FULYA ADININ ANLAMI

Yuko Nogami Taylor Kovid-19 tablosunu 2 bin 900 dolara satmış. Bugünün Kovid-19 tablosu bu…

Yuko Nogami Taylor Kovid-19 tablosunu 2 bin 900 dolara satmış. Bugünün Kovid-19 tablosu bu… Avusturya’da pastanelerde virüs şeklinde pasta ve kurabiyeler çıkmış. Pandemiyi fırsata çevirenler var azizim. Ama bunlar pastacı veya ressam değiller. Pastalar steril ortamda korunuyor, üzerleri örtülüyor. Ama birçok başka şeyin de üzeri örtülüyor, detaylara bakılmadan genellemeler yapılıyor. Mohandas Gandhi “sevgi insanlığın, şiddet hayvanlığın kanunudur” diyordu. Ama bir sincap şiddetinden bahsedemeyiz mesela değil mi?

Akşam dokuz çayı içiyorum. Erol gelip ayılar ormanda yaşamaz mı diye soruyor. Burada kastedilen ayı sembolik bir şey diyorum. Kütüphaneden “Professor Boffin's Umbrella” adlı kitabı veriyorum... Profesör Boffin şemsiyesiyle gökyüzünde uçabilen biri…

Kadim arkadaşım Gülmerih mesaj atmış… Resmini gönderdikleri 1989’daki 21 Mart ağaç bayramında tekvando ve karate gösterisi. Açıklamada Shotokan Karate-do yazıyor. Shoto Çam kokulu dalgalar, Kan ise okul anlamına geliyor.

Çocukluğumuzun geçtiği Adapazarı Orman Bölge lojmanı fotoğrafları da var. Sitenin her yerinde türlü türlü ağaçlar, rengârenk çiçekler… Ne güzel bir yerdi, sivrisinekleri, hatta hamam böceklerini bile özlüyorum. Zaman zaman dolaşmaya çıkıyorum sitede, kafamın içinde binalar, çiçek kokuları, cins cins ağaçlar… Detayları hatırlamaya çalışıyorum.

Büyük bir yerdeyiz, ayaklarımız toprağa basıyor, kozalak topluyor, dut silkeliyoruz. Bisikletle bir kez turlaması bile yoruyor. Gece evimizin önündeki çimenlere uzanıp gökteki takımyıldızları bulmaya çalışıyorum.

Çok şey değişti hayatımızda ama gökyüzü aynı gökyüzü… Ben de bu Büyük Ayı, bu Küçük Ayı diye Erol’a anlatıyorum… Ormanda yaşamıyor muydu ayılar?

Çatıdaki kiremitlerin tonu neydi? Mavi sümbüller… Yolun kenarındaki Fulya çiçekleri, Fulyalar Fulya’yı bilir mi? Otranto (Pulya - Puglia) seferinde Gedik Ahmet Paşa tarafından İstanbul'a gönderilmişti bu çiçekler.

Bizim araştırdığımız anlam ne? Anlamları ıskaladığımız için müzecilik kültürümüzün omurgasını antik çağ kalıntıları oluşturuyor. Milli bir anlayış güdülecekse bu yaklaşımın değiştirilmesi gerek. Leibniz felsefesinin Leibniz’in yaşarken deklare ettiği bir sistem olmayıp, geriye doğru okumalarla inşa edilen bir şey olması gibi… Belki de yazın sebze kurutup kışın tüketmek gibi… Biz de geçmişten inşa çıkaracaksak bunu doğru yapmalıyız. Mesela edebiyat müzelerini yaygınlaştırmalıyız. Necip Fazıl ve Arif Nihat gibilerinin şiirlerinin neden hakkıyla dünyaya açılmadığı da bir başka soru... Yıl 2021 olmuş, yabancı dillere doğru dürüst çevirileri yok.

Gülmerih’in gönderdiği fotoğraflara geri dönüyorum. Kadim arkadaşımın yazdıklarından bir inşa çıkıyor azizim.