FUTBOLCULARIMIZI RAHAT BIRAKIN

Ozan CEYHUN 19 Eki 2019

Avrupa Birliği'nde her geçen gün sorunlar artmakta. Üye ülkelerin çoğunun ekonomisi oldukça kötü durumda. İşsizlik ve gençlerin geleceğine yönelik sorunlar acil çözüm bekliyor. Bir de buna "Brexit" nedeniyle gündeme gelecek olan ek sorunları ekleyebiliriz.

AB üyesi ülkeler ne içişleri ne de dışişleri alanında ortak politikalar konusunda ciddi bir şekilde anlaşamamaktalar. Bunun yanı sıra ABD Başkanı Trump’ın AB’ye yönelik baskıları AB üyesi ülkelerin Rusya, Çin ya da İran gibi ülkelerle ilişkilerini de bozmakta. Tüm bu saydıklarımız sorunların sadece bazıları. Bir liste yapmaya kalksak gazetemizin bir sayfasını doldurabiliriz.

Hal böyle iken AB sığınmacılar konusundaki çaresizliğini unutup Türkiye’nin “yüzde yüz haklı” Barış Pınarı Harekatı’na takmış durumda. Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği bundan önceki harekatlar sayesinde terör belasından kurtulan AB aynı şekilde sığınmacılar krizi yaşamıyorsa bunu da Türkiye’ye borçlu.

Ancak AB şimdi Türkiye’ye her türlü baskıyı yaparak Barış Pınarı Harekatı’nı durdurmaya çalışıyor.

Oysa Türkiye net bir açıklama yaptı. PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı YPG terör örgütü tüm teröristlerini ve silahlarını bölge dışına çekerse harekâtı sona erdireceğini ve bölgeyi de Suriye’de oluşacak demokratik bir yönetime teslim edeceğini açıkladı. Türkiye’nin gerekmedikçe tek bir gün daha fazla harekât yapmak ve gerekmedikçe tek bir gün daha fazla Suriye topraklarında kalmak gibi bir niyeti yok.

AB gerçekten bölgede barış ve huzur istiyorsa ABD ile birlikte YPG terör örgütünün Türkiye-Suriye sınırını terk etmesini sağlaması gerekiyor. Suriye’nin içine doğru 30 km’lik bir alanda teröristlerin olmaması Türkiye için çok önemli. Çünkü aksi takdirde YPG terör örgütünün roket saldırıları Türkiye’de can ve mal kaybına neden olmakta. Bu kadar basit. “AB bunu anlayamıyorsa acaba derdi nedir?” diye sormak gerekiyor.

Örneğin AB’nin en güçlü ve etkin ülkesi Almanya, 70’li yıllarda Almanya’da RAF (Rote Arme Fraktion) terör örgütü ülkeyi kana bularken nasıl bir tavır almıştı? RAF terör örgütü iş adamlarını kaçırıp katlediyor, savcılara suikast düzenleyip öldürüyor ve uçak kaçırıyordu. Çok kan döktüler. Tüm Almanya tam bir “olağanüstü hâl dönemi” yaşadı. RAF terör örgütünün kaçırdığı şahıslar ya da uçak nedeniyle teröristlerle pazarlık yapmayı ret etti Almanya. Almanya “biz teröristlerle masaya oturmayız” dedi ve teröristleri “etkisiz” hale getirdi. İşte Türkiye’de şu anda aynısını yapmakta. 

Öte yandan Türkiye’nin haklı operasyonuna destek veren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yapılanlar ise tam bir skandal. 

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Fransa Milli Takımı futbolcularıyla sayısız fotoğrafını gördük. Fransa maçları sona erdiğinde futbolcuları kutlayan Macron’u “asker selamı” ile selamlayan Fransız futbolcular konusunda ne UEFA ne de Fransa Futbol Federasyonu bir soruşturma açmamış.

Peki şimdi niçin Türk futbolcularla uğraşmakta Sayın Macron?

Türkiye Milli Takımı’nın Arnavutluk’u “1-0” yendiği maç sonrası ve Fransa ile “1-1” berabere kaldığı maç sonrası Türk futbolcular “asker selamı” verdi diye kıyameti koparanların asıl amacı ne acaba?

Türkiye’de nerdeyse her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bir akrabası ya terör saldırılarında öldü ya da yaralandı. Ne bekliyorsunuz? Teröre bunca kurban veren bir ülkenin vatandaşları terörle mücadele eden askerleri ve polisleri desteklemeyecekler de kimi destekleyecekler?

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı sayesinde Türkiye terör belasından kurtulacak. Çünkü PKK terör örgütü artık Türkiye içinde eylem yapamadığından YPG ile birlikte Suriye topraklarını kullanmakta. Oradan Türkiye’nin sınır köylerine ve kasabalarına saldırılar yapmakta. Çok sayıda insan bu nedenle öldü ya da yaralandı. Evler yıkıldı. İnsanlar bu nedenle köylerini terk ettiler.

Türkiye Milli Takımı’nın oyuncuları da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve haklı olarak bu harekâtı destekliyorlar. Ne bekliyorsunuz?

Türk futbolcular elbette sembolik bir “asker selamı” ile teröre karşı mücadele eden asker kardeşlerini motive edebilirler. Bunu “sorun” haline getiren AB üyesi bazı ülkeler ve UEFA “teröre karşı” değil mi? “Terörü lanetlemek” ne zamandan beri “spora politika karıştırmak” anlamına gelmekte? 

Almanya’da da benzeri durumun olması oldukça üzücü. Almanya 2. Ligi’nde oynayan St Pauli Futbol Takımı’nın Türkiye’de transfer ettiği ve Türk vatandaşı olan bir futbolcusunu “sosyal medyada bir destek paylaşımı” yaptığı için kadro dışı bırakması ve ardından satışa çıkarması aslında tam bir “skandal”. St Pauli Futbol takımı ve geçmişte PKK terör örgütü lehine etkinliklerde de gördüğümüz taraftar grubu “teröre karşı” değiller mi?

Alman Bild Gazetesinin kışkırttığı yayınlar sonucu Almanya Milli Takımı’nda oynayan Türkiye kökenli iki futbolcuya yapılanlar da ortada! Üstelik bununla da kalmadı olanlar. Almanya’da amatör liglerde oynamakta olan “Türk” takımlarından bazıları da aynı nedenle büyük para cezaları ödemekle tehdit edilmekte.

Şimdi soruyorum; spora kim politika karıştırıyor acaba?

Futbolcuları rahat bırakın artık!