FİLİSTİN MÜCADELESİNE FARKLI BİR BAKIŞ

Türkiye'de ciddi bir Filistin direnişine destek veren kitle var. İnsanımız hangi düşünceye sahip olursa olsun Filistinli Müslümanları acısını her zaman hisseder.

Yirminci yüzyılda Ortadoğu’nun petrol ve Filistin olmak üzere iki önemli meselesi vardır. Son zamanlara bakıldığında Kudüs Türkiye gündeminden hemen hemen hiç düşmemektedir.

Türkiye’de ciddi bir Filistin direnişine destek veren kitle var. İnsanımız hangi düşünceye sahip olursa olsun Filistinli Müslümanları acısını her zaman hisseder. Hatta Filistin halkını Arap dünyasından ayrı bir yerde tutar. Yine Türk devletinin Kıbrıs gibi bir Filistin stratejisi hep oldu.
7 Mayıs’ta Aksa baskını ile başlayan ve hala Gazze saldırıları ile devam eden gelişmeler bir Kudüs intifasına dönüşecek mi göreceğiz. Sadece Doğu Kudüs değil işgal altında diğer bölgelerde Filistin halkının mücadelesi sokaklarda devam ediyor.
Tarihsel olarak bakarsak; Birinci Dünya Savaşı devam ederken, 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere öncülüğünde, Fransa ve Rusya’nın da kabul ettiği Sykes-Picot Anlaşması imza altına alındı. Bu üç devlet oluşturdukları taksim haritasında “kahverengi bölge” diye adlandırdıkları Filistin topraklarını, savaştan sonra Avrupa devletleri denetiminde özel bir idareye kavuşturma kararlaştırıldı. Ardından yaklaşık bir buçuk yıl sonra Kudüs, Aralık 1917’de İngilizler tarafından işgal edildi. İngiltere 1917 Kasım’ında, Filistin’de, Yahudiler için bir yurt oluşturulmasını desteklediğini açıkladı. Yine İngiltere, Balfour Deklerasyonu ile de siyonist projeye desteğini açıktan belirten bir ülkedir.. Bunun yanında İngiltere dışında İtilaf Devletleri’nin tamamı da destek vermişlerdir. 1919 Haziran ayında kabul edilen Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 22. maddesi ile de Osmanlı Devleti’nin toprağı olan eski Arap vilâyetlerine, İngiliz mandası himayesine girdi. İngiltere, 1920 Nisan ayında yapılan San Remo Konferansı’nda, Filistin’de manda yönetimini tanıyarak kendisi üstlendi. Bu tarihten itibaren Filistin meselesi yeni bir döneme girdi. Yahudilerin örgütlenmelerine, toprak almalarına ve Filistin’e göç etmelerine artmaya başladı. Böylece İsrail devletin gayri meşru şekilde kurulmasının önü açılmış oldu.. İsrail Devleti gayri meşru bir şekilde 1948 tarihinde ilan edildi.,1861’den başlayan 1948 tarihine kadar İngiltere, İsrail Devleti’nin kurulmasını sağladı. Daha sonra destek işini Amerika üstlendi. Birinci Dünya Savaşı sıralarında Basra, Irak’ın tamamı, Akabe, Kutsal topraklar, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi geniş Orta Doğu topraklarının Osmanlı idaresinden çıkmıştır. Günümüzde bu topraklarda gözyaşı dinmemektedir.

1948 sonrası

Filistin sorunu temelinde Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ile başlasa da Ortadoğu’da 14 Mayıs 1948’de David Ben Gurion başkanlığında Tel-Aviv'de Yahudi Milli Konseyi toplandı. Burada gayri meşru İsrail devletini kurduğunu ilan edildi. Günümüzde kadar Ortadoğu’nun uzun soluklu etnik, dini ve toprak paylaşımı temellerine dayalı bir sorunu haline gelen bir insanlık mücadelesi var. 2. Dünya Savaşı sonrası şekillenen yeni dengeler sonucu süreç başladı.

Aynı topraklar üzerinde hak iddia edilmesinden dolayı bakış açısı Filistin işgalini başkalaştırma çabalarının bir ürünüdür. Spesifik olarak, aynı topraklar üzerinde hak iddia eden Filistin ve İsrail toplulukları arasında olan sorun olarak gözükse de yıllara yayılan bir işgal var ortada. Tarafların etnik dini yapısı ve bölgenin jeopolitik öneminden dolayı uluslararası bir sorun haline gelmiş durumda. Arap ülkeleri ve ABD için oldukça hassas olan Filistin meselesi Türkiye için de çok özel ve farklı bir durumdadır. Tarihsel birtakım sorumlulukların yanında Türkiye’de kedini muhafazakâr demokrat, milliyetçi, sosyal demokrat veya sosyalist olarak nitelendiren kesimlerin her biri Filistin davasına farklı anlamlar ve bağlamlar yükleyerek benimseyerek kendilerini konumlamışlardır. Filistin meselesi Kudüs özelinde hiçbir ülkede Türkiye’de olduğu gibi bir amaç birliği oluşmamıştır. Bunun yansıması en son TBMM yayınlanan Filistin ile ilgili kınama metnine HDP’nin imza atmışıdır. Diğer konularda imza koymayan HDP kendine oy veren Filistin duyarlılığı olan kesimi görmezden gelemedi. Özellikle Erdoğan döneminde Filistin meselesinde şüphesiz Türkiye ciddi adımlar attı.. Buna paralel olarak ülkemizde de mesele daha çok gündeme geldi.

MESCİD-İ AKSA’NIN STATÜSÜ

Günümüzde İsrail ve destekçilerinin gücü Doğru Kudüs başkent olan bir Filistin Devleti’nin tüm dünyada tanınmasını engellemektedir. Mekke’de Beytullah, Medine’de Mescid-i Nebevi’ye silahlı girilememektedir. Aksa için silahsızlandırılması ve Filistinlileri koruyucu bir askeri gücünde Doğu Kudüs’e getirilmesi için İsrail zorlanmalıdır. Aynı şekilde Gazze ablukası kaldırılması için uluslararası baskı artırılmalıdır. Mısır mutlaka Refah kapısını açmalıdır. Tüm bunlar için çok çaba ve etkin diplomasi gerekli. En önemlisi Müslümanların yaşadığı ülkeler daha çok adım atmalıdır.