GAZETECİLER VAR

Ne çeşit gazeteci olursan ol, ülkenin nabzını, halkını, zorluklarını yokluklarını mutlaka bilmelisin.

Çeşit çeşit gazeteci var.

Siyaset yazanı var.

Ekonomi yazanı var.

İstihbarat yazanı var.

Ve köşe yazarları var.

Var da var.

Ne çeşit gazeteci olursan ol, ülkenin nabzını, halkını, zorluklarını yokluklarını mutlaka bilmelisin.

Hatta şu zorlu dönemden geçerken elin mecbur bileceksin. 

Mecbursun yani aslında.

Hatta sosyetik, üst sınıf, geliri bol, zengin, iyi yaşam süren gazetecilerden de olsan.

Bileceksin arkadaş.

Tuzun çok kuru, tuzun hep kuru, tuzun pek kuru olabilir, olsun da.

Eyvallah kim ne diyebilir ki.

Gözümüz valla yok.

Allah daha da versin.

Neden yazıyorum.

Ertuğrul Özkök 30 senedir hepimizin tanıdığı köşesini okuduğu gazeteci beyefendi.

Siyâset yazar, aşk yazar, kadın erkek ilişkisi yazar, seks yazar, çıplaklık yazar, kadın vücudu yazar, ünlüleri yazar, seyahatlerini yazar, peynir yazar, şarap yazar.

Her şey yazar yani.

Yazmış.

Evimizin salonu bir bahçeye açılıyor, ya da bir apartman dairesindeki penceremiz hafif aralık ise. 

"Yaz başı akşam saati dışarıdan müzik sesi geliyor, kendinizi bırakın" diyor..

"Toscana ya da Çeşme'deki bir evde olduğunuzu hayal edin" diyor.

"İşte tam bu sırada dışarıdan bize gelen müzik şu olur" muş diyor. 

Rober Schumann' ın Adagro&Allegro in A-Hat Majör, ya da Beethoven'in An Die Germe Geliebte'si olurmuş.

Sabahtan beri çabalıyorum.

Hiçbir aralıktan müzik sesi gelmiyor.

Kendimi bırakayım diyorum bırakamıyorum.

Ne Toscana, ne Çeşme yarımadasında bir evde kendimi hayal edemiyorum. 

Kulağımı uzatıyorum, kafamı uzatıyorum, olmuyor, olmuyor..

O söylediğininiz müziğin tek satırı yok.

Zaten dinlemem bilmem ama, bilmediğim de, yok yani gelmiyor. 

Zaten oralarda evin yok ise hayal etmek çok zor.

Ben de bu süreci kuvvetli, metanetli, sabırla dik durmaya çalışarak geçirenlerden biriyim.

Her gün kendimi şarj ediyorum.

Moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum.

İnsanlara moral veriyorum.

Hadi Bodrum'da bir evde hayal edin kendinizi asla diyemiyorum.

Olumsuz, paranoyak teorilerden uzak tutmaya çalışıyorum.

Ama ülkem, zorlukları, İşkur önündeki kuyruklar, cebinden 2.5 TL çıkan adam, İşkur’a cebinde 5 kuruşu olmadığı için 4 saat yürüyerek gelen adam, beni benden alıyor. 

Küçücük evlerde çoluk çocuk aylardır boğulup kalan aileleri düşünüyorum.

Çocuklar evde.

Eve giden ekmek derdi ne olacak.

Düşünmeden edemiyorum.

Üzülmeden yapamıyorum.

Endişe etmekten yorgunum.

Nasıl toparlanacağız hiç bilmiyorum.

Bu dönem, hiç olmadığı kadar.

Herkes kendinin nöbetçisi ya, belki de kendinize göre nöbet tuttuğumuz yer farklı.

Demem o ki, pek müsait değiliz. 

Almayalım. 

Funda'nın aklındakiler…

... Ülkemizde çok ilginç insanlar.

Zorlu dönemlerde bu ilginç insanları seyretmek çok keyifli.

Bak bak dur.

Önce maske.

Maske yok bana gelmedi, babama geldi anneme gelmedi, eczanelerde yok, bana mesaj geldi, gittim vermediler, maske de maske.

Sonra AVM.

AVM'ler neden açıldı, bence erken, sokağa çıkma yasağı varken AVM açılır mı? Bak izdiham var, kuyruk var, hani sosyal mesafe, hani maske, o da yok.

Neden büyükler sokağa cumartesi değil pazar 2 saat çıkıyor?

Çocuklar neden hafta içi çıkıyor?

Allah’tan bir sorun, başka yeni bir sorun çıkar çıkmaz diğerini yok ediyor. 

Yani biri sorun diğerini yaşatmıyor.

Canım ülkem.

Anlamak çok zor da.

Kendisi ile itişe kakışa bir ömür geçirmek.

Zor olmalı.

... Bill Gates.

Çok zengin, uçsuz bucaksız şuursuz bir serveti ve parası var.

Dünyanın en zenginleri listesinde.

Hani geçen sene çocuklarına miras bırakmayacağını, onlarda çalışsın kendi paralarını kazansınlar diye açıklama yapmıştı ya.

Demiş ki;

Dünyada 2.5 milyar fazla insan yaşıyor.

Fazla derken.

Umarım bu fazlalıkta siz de varsınız.

Miras kalmayacak ama, kızgın ve öfkeli olabilirler, en azından çocuklarınız umuyordur.

Başkalarına ömür biçmek çok yanlış ve biz de çok günahtır.

Biz hep Allah bilir! deriz.

Sana ne.

Seni gidi katliam tutkunu adam.