TT_Ekim


GEÇMİŞ Mİ, GEÇEMEMİŞ Mİ!

Twitter hesabınızda, kadını göz göre göre eziyor, kimliğini hiçe sayıyor.

Sevgili Ayşe Özyılmazel;

Dün sabahtan beri sosyal medyada yazılanları çizilenleri okuyorum. Mehmet Üstündağ bir başlık atmış “Geçmişinden Kaçamazsın” diye. Aslında ne doğru laftır o. Haberin içeriği inanın gram ilgimi çekmiyor fakat sonrasında yazılanlara tepkisiz kalamadım.

Twitter hesabınızda, kadını göz göre göre eziyor, kimliğini hiçe sayıyor. Kadına şiddet! İnsanlar özgürce yaşar ilişkilerini, kadını itibarsızlaştırma, kadın erkek eşitsizliği, sözel şiddet gibi yasak ilişkileri destekleyici paylaşımları gördükçe, merak ettim neler olacak diye ve okların size döndüğünü gördüm. Tabi yaşanmış olanları ben de hatırladım, çünkü geçmişi insan unutamıyor. Bazı söylemlerinizden benzer ortak noktalarımız olduğunu da gördüm. Biliyor musun benimde annem aldatıldı ve yuvası yıkıldı. O dönem kimse anneme yapılan bu duruma duygusal şiddet demedi. Kimse “yuvası yıkılmış bu kadının” deyip, öbür tarafa “sen ne yapıyorsun?” da demedi. Hatta öbür tarafın yeri geldiğinde söylediği sözleri ayakta alkışladınız. Eee o zaman ezilen kadına destek yok muydu, yuvası yıkılan kadınlar ezilmeli miydi, kadının kimliği gerçekten önemsiz miydi? Yoksa bunlar şan, şöhret, para, pul, bulunduğun konumla mı doğru orantılıydı?

Biliyor musun, babam bizi ben 7 yaşındayken terk etti ve ben de hiçbir zaman baba sevgisi nedir bilmedim, yaşadığın duygusal boşluğu en iyi ben anlarım. Ama ben hiçbir zaman kendimi ya da duygularımı dürüst olmayan evli bir adamın, arkasında gözü yaşlı bıraktığı insanların vebali ile doldurmadım. Çünkü bu duygusal boşluk dediğiniz, bir bahane değil tercihtir, hırstır. Umarım ki genç kızlarımız, sizlerin geçmişte yaptığınız belki doğru, belki yanlış tercihleri kendilerine örnek alıp bu durumları meşrulaştırmazlar. Bugüne kadarki yaşadığım süreçte gördüğüm üzere bir kadının en büyük düşmanı; egolarına, kötü niyetlerine, hırslarına yenik düşmüş diğer kadınlardır. Daha bir kadının, diğer kadının yaşadığı hayata, ailesine, ilişkisine saygısı yokken başkasının saygı duymasını bekleyip, klavye başında atıp tutmak bana çok komik geliyor. İyi insan olamadıktan sonra varsın meşhur olmuşsun, zengin olmuşsun, istediğin noktaya gelmişsin, ne fayda? Hepsi bir gün geçip gidecek sadece geçmişte yaşanılanlar konuşulacak!  Aşktan sevgiden bahsediyorsunuz ya, başkalarının gözyaşları üzerine kurduğunuz kirli yaşamlara aşk diyerek o kutsal duyguları karalamaktan vazgeçin lütfen!

Ayrıca sevgili Fatih Altaylı; size, mesleğinize, yaşınıza, konumunuza sevgim ve saygım sonsuz. Ama artık zaman hızlı geçiyor, emekliye ayrılıp, güzel bir sahil kasabasında huzurlu ve keyifli bir hayat yaşamanız için en doğru dönem olduğunu düşünüyorum. Bir değerlendirmenizi öneririm.

Sevgilerimle...