti yapmışlar, avlanmışlar büyük sefahat içinde yaşamışlar ama orayı fakir bırakmışlar. Neyse ben bugün size bu iç karartıcı konuları değil de hala doğal ortamlarında yaşayan kabile ve hayvanları anlatmak istiyorum. 1907’den bu yana milli park olarak koruma altına alınmış olan Etosha’yı. Yani bugünkü durağımızı.

Namibya’da birçok koruma alanları ve bunların içinde de safari kampları var. Belgesellerde gördüğünüz o yırtıcı dünya burada yer alıyor.  ETOSHA 1907 yılından beri koruma altında. Etosha Ulusal Parkı, UNESCO Dünya Mirası Listesinde de yer alan büyük bir doğal ortam. 

Afrika’ya gittiğiniz zaman sanki tüm nesli tükenmekte olan hayvanları sokaklarda görecekmişsiniz gibi gelebilir. Ama ne yazık ki öyle değil. Yıllardır hayvanlar insanlardan çok çekmiş vaziyette. Dişi sökülen fillerden, kafalarını duvara asmak için avlanan geyiklere ve daha birçok nesli tükenmek üzere olan hayvanları avlayan hayvanlar! var. Bu nedenle hayvanların rahat yaşayabileceği yerleri park adı altında korumaya almışlar. Bizim gittiğimiz Doğal Park ETOSHA. 22 bin 270 kilometrekare büyüklüğünde kocaman bir alan. İşte burada yırtıcı hayvanlar var. Doğal ortamlarında yaşıyorlar. Bu koruma konusunda hiç taviz vermiyor Namibya hükümeti.  Hatta helikoptere benzeyen görüntü kayıt eden uçan araçlar artık kaçak avlanmak isteyenlerin hemen yakalanması için kullanılıyor.

Etosha parkı 22 bin 270 kilometrekarelik bir alan. Bu alana 4 kapıdan girilebiliyor. Bu kapı dediğimiz yerler Etosha’ya giden yollar aslında. Dört kapıdan hangisi olursa olsun içeri girerken bir belge imzalıyorsunuz. “Ben kendi isteğimle bu maceraya atlıyorum bana bir şey olursa sorumlu benim. Buradaki doğaya ve hayvanlara zarar vermeyeceğim”. Mealinde bir kâğıt bu. Orada biraz korkmaya başlıyorsunuz. “Biz nereye gidiyoruz?” deyip kapıya doğru yollanıyoruz. Sonra demir kapı açılıp içeri giriyorsunuz. Aslında bu yol bir hayali sınır. Etraf ova hayvanların da kötü insanların da geçişine açık. Nasrettin Hoca’nın türbesi gibi. Biz kurallara uyduk ve jeepimizle kapıdan girdik.

Yeşil ve beyaz tonlarının sıcak güneşin altında parıldadığı geniş tuzla Etosha Ulusal Parkı, 1907’den bu yana milli park olarak hayvanların doğal ortamlarında rahat yaşamaları için kötü insanlardan saklanıyor. Bu fil ailesi de çölde yaşayabilen bir yapıya sahip. Susuz yaşayabiliyorlar ama su bulunca da çocuklar gibi seviniyorlar. Suların yani küçük gölcüklerin etrafında onları daima görebilirsiniz. Bu alan da beslenmeleri için ağaçlar da var. Mutlular yani.

Karşımıza bir leopar çıkıyor. Bazı arkadaşlarımız onun bir çita olduğunu söylediler. Tabi bu konuda bizim Google aratmayan rehberimiz onun bir leopar olduğunu ve çok az kaldığını artık nesli tükenmekte olduğunu söyledi. Biz de her meraklı insan oğlu gibi biraz yakınından fotoğraf çekmek için araçtan inip yavaş yavaş yaklaşmak istedik.  Ne yapacağınızı düşünürken baktık ki leopar bizimle pek ilgilenmiyor. Rehberimizin dediğine göre aç değil ve uykusu varmış. Ben rehberin hayvanı bu kadar yakın tanımasına çok şaşırdım. Azıcık da bize oyun yapıyor gibi sandım. Düşünsenize vahşi ortam diye ilerlediğimiz yerde hayvanlar bize bakıp kafayı çevirip gidiyor.

Aslan gördük, istifini bozup da yerinden kalkmadı. Ben biraz alaycı bir şekilde “Bu hayvanların birer adı var mı” diye sordum. Rehber hayvanların aç mı tok mu olduğunu biliyor, neredeyse hepsini tanıyor değil mi? Amanın da amanın rehber bana bir kızdı biraz da bozuldu. “Bu hayvanları evcil sanma o kadar da basit değil. Git yanına kızdır bakalım ne yapacak” dedi. Ben içimden “kızdırınca kedi de saldırıyor hemşerim” dedim ama o duymadı tabii. Neyse yine de siz çok dikkatli olun Afrika’ya giderseniz. Hele çölde çadırda kalırsanız o hayvanların çadıra nasıl dayandıklarını ve bildiğiniz tüm duaları bir anda nasıl peşpeşe sıralayacağınızı da unutmayın. Ama korkmayın çölde kalmanın da bir güvenli yanı var. Nöbetçiler var. Bir yere et asıp hayvanları o yöne yolluyorlar. Tabii siz bunu görmüyorsunuz. Gazeteci merakı olunca çaktırmadan korkmadan çadırdan kafayı çıkarıp bakıyorsunuz. Ama inanın işi aşağılamıyorum. Çok farklı bir yer Afrika.

Doğayı en başarılı koruyan Afrika ülkesi Namibya.

Namibya’nın safari yaban hayatı Afrika’nın en büyük koruma başarısı olarak kabul ediliyor.

Namibya’nın büyüleyici çöl manzaraları, hiç kuşkusuz doyumsuz bir ruh alemine götürüyor sizi. Bu coğrafya gerek ilkel bir şekilde kalarak gerekse koruma konusunda başarı elde ederek vahşi yaşam açısından zengin kalmışlar.  Afrika’nın en ikonik safari türlerinin gelişen popülasyonlarını barındırırlar. Bu hassas veya nesli tehlike altında olan hayvanların sayısı gün geçtikçe azalmasına rağmen hala, filler, çitalar, siyah-beyaz gergedanlar ve aslanlara Etosha ev sahipliği yaparak dimdik ayakta duruyor.

Namibya’da hayvan hakları ve koruma politikası anayasada yer almaktadır. Ülke ayrıca yerel ve yerli toplulukların yaban hayatı ile ilgili turizm gelirlerinin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamış ve bunu yaparken de koruma çabalarına katkıda bulunmalarını sağlamıştır. Şu an el değmemiş, ulusal parklar ve rezervler için Namibya’nın yüzde19’luk bir ek bölgesi de korunmaktadır.

Bu çarpıcı güzel ülkeye gelen ziyaretçilerin Namibya’nın en karakteristik vahşi yaşamına dikkat etme ve ülkenin yenilikçi koruma önlemlerini ilk elden izleme şansı var.

Etosha 22 bin 270 km² genişliğinde devasa bir alana yayılan park, 114 memeliye, 340 kuşa, 110 sürüngene hem karada hem denizde yaşayabilen 16 amfibi hayvana ve ilginç bir şekilde 1 tür de balığa ev sahipliği yapıyor.

Uzaydan görülen tek tuz alanı olan bu mekân yağmurlar yağınca göl oluyor. Etosha Ulusal Parkı, Afrika kıtasının en iyi ve en önemli vahşi yaşam rezervlerinden birisi. Namibya’nın kuzeyinde yer alıyor.   “Büyük Beyaz Yer” anlamına gelen park, vahşi ve tehlikeli aynı zamanda çok güzel bir yer. O kadar sessiz ki. Her şeyi duyuyorsunuz. Kendi içinizdeki sesi dahi.

Siz de bu yazım ve diğerleriyle ilgili sorularınız ya da resim yollamak isterseniz bana hdikmen@yenibirlikgazetesi.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Güney Afrika ceylânı Gemsbok

Uzun boynuzları, karakalemle çizilmiş gibi göbekteki siyahlık ve zarif yürüyüşle özetlenen koyu renkli ceketiyle, Gemsbok çarpıcı ulusal sembol olmuş.  Bana sorsanız bildiğiniz geyik derim ama değil. Az su içerek çölde yaşama kabiliyetine sahip olan bu Gemsbok hayvanı! Oradaki doğal seleksiyonun da bir parçası. Aslanları görünce zıplaya zıplaya karşı koyup kaçmaları çok etkileyici. Bir grup Gemsbok gördük. İndik jeepten fotoğraf çektik. Korkmadılar. Birden zıplamaya başlayıp daireler yapıp yavruları içe alıp koşmaya başladılar. Biz işi bilmeyenler şaşırdık kalakaldık. Rehber hemen bizi araca bindirip daha uzağa götürdü. Bir de ne görelim bir aslan ailesi geliyor. O hayvanlar nasıl haber alıp kaçtılar anlayamadım.

Zarif kelimesinin çoğul hali zürafa. Eski Osmanlıcada kullanılan zürafa ile ilgili birçok deyim bulunuyor. Ama zarif kelimesi bu güzel hayvana çok uyuyor. Fakat, zürafa, soyu tükenmemiş canlılar arasında karada yaşayan en uzun ve geviş getiren en büyük hayvandır. Afrika’da yaşayanları resimde gördüğünüz çift toynaklı memelidir.

Uzaydan görülen tek tuz alanı olan bu 
mekân yağmurlar yağınca göl oluyor.

Jeepin üstü ve yanları korunaklı ama sonunda açık. “Bir hayvan atlasa ne olur” diye hep düşündüm.  Birkaç kovalamaca oldu ama sağ salim döndüm bir şey olmadı.

Her ülkede yazdığım gibi bu Etosha Tuzlasının oluşumu ile ilgili bir hikayesi ver.

Efsaneye göre, çok mutlu huzurlu ve neşeli yaşayan bir kabile varmış burada. Bir gün kötü insanlarca istila edilmiş. Tüm erkekler öldürülmüş. Kadınlardan biri ailesinin öldürülmesine çok üzülmüş ve ağlamaya başlamış. Gözünden akan göz yaşları ile 
bir göl oluşmuş. Tüm su kuruduktan sonra 
ise geriye sadece gözyaşlarının 
tuzları kalmış. İşte yukarıda 
gördüğünüz yer orası.

İşte bu tuz sahası içindeki şu kadarcık su hayvanlar için çok önemli. Orası bir tiyatro sahnesi gibi. Resimde de gördüğünüz gibi birbirleriyle korkmadan yaşayan hayvanlar sularını içiyor. Onlar yağışın az olduğu zaman birbirlerini yemezlermiş. Şartlar eşit olursa  savaşırlarmış meğer. 
Çöl raconu diyebiliriz.

Rehberimiz hayvanların pisliklerini eline alıp inceliyor ve bize yolu anlatıyor. Buradan hangi hayvanlar geçmiş su var mı yok mu? Kaç dakika önce geçtiğini neler yediğini ve de başka hayvan olup olmadığını anlıyor. Bu dışkının içinden oklu kirpi oku çıktı mesela. Hayatları hep hayvanlarla geçiyor bu insanların. Bütün olmuşlar.

Çöldeki konaklama yerlerindeki çadırların içi.

Bu bin bir korku ve zorluk içinde kaldığımız bambu damlı çadırımız. Şaka bir yana Çöldeki kamplarda kalınan çadırlar böyle. Sıcak su da var. Kapıdan çıkar çıkmaz doğal çöldesiniz.

Tabii bu tip yerlerde kalmak için de bir miktar paranızın olması gerekiyor. Yani çok titiz iseniz burası tam size göre.

Çocuklar her yerde neşe kaynağı. Onlar bu coğrafyaya çabuk alışmışlar. Başka da şansları yok zaten değil mi? Bana basit gelen bu yol aslında macera dolu. Yapacak tek işi yaptık ve vahşi doğanın vahşi hayvanları içinde dolanıp resimler çektik. Biz korkusuzca rehber ve şoförümüze güvenerek gece gündüz gezdik durduk.

Sekreter kuşu akbabagillerden Afrika’da yaşayan nadir bir türdür. Yılan akbabası olarak da bilinir. Görüntüsüyle çok zarif bir kuş gibi görünür. Kıvrık kirpikleri başının üzerindeki tüyler ile bir sekreter edası taşıyan bu kuştur ve oldukça yırtıcı bir kuştur.  Yılan avcısı olan sekreter kuşu güçlü uzun bacaklarıyla yılana darbeler indirerek onu öldürür. Alçak otlarla örtülü alanlarda tek veya çift dolaşır. Çok iyi uçabildiği halde zamanının çoğunu yerde gezinerek geçirir.